GARİP
Bakmayın öyle sevgilimle tatlı tatlı konuştuğuma…
Bu kızı ayarlamak için kaç takla attım, ah bir bilseniz…
O artık sevgilim…
Teni tenime değsin istiyorum. Bu ilk buluşmamız...
Karşımızda karnına kadar denize batmış bir köpek var. Kanalın denizle buluştuğu yerde, köpeğin başı içerde hiç durmaksızın bir şeyler arıyor. Sanki balık yakalayacak. Köpek, balık yer mi ki? Köpeği ilk o gördü. Çok ilgisini çekmiş olmalı. Şaşırıp ellerime yapışsaydı keşke, bahaneyle teni tenime değerdi. “Tatlım, baksana şu köpeğe, ne kadar ilginç değil mi?” deseydi mesela!
Evet, anında bakardım o tarafa. Deniz kenarındayız. Koca bir kayanın üzerine oturmuş bacaklarımızı aşağıya sallıyoruz.
Aylardan ekim, insanlar denizden ayaklarını kesmiş ve asıl sahiplerine kalmış. Martılar çığırtkan sesleriyle başımızın üzerinden pike yapıyorlar. Kefal sürüsü kıyıda. Sevgilim sevinmiş miydi yoksa korkmuş muydu; anladım doğrusu. Onu yeni yeni tanıyorum. Keşke korksaydı.
Hiç şüphesiz ellerini tutardım; yaş on sekiz, henüz bir kız eli tutamadım. Tabi bunu hiçbir arkadaşıma söylemedim. Benim köyde bir Hatcem vardı.
“Mesajlaşıp dururuz, yıllardır.” diyorum. Yerler mi bu numarayı, bilmiyorum. Ama artık bu yalnızlığı nihayete erdirmenin zamanı.
Yoksa onu bir korku filmine mi götürmeliydim? Tüm tüyleri sararmış bakımsız bir köpek karşımızda. Belli ki sokaklarda yaşıyor. Bunu fırsat biliyorum.
“Ne yapıyor ki orada?”
“Sanki balık avlıyor.”
“Bak daha da ileriye gitti, gördün mü?”
“Sanki bir şeyler arıyor.”
Sevgilimin elleri bacaklarının üzerinde, benimse gözlerim onun... Şöyle elimi hafiften yavaş yavaş ona doğru uzatıyorum. Tam elini tutacakken…
“A! Şuna bak, yosun yiyor bu köpek.” diyor. Parmağını havaya kaldırarak söylüyor. Şaşkınlıktan dilimi yutacak gibi oluyorum. Bu köpek için tez yazılır, diyorum. Tüm gerçeklikleri yıkan bir tez olurdu bu.
“Arada bir suyun içine kafasına daldırıp dışarıya çıkartıyor.”
“Şuna bak sevgilim! Kuyruğunu durmaksızın nasıl da sallıyor.”
“Bir şey gördü sanırım, gördüğüm en mutlu köpek bile bu kadar kuyruk sallamamıştı.”
İnsanların ilgisini çekiyor bu hayvan, oynamak istiyor çocuklar. Delikanlılar ıslık çalıyor, hiç tepki vermiyor. Sanki orada hiç kimse yokmuş gibi davranıyor. Zayıf; bir deri bir kemik kalmış. Mama verenler oluyor, canıgönülden. Ardına dönüp bakmıyor bile. O sadece denizin, kanalla birleştiği yerde. Sanki buranın maskotu olmuş.
Çevre halkı sanki onu tanıyor. Hayatımda böylesini de hiç görmedim diyebilirim. Suda onun dünya ile bağlantısını kesecek ne olabilir? Şaşkınlıkla düşünüyorum. Sevgilimle birlikte manzarayı bırakıp, kendimizi de unutup, köpeğe bakıyoruz. Ona hikâyeler uyduruyoruz.
Nedense hiçbir hikâye onun üzerine oturmuyor. Bir şeyler var bu köpekte bilemediğimiz bir şeyler.
Ah! Görüyor musun, yine unuttum sevgilimin ellerini! Aklıma gelince kalp atışlarım hızlanıyor, yüzüm kızarıyor. Vücudumdan yüzüme doğru sıcak bir kan yürüyor, içim çekiliyor, kaslarım sertleşiyor.
