CENAP ŞAHABETTİN
2 Nisan 1871'de Manastır'da doğdu. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında şehit olan Binbaşı Osman Şahabettin Beyin oğludur. Babasının ölümü üzerine altı yaşındayken ailesiyle birlikte İstanbul'a geldi. Bir süre Tophane'de Mekteb-i Feyziye'ye devam etti daha sonra girdiği Eyüp Askeri Rüştiyesi'ninı yıkılması üzerine Gülhane Askeri Rüştiyesi'ne geçti.
1880 yılında buradan birincilikle mezun olarak Tıbbiye İdadisi'ne girdi. Burada iki yıl okuduktan sonra Askeri Tıbbiye'nin beşinci sınıfına kabul edildi ve eğitimini tamamlayarak 1889'da doktor yüzbaşı olarak mezun oldu.
Başarılı öğrenciliği sebebiyle 1890 yılı başlarında cilt hastalıkları alanında ihtisas yapmak üzere devlet tarafından Paris'e gönderildi ve burada dört yıl kaldı. Paris'den döndükten sonra Haydarpaşa Hastanesi'nde bir süre çalıştı, oradan Karantina İdaresi'ne geçti ve İstanbul'dan ayrılarak Babülmendep Boğazı’ndaki Kamer Adasına karantina doktoru olarak gitti. Buradan döndükten sonra 29 Ocak 1897'de Hicaz'a giden sağlık heyetinde yer aldı.
Karantina Dairesi bünyesinde Mersin (1899-1902) ve Rodos'ta (1902-1905) görev yaptı. Memuriyet hayatının sonlarına doğru Daire-i Umur-ı Sıhhiye ikinci başkanlığında bulundu (1909-1912). 1911 yılında Paris'de toplanan sağlık konferansına Osmanlı Devleti'ni temsilen katıldı. Son olarak 1913-1914 yıllarında Meclis-i Sıhhiye Genel Müfettişliği görevinde bulundu ve Birinci Dünya Savaşı başladığı sırada kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.
Emekli olduktan sonra 1914 yılında Dârülfünun Edebiyat Fakültesi Lisan Şubesi Fransızca tercüme müderrisliğine tayin edildi. Ardından Garp Edebiyatı müderris vekilliğine getirildi. Savaşın sonlarına doğru Dördüncü Ordu Komutanı Cemal Paşa'nın maiyetinde Şam'a gitti. Buradan döndükten sonra Süleyman Nazif'le birlikte Hadisat gazetesini çıkardı. 1918-1919 yıllarında Tasvir-i Efkâr gazetesi tarafından iki defa Avrupa'ya gönderildi.
30 Mayıs 1919'da Osmanlı Edebiyatı Tarihi müderrisliğine atandı. Derslerinde o sırada sürmekte olan Millî Mücadele'yi küçümseyen sözler sarf ettiği ileri sürülerek öğrenciler tarafından diğer bazı hocalarla birlikte istifaya zorlandı. Bu iddialar ve daha önce yazdığı bazı siyasi yazıları sebebiyle Ali Kemal, Rıza Tevfik, Hüseyin Dâniş ve Barsamyan Efendi ile birlikte Dârülfünun'daki görevinden istifa etmek zorunda kaldı (Eylül 1922).
Cenap Şahabettin’in Edebi Kişiliği
Tanzimat’tan sonra Batı edebiyatı tesirinde gelişen Türk şiirinde Abdülhak Hamit'in ardından en büyük yenilikleri yapanlar arasındadır. Çocuk denecek yaşta şiire ilgi duyan Cenap Şahabettin'i bu alana çeken ve ona ilk şiir bilgileriyle şiir yazma zevkini aşılayanlar içinde Mustafa Asım Efendi, Muallim Naci ve mahalle komşuları olan Şeyh Vasfi zikredilir. Üçü de dönemlerinde Divan Edebiyatı geleneğini sürdüren şairlerdendi.
Cenap Şahabettin’in sanat hayatı şu evrelerden oluşur:
Muallim Naci Etkisindeki Evre (İlk şiirler)
Abdülhak Hamit Tarhan ve Recaizade Mahmut Ekrem Etkisindeki Evre (Yeni şiirlere yöneliş dönemi)
Paris Yılları (Fransız şiirinin sanat algısını benimsediği dönem)
Servetifünûn dönemi
1908 sonrası dönem
Şiir Hakkındaki Görüşleri ve Bazı Eserlerine Dair Önemli Notlar
- Eski edebiyatı taklitçi ve samimiyetsiz bulur.
