EMEK
Alın teriydi alnından akan.
Ellerin yüreğin ustası gövdeni tutan.
Sabahın telaşı, akşamın yorgunluğuydu.
Saatlerden geçiyordu gün fabrika önlerinden,
Taştan duvarları saklıyordu çileli bakışları.
Sokaklardan, caddelere taşan kalabalık yürümeye yol bulamıyordu.
Aklın kapısı karışık düğüm düğüm.
Selgin bedenini, yalpalayan ayaklarını toprağa değdiren gücüne inanarak direniyordu.
Sessizliğin şarkıları çınar ağacının dallarını titretiyordu.
Umudun mavisi göklere uzanan bir maviydi.
Biliyordu, görüyordu, çalışıyordu.
Yüreği ile çok incinmişti.
Yaşamak zorlu sınavdı.
Gördükleri hep aynı döngünün izlerini taşıyordu.
Beden yorgunluğu diye bir his var ya insanı yoran, çalışmaktan çok.
İşte öyle garip duyguydu.
Zaman tüm işçilerin patronuydu.
Yetişmeden, değmeden her gün aceleci geçip gidiyor yanımızdan.
İç çekişlerin bakışlarında incelen dünya insanı.
Ağacı yaprağında yeşilden, sarıya dönen.
Çocuktu sevinçler gülmeyen yüzleri güldüren.
Küçük yaşın olgunluğuna erişmiş bedenler kendinden büyüktü.
Sokakta oynayan çocuklar yoktu.
Hayatın küçük arılarıydı bal taşıyan kovanlara.
Kraliçeyi yaşatmak içindi, çabaladığın emeğin ziyanı.
Hani nereden baksan tükenmişlik yakıyor canımızı.
Ne bitecek gibi ne de gidecek gibi.
Sesin çıkmadığı yerden ezilmenin derin derdi.
Gücüne inanmanın mayası yılları mayalayan. Yarınlarda pusulası zaferi gösterir.
Ve biliyoruz ki,
Emeğine inanmak, karanlığına ulu bir ışık olur yanarak.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz



















