Advert

Geçmişe Yolculuk / Bilgi Şakar

Yazan: Bilgi Şakar -GEÇMİŞE YOLCULUK

DENEME - 11-09-2025 17:56 682 kez okundu.

Geçmişe Yolculuk / Bilgi Şakar
Advert

GEÇMİŞE YOLCULUK

Yolum düştü; gittim, okuduğum okulun kapısında durdum. Çok değişmişti, on yedisinde girmiştim o kapıdan ilk. Okuyacaktım, başka çarem yoktu. Küçük bir ilçede bitirdiğim liseden sonra girdiğim ilk sınavda kazanmıştım orayı.

Dünyanın en bahtiyarlarından biriydim o anda. Bir öksüzü bağrına basacaktı bu okul. Nasip olur da bitirirsem ben de yüzlerce çocuğu bağrıma basacaktım, bir anne edasıyla annesizliğimi kendime kalkan yaparak. Girdim öyle çocuksu daha tam büyümemiştim ama büyüyecektim orada. Artık benden başka kimse yoktu yanımda kendi kendime yaslanarak büyüyecektim.

Buldum sınıfımı, girdim içeriye elimde sadece o güne kadar olabildiğin tek çantayı koluma takmıştım. Üzerimde ilk defa giydiğim açık renkli bir pantolon, üstünde bir gömlek vardı rengini hatırlamadığım, saçlarım alabildiğine uzun önünde kâküller.

Gece gibi bir nehir gibi uzun, simsiyah. “Bahtım kara olmasın ak olsun” diye dilemiştim. Sarmışım dün geceden saçlarının uçlarını, kıvır kıvır yollar gibi bir yerden alıp bir yere götüren yollar gibi ayıran kavuşturan yollar gibi. Gözlerim bal köpüğü ve ışıl ışıl parlıyor ama ürkek biraz korkak attım geleceğime ilk adımımı, attım geçtim.

Orta sıralarda bir yerde oturdum. Etrafıma baktım hepsi benim gibiydi. Göç yoluna dizilmiş kervanlar gibiydik. Anadolu'nun dört bir yanından ülkelerini yüceltmek amacı için yola çıkmış gençler omuz omuza duruyordu. Kim bilir nerelerden gelmişlerdi, geleceklerini yazmak için iyi bir insan olmak için büyümek için kimisi evinden uzaklaşmak için gelmişti belki ama ben öyle değildim benim tek şansım oydu okumak okumak ve okumak.
Kürsüye baktım birkaç yıl sonra ben de orada olacaktım ve hakkını vermeliydim bana edilen emeğin ve ettiğim emeğin. 

Ülkemin güzel yarınları için çalışmam gerekiyordu ve kendi yarınlarım için de. Bu güzel ülkenin ekmeğini yediğim toprağın suyunu içtiğim pınarın boy verip büyüdüğüm bu uçsuz bucaksız bozkırın hakkını ödemeliydim. İnsanoğlu onurlu yaşamalıydı kimseye muhtaç olmadan.

Bunları düşünerek girdiğim o sınıfta ara sıra şaka yapılırdı yeni gelen birinci sınıflara. Biz de öyle çok açıkgöz falan değildik, safça temizce şeylerdik. Hepsini yutardık sonra anlardık ki büyük sınıflar küçük sınıflara hep şaka yaparmış. Bu burada bir gelenekmiş. O da tuzu biberi olsun hadi. Bulduk buluşturduk kitapları aldık. Yurt zaten yanı başımda iki adım okulla aynı bahçede. Ayrıca bir yol parası vermeyecektim, eğitim hayatım okuldan yurda yurttan okula.

Allah devletimize zeval vermesin; kız yurdu var erkek yurdu var kocaman bir bahçesi var, tıpkı özgürlük gibi. Bakıyorum kimi Munzur Dağı'na bakıyor kimi Ağrı Dağı'na bakıyor kimi Erciyes'e; bütün okullar gökyüzüne bakıyor gökyüzüne özgürlüğe.