- Fuzûlî, Bâkî ve Nedim beğendiği Divan edebiyatı sanatçılarıdır.
- Daima yeni şiirden yana olduğunu dile getirmiştir.
- Şiirle ilgili yazılarında çağdaş Fransız edebiyatına ve şiirine sık sık atıfta bulunur.
- "Şiirde güzellikten başka bir şey arayamam" sözü meşhurdur.
- Serbest müstezatın en başarılı iki isminden biridir (diğeri de Ahmet Haşim'dir.)
- Sembolizmin ilk başarılı temsilcisi olarak değerlendirilebilir.
- Hece ölçüsüne kesin bir dille karşı çıkmıştır. Aruz ölçüsünü daha ahenkli bulmuştur. Bütün şiirlerini aruz ölçüsüyle kaleme almıştır. Aruzla ilgili görüşlerini "Felsefe-i Evzân” adlı eserinde bir araya getirmiştir. Bu eserini Raik Vecdî takma adı ile yayımlamıştır.
- Sanat hayatı boyunca hiçbir siyasi şiir kaleme almamıştır. Daima “sanat için sanat” ilkesi doğrultusunda eserlerini kaleme almıştır.
- Cenap Şahabettin şiire Şeyh Vasfi ve Muallim Naci etkisinde başlar.
- İlk şiirleri gazel şeklindedir. Eski tarz bu şiirler Cenap Şahabettin’e göre kendisine sadece “aruz, kafiye, dil hakimiyeti” gibi teknik konuIarda birikim sağlamıştır.
- Cenap Şahabettin için ikinci evre, Recaizade ve Abdülhak Hamit Tarhan’ın parlak yıllarını yaşadığı dönemde onlardan etkilenerek kaleme aldığı şiirlerdir. Özellikle Abdülhak Hamit Tarhan etkisinde kalarak yazdığı şiirlerini Gülşen adlı gazetede yayımlar. İşte Cenap Şahabettin’in “Tamat” adlı eseri, bu ikinci evrenin yani etkileniş sürecinin ürünüdür.
- Sanat hayatında üçüncü evre ise Fransa yıllarıdır. Cenap Şahabettin, Fransız şiirini yakından tanıma fırsatı bulur ve Fransız sembolizmini daha derin bir bakışla incelemeye başlar.
- Sone nazım biçimini kullanan ilk sanatçıdır. Bazı kaynaklar bu konuda Süleyman Nesip isminden bahsetmektedir.
- Murg-ı Siyah adlı şiiri, hem sone tarzındadır hem de ilk alegorik şiiridir.
- Temaşa-yı Leyal adlı eseri, Türk edebiyatının en güzel “akşam” şiirlerindendir.
- Yâr-ı Muhayyel, serbest müstezat şeklinde kaleme alınmış uzun bir şiirdir. Bu şiirde sevgilinin kendisi için aslında bir şiir perisi olduğunu ve şiirin nasıl olması gerektiği üzerinde durmuştur.
- Ta’yin-i Metalib adlı eseri, Tevfik Fikret’in Ömr-i Muhayyel’ine benzetilmektedir.
- Kendi hayattayken herhangi bir şiir kitabı yayımlanmamıştır.
- Şiirlerini Evrâk-ı Leyâl adı ile bir kitapta derlemeyi düşünmüş; fakat bu eser kendi sağlığında yayımlanamamıştır.
- Tabiat konulu en meşhur şiiri Elhân-ı Şitâ‘dır. Elhân-ı Şitâ bir serbest müstezat örneğidir.
Elhân-ı Şîtâ
Cenap Şahabettin’in “Elhân-ı Şitâ“sı Edebiyat-ı Cedîde şiirinde sıkça işlenen hayal-hakikat çatışması, hakikatin hayale üstün gelmesi, hüzün gibi temler eşliğinde tabiatı, karın yağışını tasvir eder.
Manzumede bahar ve bahara ait çiçekler, kuşlar, kelebekler hayali, neşeyi sembolize eder. Karlar, yavaş yavaş bahar mevsimine ait ne varsa hepsinin üzerini örterler. Bu tabiat olayı, ölüm ve dolayısıyla hüznü de beraberinde getirir ve şiirin sonunda kar yağışı hızlanır. Karlar her yanı kaplayarak, bahara ait tüm unsurların üzerini kaplar. Böylece hakikat, hayale üstün gelmiş olur. Bu bakımdan Elhân-ı Şitâ, Halit Ziya’nın Mâi ve Siyah romanını andırır.
