KİMSE ÖLMÜYOR SEVMEKTEN
Takma kafana,
Kimse ölmüyor sevmekten,
Her gece bitiyor gün doğarken sancıyla,
Ölünmüyor dedim ya
Vazgeçince kavgadan.
Yeni bir gülüşe,
Yeni bir yalnızlığa varıncaya kadar.
Biliyorsun,
Yalan söylüyor şairler,
Sevmekle dönmüyor dünya,
Zamlar acıtıyor canını insanın,
“Limitiniz doldu” diyen uyarılar,
Savaş çığırtkanları,
Bezirgânlar,
Ya buğday başakları gibi
Düşerse toprağa oğullar?
Hiç bir şiir anlatmıyor,
Mermilerin nasıl deldiğini bedeni,
Nasıl parçaladığını şarapnelin,
Uykuda toz toprak eden bombayı,
Kimse bilmiyor kazanan kim?
Bu savaşta kim kârlı?
Kimse tutmuyor kimsenin yasını,
Ölenler için siliniyor bu zamanda oyunlar,
Ne gülüşü kalıyor gece,
Ne aynada yüzü.
Onca takılmışsın hani
Burnunda sivilceler?
Ölüler güzel olmaz değil mi anne?
Yaşarken hatırlanmamışsa,
Solmuşken benzi
Görmemişsen,
Son sözü ses olmamışsa.
Kimse sevmiyor kimseyi,
Zaten kendine aşıktı nergis,
Suların berrak olduğu göllerde
Oysa
Sarı güllere küsecek zaman değil.
Bulanık aynalarda seviyor insan kendini,
Yalan yarım kalmaklar,
Acımıyor kimse,
Kendinin değilse sancıya.
Oysa dört nala koşuyor hayat,
Dört nala yalnızlığa,
İsyanlarda korkuyla,
Fikrini söylese sokakta,
Yahut yalnızlığa sarılıp,
Dar sokakta tek kalınca,
Ağlamak üzere sancılara.
Kimsenin sesi yok yalnızlıkta,
Bölüşmüş,
Bölünmüşüz nasılsa,
Alt kimlik,
Üst benlik,
Okumuş,
Anlamamışız kendimizi.
Herkes nasıl da istiyor sevilmeyi,
Daha sevemezken kendini.
Kimse bilmiyor barışı,
Nasılsa kendiyle kavgalı,
Kimsenin tırnağında yoksa mezar toprağı.
Bakma serzenişime,
Ben de kaçtım çoraktan,
Ayvalık’ta bir kıyıda mülteci düşlerim,
Sağımda zeytin tedirgin,
Solumda limon ağacı,
Haberlerde
Üçüncü Dünya Savaşı.
Düşkündüm ben de aşka,
Huzura acıkmıştım,
Bakmasam ekranlara.
Bir ağaç diktim bugün,
Zeytin
İklimindedir.
Nicedir su toplamamıştı ellerim.
Hasretimde suladım,
Martı sesleri ektim,
Sonra sürdüm yüzümü,
Yaprağın da sana
En çok barışa,
En çok barışa…



