Evet fikirlerimiz değişmeliydi, fikirlerimiz gelişmeliydi, biz büyümeliydik. Önümüzde upuzun bir hayat var. Acaba nerelerde ne yaşayacaktım, hangi duraklarda duracaktım? Ben kalemi defteri çok seviyorum, ya o kitap kokusu yok mu en sevdiğim kokuydu. Toprak kokusu gibi çay kokusu gibi ekmek kokusu gibi.

Defteri, kitabı okulu çok seviyorum; belki de avukatlığı değil de öğretmenliği kazanmam bu yüzdendi. Derinlerde bir yerde o kalemin gıcırtısını o kağıda düşen siyah noktaları o kitabın kokusunu sevdiğim için. Evet ben öğretmen olacaktım, öğretmen olacaktım. Benim zorlu hayatımı yaşamasınlar diye diğer kızlar için erkekler için öğretmen olacaktım. Onların yollarını aydınlatmak için kendim için ülkem için insanlık için insanlar için. Belki tek  bir tuğla da olsa ben koyacaktım o koca binaya. İmar edecektim. Ayrılık zor geliyordu. Evet çok özlüyordum doğduğum yerleri, kardeşlerimi ablamı, ağabeylerimi...

Keşke babamı da özleyebilseydim! Yine de ekmeğini yedim evinde barındım ocağından yemek yedim, her ne kadar kaşlarıyla şimşekler çaktırsa da yine de babamdı o. Ama ondan korkmak çekinmek değil de onu sevmek isterdim. Şöyle gidip boynuna sarılıp onu çok sevdiğimi söylemek isterdim. İçimde bunları defalarca hayal etsem de o duvarı bir türlü aşamadım bir türlü gerçekleştiremedim bu cansız hayali. Olsun yine de ben onun kızıyım, binlerce kızlar gibi.

Babasının kızlarına onları sevdiğini hiç söylemediği ve kızlarının da  babalarına onu sevdiğini hiç söyleyemediği bir coğrafyanın çocuğuyum ben. Ben bozkırın kara kızıyım. Bozkır kadar serttir burada bakışlar. Onlara sarılamayan annelerinin yokluğunun boşluğunu dolduramayan babalar!

Evet o yine de benim babam. Koca bir bozkırın ortasından gelmiştim. Ülkemi yüceltmek için ay yıldızı dalgalandırmak için gönlümü yeşertmek için aklımı çoğaltmak, içimde coşkun akan o ırmağı denize ulaştırmak için. Ben denizleri çok severim, gökyüzünü de çok severim; o zamana dek hiç deniz görmemiştim ama çok seviyordum yine de. Dedim ya su benim içimdeki bütün acıları sanki alıp götürürmüş gibiydi.

İçimde Türkiye'min  her yerine sevdalı Sakarya gibi Kızılırmak gibi Meriç gibi Fırat gibi akan birçok ırmak vardı. Yaşatan, yeşertmen! Evet burada yeşerecektin boy verecektim kök salacaktım sonra da bayrağı devralıp benim gibi fidanların büyümesi için onlara yardım edecektim. Ben öğretmen olacaktım. Kurumuş topraklara yağmur olup yağarken güneş görmeyenlere güneş olacaktım.

Akıllara zihinlere dolacaktım, belki bir parça ışık bir parça yıldız, hepsi ama hepsi ben olacaktım. Evet zordu evden uzakta olmak, tek olmak yalnız olmak gurbette olmak zordu. Her zaman paramız olmazdı ama yine de ağabeyimle ablam hep bana destek olurdu. Arkadaşlarım çok iyiydi, zamanla kardeş gibi olmuştuk zaten.

Birbirimize destek olduk, onlar da benim gibi küçük birer serçe kuşuydu. Kiminin bir kanadı kırıktı kiminin kalbi. Benim hem kanatlarım hem kalbim kırıktı. Bazı şeyler onarılmıyor; olmuyor, ne yaparsanız yapın onarılmıyor, onları onaramıyorsunuz. Usta eller taşısanız da olmuyor!