Dekadanlık Tartışmaları
“Dekadanlar” adlı makale Ahmet Mithat tarafından kaleme alınmış ve Sabah gazetesinde yayımlanmıştır. Ahmet Mithat bu yazısında Serveti Fünun kuşağını ve özellikle de Cenap Şahabettin’i hedef alarak Fransız taklitçisi olmakla eleştirmiştir. Serveti Fünun ve özellikle de Cenap Şahabettin’i, Fransız şiirini anlatacak bir şeyleri olmadığı gerekçesiyle sahte bir müphemliğe yönelen güruh olarak değerlendirmiştir.
Bu makale, edebiyat dünyasının bir anda gündemi olur fakat o sırada Cenap Şahabettin karantina doktoru olarak Süveyş’tedir. Cenap Şahabettin, Ahmet Mithat’ın eleştirilerine karşılık olarak “Dekadizm Nedir?” başlıklı yazısını kaleme alır. Bu yazıda dekadizmin Fransa’daki kökleri üzerinde durulmuştur.
Cenap Şahabettin. “Dekadizm Nedir?” yazısında “dekadan” kelimesinin etimolojisini detaylı bir şekilde ele almış ve Ahmet Mithat’ı “daha kavramın anlamını bile bilmeden saldıran” bir kalem olarak eleştirmiştir. Bu kavramın Fransız edebiyatında hangi anlamlarda kullanıldığını örnek metinlerle açıklamıştır.
Bu yazı, Cenap Şahabettin'in şiiri nasıl yorumladığını anlamamız açısından önemlidir. Cenap'a göre yeni şiir için “kaynaklara dönülmeli ve var olan kültürel birikim yeniden çağ realitesi bağlamında yeniden değerlendirilmelidir.”
Bu tartışmaya Şemsettin Sami, Samih Rifat, Hüseyin Cahit, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, İsmail Safa gibi isimler katılır. Süleyman Nazif “Dekadan” adlı şiiri ile tartışmaya dahil olur.
Cenap Şahabettin’in Dil ve Edebiyat Görüşleri
Latin alfabesinin kabulünden yanadır. Latin alfabesinin kullanımı durumunda Avrupa medeniyetine daha kolay erişilebileceğini savunmuştur.
Osmanlıca'yı sürdürmekten yanadır, bu görüşünden dolayı Milli Edebiyatçıların hedefi olmuştur.
Ona göre edebiyatın toplumsal bir görevi yoktur.
Edebiyat hakkındaki görüşlerini dile getirirken sık sık musikiye değinmiştir.
Kapalı ve süslü bir anlatım benimsemiştir.
Cenap Şahabettin’e göre dil, kendi zamanında şekillenir ve buna bağlı olarak da edebiyatta düşünsel ve biçimsel yenilikler yapmak kaçınılmazdır.
Nesirdeki en büyük korkusu tekdüzeliktir. (İttırat)
Nesir dilinde ona en yakın isim Süleyman Nazif’tir.
İsmail Habib Sevük’ün Türk Teceddüt Edebiyatı Tarihi’ni beğenmemiştir. Bu edebiyatımızdaki meşhur polemiklerden birini ortaya çıkarmıştır.
Cenap Şahabettin’de Nesir
Hac Yolunda
Hac Yolunda, Cenap Şahabettin’in Cidde’ye görevli olarak giderken izlenimlerini yansıtan 17 mektuptan oluşmuştur. 1897 yılında Servetifünûn’da neşredilmiştir. Cenap Şahabettin'in nesir vadisindeki ilk önemli başarısıdır. Eser boyunca okuyucu Mısır’a dair atmosfer başarı ile nakledilmiştir. Bu eserin ilk bölümlerini Tevfik Fikret’e gönderen Cenap Şahabettin, eserini Kabe’ye gidecekler için yararlı bir eser olarak takdim eder.
Afak-ı Irak
Afak-ı Irak, Tasvir-i Efkâr’da yayımlanmıştır. Yazarın Bağdat’a yaptığı seyahatin izlenimlerinden oluşmaktadır. Birinci Dünya Savaşı yıllarına rastlayan bu eserde bölge topraklarındaki İngiliz sömürgesinin boyutlarını Türk okuruna başarı ile aktarmıştır. Bağdat’la ilgili izlenimlerini aktarırken Fuzûli'ye dair görüşlerini de paylaşmıştır.
