EY AŞK
Ey aşk, sen büyük bir inkılapsın... Yüreklerde kalıcı devrimler yaparsın... Üç harf, tek hecesin lakin girdiğin her kalbe ya cenneti ya da cehennemi yaşatırsın... Seni tanımlamak mümkün değil... Seni bilmeyen hangi akıl aşıkların halinden anlayabilir?
Ey aşk söyle, kalbim neden perişan, neden huzursuz?
Şu koca yeryüzü neden dar geliyor yüreğime? Sevmek güzel şey ise neden ben acı çekiyorum?
Ey aşk, senin memleketin neresi? Gözler mi, bakışlar mı yoksa gülüşler mi? Sahi var mı senin bir memleketin?
Ferhat'a dağları deldiren, Mecnun'a çölleri mesken ettiren, Züleyha'ya hayatı zehir eden hangi memleketindir?
Ben bir Mecnûn ya da Ferhat değilim, lakin bir bakış ile girdin kalbime, yuvalandın aklıma, inkılaplar yaşattın bana... Ruhuma verdiğin acılar bütün zevklerin çok ötesinde... Bir devrimciydin oturdun kalbimin baş köşesine... Ben, ben olmaktan çıktım, bütünüyle sen oldum... Yüreğim ise kanunlarına amade...
Ey aşk, o seninle geldi fakat çekip gitti. Sen ise kaldın, onsuzluğa rağmen gitmedin... Söyle bana ey aşk, o mu seninle geldi yoksa sen mi onunla geldin? Bak yine yürek soframı tıpkı ilk bahar gibi hazırladım, belkiler umutlarına sarılarak bekledim... Yine gelmedi...
Belkiler tadında da olsa umutların, hayallerin ölmediğine inanmak istiyorum, içimdeki inanca inanmak istiyorum... Aşk, bir bekleyiş, bu bekleyişin adı ise belkidir... Ve benim ömrüm belkiler gemisinde geçip gidiyor...
Sen hiç doğmayacak bir güneşe umutlarını bağladın mı ya da gecenin karanlığında güneşi gördün mü?
Devasa bir yangının içinde gülümseyen bir gül gördün mü? Sen Leyla'sını yitiren bir yürekle yaşadın mı?
Sen maşuksuz bir aşkın tutsağı oldun mu hiç ? Sen severken sadece onu düşündün mü? Benimle ya da bensiz iki cihanda da hep mutlu ol dedin mi? Onu kendin için değil, onun için sevdiğine inandın mı?
O giderken, sen öfkeni dualara dönüştürdün mü?
Ey aşk, onu sen getirdin bana, seninle geleni yüreğimle yüreğim kadar sevdim... Gelişi zamansız, gidişi amansız olsa da onu sevdim ve hep seveceğim...



