Bütün sınıfları, koridorları teker teker gezdim; voleybol oynadığımız salona baktım, orada küçük bir kız vardı, kendimi gördüm yine.  Gözleri hâlâ ışıl ışıl, şu andaki gözlerimin feri sönmüş olsa da o gözleri orada tekrar gördüm, bana bakıyordu. Eski ben yeni bene bakıyordu, gençliğin bütün ışıltılarını taşıyarak. Yıllar önce oturduğum sıraya gidip oturdum. Kendimden bir iz aradım, "Acaba benden önce kimler oturmuştu ve benden sonra kimler oturdu kimler oturacak?" diye düşündüm.

Evet devam etmeliydi elbette ki bu döngü, birileri gidecek birileri gelecekti. Kokusunu aradım gençliğimin, azmimin içime çekmeye çalıştım. Belki o eski günlerden bir yerlerde izim kalmıştır diye. İçimden bir şeyler kopup geldi; burada yaşanan sevdalar, konuşup gülüştüğümüz eğlendiğimiz anlar, sınavlarda döktüğümüz terler bir bir  gözümün önünden geçiyordu..

Çok güzel günlermiş zor olsa da çok güzelmiş. Çıktım ağır ve bir okula yakışır büyüklükteki kapıdan. Gözüm bir şeyler arar gibi birilerini arar gibiydi. Bahçedeki ağaçlar öyle duruyordu, bayağı yaşlanmışlardı tıpkı bana benziyorlardı.

Çok yakındı yurt, şöyle bir göz geçirdim, "Acaba yurda alırlar mı?" diye düşündüm. Gittim görevliyi gördüm, selamlaştım. Önceden burada okuduğumu bu yurtta kaldığımı anlattım, "İçeriyi gezmem mümkün mü?" diye sordum. Aslında pek de mümkün değildi ama gözlerimdeki hasret buğusu damlaları görünce bana eşlik etti beni kırmadı. Odamı buldum. Oda değişmişti önceden prefabrikti. Uzun uzadıya bir salon gibi yan yana dizilmiş odalar tıpkı trene benziyorlardı. Sabah kalkınca sıra bulamazdık, lavabo önünde çok beklerdik, buz gibi olurdu kışları. Tıpkı yüreğimiz gibi. Biz de birbirimizin  yüreğini ısıtırdık.

Oturdum bir ranzaya kendi ranzammış gibi hayal ettim. Bir zaman üstte yatsam da daha sonra alttaki ranzada yatmaya başlamıştım. Sararmış yastıklar, çok yeni olmayan battaniyeler yayları gevşemiş yatakların üstünde. Demir ranzalar demir dolaplar vardı. Oralarda neler sakladık oralara neler koyduk ne anılar biriktirdik. O kadar çok gözyaşım var ki bu yüzden sararmıştır o yastık yüzleri. Evet sonunda o okulu bitirdim. İsmimi sordu görevli, söyledim "Bilgi." dedim. "Şimdi yanında öğretmen yazar belki şair yazıyor ama  burada okuduğumda sadece Bilgi vardı." dedim. "Ah ne kadar güzel, tam bir öğretmene yakışan bir isim!" gülümsedim, teşekkür ettim.

Sırtımda çok yük vardı, omuzlarımda bir ülkenin geleceğine adanmış bir baş taşıyordum bu yaşa dek. Gözlerim hep çevreyi tarıyordu, kendimden izler bulmaya çalıştım. Her köşede gülüşen kızlar konuşan kızlar vardı sanki kendimi aradım orada arkadaşlarımı aradım.

Memleketten erzak koli gelirdi ara sıra bana da eli öpülesi ablam kete, kurabiye yapar biraz çeçil peynir evde ne varsa koliler yollardı. Nasıl  sevinirdik, yiyeceklerle birlikte sanki oradan bir parça da gelirdi. İçinde özlemle yazılmış bir mektup. Artık mektup da kalmadı ya!