Suriye Mektupları:
Cenap’ın bu eseri yayımlanmamıştır. Edebiyat çevreleri tarafından başarısız bir eser olarak değerlendirilmiştir.
Avrupa Mektupları
I. Dünya Savaşı günlerinde Cenap Şahabettin Avrupa’yı dolaşır, Tasvir-i Efkâr gazetesinde yayımlanan izlenimler, kitap olarak 1917 yılında yayımlanır. Kitapta 22 mektup bulunmaktadır. Bulgaristan, Romanya, Çekoslovakya, Macaristan, Almanya’yı, gidiş ve dönüşünde tasvir eder. Bu eserde hem Avrupa coğrafyası hem de I. Dünya Savaşı atmosferi başarılı bir sentezle ele alınmıştır.
Nesr-i Harp
I. Dünya Savaşı dolayısı ile yazdıkları makalelerden oluşmaktadır. Burada savaş felsefesinden, Türk askerinin özelliklerinden, gazilere karşı sosyal sorumluluk bilincinden bahsedilmiştir. Türk Neferi, Yarım Şehitler adlı yazıları bu kitabın en meşhur bölümlerini oluşturmaktadır.
Nesr-i Sulh
Bu bölüm; Ali Canip ile aralarındaki edebi tartışmaya ilişkin cevap niteliğindeki yazılardan, Tevfik Fikret hakkındaki düşüncelerinden oluşmaktadır.
Tiryaki Sözleri
Vecize niteliğindeki sözlerinden oluşmuş bir eserdir. Bu eser yazarın tezatlı düşünme gücünü göstermesi açısından önemlidir. 361 sözden oluşmaktadır.
Allah’tan her şeyi isteyebilirsin yalnız para isteme. Çünkü Allah parayı sevmez ve sevmediği için ancak sevmediklerinden bazılarına verir… Düşün: Hiç Allah’ın sevebileceği adamlarda paralı adam gördün mü? (Tiryaki Sözleri)
Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh, Tiryaki Sözleri 1918 yılında aslında tek kitap olarak yayımlanmıştır.
Gazeteciliği
- 1902- 1910 yılları arasında İttihat Terakki’nin çıkardığı Şurâ-yı Ümmet Gazetesi’nin başyazarlarından biri olarak önemli yazılar kaleme almıştır.
- 1908 sonrasında Tanin Gazetesi’nin ünlü yazarlarından biridir.
- Hürriyet Gazetesi’nin başyazarlığını yürütmüştür.
- Peyam-ı Sabah Gazetesi’nde Milli Mücadele karşıtı yazılar kaleme almıştır.
- 1908-1914 yılları arasında Tanin, Tasvir-i Efkâr ve Hak Gazetelerinde günlük konular üzerinde yazdığı yazılardan bir derleme olarak Evrak-ı Eyyam adlı eseri yayımlanmıştır.
- Yahya Kemal, Evrak-ı Eyyam'ı bir “şaheser” olarak değerlendirmiştir.
Tiyatro Eserleri
Körebe
Yalan
Küçük Beyler
Körebe
İki perdelik bir oyundur. Küçük bir komedi olarak değerlendirilir. Kitap olarak yayımlanmış ve sahnelenmiştir. Konusu bakımından Şair Evlenmesi’ne benzetilmiştir genellikle.
Yalan
Oynanmış fakat kitap olarak basılmamıştır.
İbsen türü bir tragedya olarak tasarlanmış, fakat başarılı bulunmamıştır.
31 Mart olayları sırasında subayları öldürdüğü için idam edilen bir erin köydeki babasının ıstırap ve utancını konu alır.
Küçük Beyler
Hüseyin Suat ile birlikte yazmışlardır.
Bu eser daha sonra yeniden Hüseyin Suat tarafından biraz değiştirilip genişletilerek Züppeler adı ile yayımlanmıştır.
Cenap Şahabettin’in Tüm Eserleri
Şiir
Tâmât (1887)
Seçme Şiirleri (1934, ölümünden sonra)
Bütün Şiirleri (1984, ölümünden sonra)
Terâne-i Mehtap
Tiyatro
Körebe (1917)
Küçük Beyler
Yalan
Düzyazı:
Hac Yolunda (1909)
Evrak-ı Eyyam (1915)
Afak-ı Irak (1917)
Avrupa Mektupları (1919)
Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh ve Tiryaki Sözleri (1918)
Vilyam Şekispiyer(1932)
Tiryaki sözleri (Özdeyişler)
Suriye Mektupları
Cenap Şahabettin Şiirlerinden Örnekler
Elhan-ı Şita (Kış Nağmeleri)
Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
Eşini gaib eyleyen bir kuş
gibi kar
Geçen eyyâm-ı nev-bahârı arar.
