ÖNCE CAN SONRA CANAN MI
Önce canan tabii ki! Ama burada "Canan" sadece bir isim değil, “sevdiklerim” demek… Onların kolayca etkilenmemelerini, kötü haberlerin bile onları sarsmamasını isterdim. Hep derler ya; “Allah kaza vermesin; kazasız belasız kullan.” diye… Ama bu cümlede kaza ve bela yan yana geldiğinde, insan bir tuhaf oluyor. Hep olumsuzluk üst üste biniyor. Oysa ben, sevdiklerimi hep güzel temennilerle anmak isterim; mutlulukla, iyilikle… Çünkü onlar benim "canım" yani hayatımın en değerli parçaları… Ve aslında sadece ben değilim, milyonlarca insan da aynı şekilde hissediyor. Hepimiz sevgi ve iyi niyet titreşimleri yaratıyoruz, buna içtenlikle inanıyorum.
Ama tabii, her şeyin ardında bir gerçek var. Her habere inanmamalıyız… Mesela bir zamanlar Oytun Hoca "Corona bizi es geçecek, bizim genlerimize tutunamıyor.” dediğinde ne kadar da rahatlamıştık. Hah, sonra ne oldu? Hepimiz biliyoruz. Her ne kadar bilim insanları açıklamalar yapsa da; güvenmek bir yanda, şüphe etmek bir yanda… Bu yüzden, "önce tedbir, sonra tevekkül" diyorum. Eşeği sağlam kazığa bağla, sonra geri kalanı bırak.
Hayat gerçekten de bizim kontrolümüzde olmayan gizemli olaylarla şekilleniyor. Komşumuz depremlerle sarsılıyor ve Türkiye için büyük bir tehdit olduğu söyleniyor. Tsunami, deprem, yanardağ patlaması... Birçok felaket ihtimali ardı ardına gündemde… Ege Denizi'nden suyun çekildiği haberleri geliyor ve bu, doğal afetlerin her an kapımızı çalabileceğini hatırlatıyor.
Peki bu belirsizlik içinde nasıl sakin kalacağız? Gerçekten kolay değil. Ama belki de en büyük çözüm, korku ve panik yerine sağduyulu ve hazırlıklı olmak... Korku, zihnimizi bulandırır. Felaketlere karşı bilinçli olmak, bize güven verir.
Kendimize ve sevdiklerimize güvenmek, her şeyin gelip geçici olduğunu hatırlayarak iç huzurumuzu korumak belki de en büyük çözüm… İç huzurumuzu nasıl koruyacağız? Onu da size sorayım… Sahi nasıl? Neler yapıyorsunuz? Anlatın biraz…



