Bir keresinde yurttaki bir masaya ismimizi kazımıştık. "Masa çoktan gitmiştir." diye düşündüm, "Yıllar yılı senden neler gitti kalbinden neler gitti ömründen neler gitti, hiç masa gitmez mi?" diye düşündüm. Geceleri otururduk kızlarla sohbet ederdik. Sonra odamızın çok da büyük olmayan penceresinden ay ışığı dolardı süt gibi beyaz gümüş renkli demir dolaplara, demir ranzalara vururdu ışığı dökülürdü beton zemine, hepsine şahittim. Güneş ilk ışıklarını bizim oradan verirdi her sabah, biz de güneşle yeniden doğardık. Güneş bizim oradan doğardı güneş doğudan doğardı. Her yeri aydınlatırdı.

Güneş ayrım yapmazdı, insanlar gibi değildi. İşte o her yeri aydınlatan  güneşim ben. Güneş olmaya karar vermiştim bütün ömrünce.

Karanlık iyi değildi, cehalet boynu vurulması gereken azılı bir düşmandı benim için. Görevli artık geri dönmemiz gerektiğini hem sözle hem yüzüyle ifade ettikten sonra daldığım geçmişin koridorlarından şimdi yürüdüğüm koridora döndüm ışık hızıyla, birlikte yürüdük. "Arada gelen oluyor mu?" diye sordum, "Benim gibi özleyip geçmişini arayanlar geliyor mu?" dedim. 

"Elbette geliyorlar Hoca Hanım," dedi. "Özlüyor insanlar, geliyorlar sizin gibi buraya." 

"Bir şey buluyorlar mı kendilerinden?" dedim, gülümsedi geçiştirdi sorumu. Teşekkür ettim, tekrar tekrar teşekkür ettim. Elimdeki tatlıyı da yanına bırakarak, "Bunları hem siz hem de buradaki güzel kızlara yedirin, geleceğimizin öğretmenlerine!" dedim. Çıktım, üzerimden anılar yığını geçmişti. Geçmiş geçmemişti hep zihnimizdeydi. Yürüdüm ağır adımlarla, her şey çok değişmişti ben de öyle.

Yüzümde çizgiler gözümün ışığı azalmış saçımda beyaz güller açmıştı. Uzun yıllar önce orada hızlı adımlarla yürüyen o ince zarif kız gitmiş yerine başka biri gelmişti. Zamanın hoyrat eli başımızı okşamamış âdeta kazımıştı; yırtıcı bir kuşun pençesi gibi eli hep yakamızdaydı.

Çok şey almıştı bu hayat benden çok şey katmıştı bana yaşadıklarım veya yaşayamadıklarım. İçimde ukte kalan öyle bir diken gibi batan bazı şeyler vardı hiç dillendiremediğim. Artık geçmişten geleceğe dönmek gerekiyordu. Tren garına fısıldadım dedim ki "Belki bir daha gelmek nasip olmaz, insanları hep kavuştur ayırma olur mu?" O da benim kulağıma seslendi, "Ayrılık olmadan insan büyür mü?" Birazını içime birazını yanaklarıma akıttım gözyaşlarımın.

Geçmişi mi özlemiştim, geçmiştekileri mi, yoksa geçmişteki beni mi özlemiştim bilmiyorum. 
Ama burada geçirdiğim zaman beni büyütmüş dönüştürmüş değiştirmişti. Burası hayatımdaki önemli  duraklardan biriydi.  Burayı çok seviyordum ve kalbimin hep bir yerinde kalacaktı ölene dek.

***

TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE  KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...

Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz

Editör: Nüzhet Ünlüer

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Kültür Sanat / Tuncay Dağlı

Kültür Sanat / Tuncay Dağlı

15-06-2026 - DENEME

Saygılı ve Saygın Olmak / Tuncay Dağlı

Saygılı ve Saygın Olmak / Tuncay Dağlı

13-06-2026 - DENEME