Ey kulûbun sürûd-ı şeydâsı,
Ey kebûterlerin neşîdeleri,
O bahârın bu işte ferdâsı:
Kapladı bir derin sükûta yeri
karlar
Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar.
Ey uçarken düşüp ölen kelebek,
Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek
gibi kar
Seni solgun hadîkalarda arar.
Sen açarken çiçekler üstünde
Ufacık bir çiçekli yelpâze
Na’şın üstünde şimdi ey mürde
Başladı parça parça pervâze
karlar
Ki semâdan düşer düşer ağlar.
Uçtunuz, gittiniz siz ey kuşlar;
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
gibi kar
Sizi dallarda lânelerde arar.
Gittiniz, gittiniz ey mürgan,
Şimdi boş kaldı ser-te-ser yuvalar,
Yuvalarda -yetîm-i bî-efgan:-
Son kalan mâi tüyler kovalar
karlar
Ki havâda uçar uçar ağlar.
On Ölüm Şarkısı
Rüzgar değmez oldu artık yüzüme
Gün ışığı kapıma boş yere gelir;
Kötü bir düş gibi dolar gözüme
Bu toprak bana dağ, size tepedir!
Toprak yukarda, gül, aşağıda yılan!
Elimde kelepçe, gözümde burgu!
Toprak, kemiğimden etimi soyan
Hırsız, kanlı katil, kefen soyucu!
Bütün uzuvlarım bana darılmış
Kulağım unutmuş artık sesimi;
Hepsi ayrı ayrı hayale dalmış
Bu omuz, bu ayak bu el benim mi?
Girdiğim çukurdan iki facia:
Burda karınca dev, insan noktadır;
Toprağın altında bir zaman daha
Tırnaklar ve saçlar uzamaktadır!
Ölüler, ölüler, koşun imdada!
Ölüler, sizin en yoksulunuzum!
Ölüler, koşun ki öbür dünyada
Topraktan bir sema ile mahpusum!
Yağmur çisil çisil üstüme yağar.
Tabiat kardeşim yasıma ortak;
Şehrin üzerinde uçan bulutlar
Serviler ucunda sallanan bayrak!
Hakikat-i Sevdâ
Bir şüphe-i hissiyye ile dalgalanır dil;
Bir heykel-i gül-rû dikilir kalb üzerinde;
İnsan bütün ahzân ü meserrâta muâdil
Bir tatlı dönüş hisseder âvâre serinde
Her cevf-i hayâtî, sevilen şeyden ibaret
Bir lem’a-i nev, şaşaasıyla eder ihfâ;
Bir berk arkasından ederek ömrü temâşâ
Bin müddet için göz kamaşır… İşte muhabbet!
Pek boştur o his, lakin o boşlukla dolar dil;
Âfâk-ı hayatiyyedeki cevfi o örter;
Herkes hep o boşlukta arar bir tutacak yer
Pîrâmen-i ömründeki girdâba mukâbil
Sevdâya mukabil duyulur ruhta her gâh
Bir def-i peyâpey ile bir cezb-i peyâpey;
Bir istiyor insan onu, bir istemiyor… Âh
Sevmek bile doğmak gibi, ölmek gibi bir şey!
Senin İçin
Sesin işler gibi bir şuh kanat gamlanma
Seni dinlerken olur kalbim uçan kuşlara eş,
Gün batarken sanırım gölgeni bir başka güneş;
Sarışınlık getirir gözlerin akşamlarıma…
Doğuyor ömrüme bir yirmi sekiz yaş güneşi
Bir kuş okşar gibi sen saçlarımı okşarken.
Koklarım ellerim gülleri koklar gibi ben;
Avucundan alırım kış günü bir yaz ateşi.
Gönlüme avdet eder her unutulmuş nisan
Ne zaman gençliğini yolda hırâman görsem.
Eskiden pembe dudaklarda dağılmış busem
Toplanır leblerime, bir gece dargın olursan.
***
KAYNAKLAR
Türk Edebiyatı. Org internet sitesi
Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü internet sitesi



