Köyden, Foça’ya göçeli hayli zaman oldu. Ben derslerden başımı kaldıramadım, neyse ki üniversiteyi kazandım; hem de istediğim bölümü. Ya üniversiteyi kazanmayıp da ne yapacaktım? Ya köyde kalıp çoban olacaktım ya da şehre gelip okuyacaktım. Aman neyse!
Sevgilim atlıyor, “Canım baksana! Tuzlu suda durmaktan bacak tüyleri dökülmüş.” diyor.
Elini farkında değilmiş gibi, bacağımın üzerine bırakıyor. Elini tutmanın tam zamanı sanırım, yanılıyor muyum? Ellerim kalkmıyor. Hay Allah! Şimdi sırası mıydı? Oysa doyasına sarılmak isterdim ona. Bugün bu işi yapmalıyım.
“Of! Zavallı neler geçirmiş, ne yaşamış bu böyle.” Birlikte film izler gibi bakıyoruz, köpeğin hareketlerine. Hava sıcak değil, hatta onun üşüdüğünü düşünüyoruz. “Kalkıp biraz salam alalım, yesin gariban.” diyoruz. Bir koşu marketten salamı alıp köpeğe vermeye çalışıyoruz. Köpek bizi bakmıyor. Bizde elimizdeki salamları yeni doğum yapmış bir kediye veriyoruz.
Bizi gören bir ihtiyar sesleniyor. “Hey çocuklar, beni bekleyin!” diyor. Ayaktayız; beyaz sakallı bir adam geliyor, elinde bastonu; bacakları titrek.
“Hadi bakalım, sizi şuradaki kahveye alalım, alalım da şu köpeğin hayatını anlatalım. Saatlerdir buradan sizi izliyorum, belli ki merakta kalmışınız.” diyor ve birlikte kahveye geçiyoruz.
İhtiyara ve sevgilime hemen birer sandalye çekiyorum. Oturuyoruz, derhal “Üç çay!” diyorum. İhtiyar elindeki bastonu bırakıp derinden bir “Of!” çekiyor. Sevgilimin elini ve tenini ikinci plana atıyorum. Başlıyor anlatmaya. “Adı Garip’tir. Bizimse maskotumuz, tam beş senedir burada. Birkaç kez yiyecek verdik, yemedi. Önüne sizin gibi salam, sosis koyduk, üstüne de yalvardık yine yemedi.
Kesinlikle reddediyor. Bir süredir onu görmemiştim, acaba başına bir şey mi geldi, kanalın pis suyu onu hasta mı etti diye düşünürken, dün çıka geldi, eski dost. Onu gördüğüme çok sevindim. Yine denize açılan kanalın yemyeşil suyu içinde kuyruğunu pervane gibi sallayarak dolaşıyor.”
Sevgilimle durup onu izliyoruz, kulaklarımızda ihtiyarda. İhtiyarın birden sesi titriyor, gözleri nemleniyor, uzaklara çok uzaklara dalıp gidiyor. Bizse tüm dikkatimizi ona vererek dinliyoruz. Belli ki, kaderin derin çizik atıp ve kanattığı bir yerdeyiz.
“Sahibi beş yıl önce burada kalp krizi geçirip öldü. Cesedini kıyıya çıkarıp, kumların üzerine yatırdılar. Garip de sahibinin yanından ayrılmadan uzun süre ağladı. Gözlerinden yaş geliyordu. O günden beri buradan ayrılmadı. Sürekli denize bakar ve sahibinin gelmesini bekler. İnsanlarla ve diğer hayvanlarla iletişim kurmaz. Asla kendine verilen yiyecekleri yemez. Sadece yosunla ve yakaladığı yengeçlerle beslenir.
Deniz kıyısından asla ayrılmaz. Geceleri de yine kıyıdaki kayaların arasında uyur. İlgilenenler, götürmek isteyenler oldu onu. O başka bir yere götürülürse hemen ölür oracıkta.”
deyince, sevgilim birden elimi tuttu.
Gözlerinden yuvarlanan yaşlar üzerine damlıyordu. Yüreğime koca bir yumru oturmuş, nefes alamıyordum. Çünkü içli içli ağlayasım vardı. Bu olay bana Japonya’da, Tokyo Üniversitesi’nde çalışan profesörün Hachiko isimli köpeğini hatırlattı. Anıtı dikelecek kadar sadık olan köpeğini. Birçok insandan daha vefalılar. Birlikte ayağa kalktık ve ihtiyara teşekkür ettik. Neye uğradığımı hiç anlayamadan sevgilimi kollarımda buldum.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz



















