Advert

Bir Sabah Anaforu / Ebru Bozcuk

Ebru Bozcuk -BİR SABAH ANAFORU

DENEME - 02-06-2025 23:29 623 kez okundu.

Bir Sabah Anaforu / Ebru Bozcuk
Advert

BİR SABAH ANAFORU

Nerede uyanırsanız uyanın; mutluluğun, içinizin iklimiyle alâkalı olduğunu unutmamak lâzım...

Ne o hayalini kurduğunuz şehir ne o istediğiniz ev (hani şu bahçesinde zeytin ağacı olan meşhur köy evi) ne de rüyalarınızda canlandırdığınız yaşam şekli...

Bunların hepsi sadece bir vasıta.
Bütün mesele içinizin ikliminin nasıl olduğu.
Eylül mü yoksa Nisan mı daha baskın?
Koyu griler mi giyiyorsunuz yoksa maviden yana mı sol yanınız?
Yaş aldıkça sessizlik ve sadelik arayışı da artıyor sanırım. Huzursuz anaforlar içinde kıvranmak istemiyor insan.
Küçük, telaşsız ama zorlamayan, yormayan bir hayat istiyorsun.

Tıpkı Melih Cevdet'in o şahane şiirindeki gibi bir hâl kaplıyor içini.
"Bir misafirliğe gitsem
Bana temiz bir yatak yapsalar
Her şeyi, adımı bile unutup uyusam"

Ne masum ve bir taraftan da ne yorgun bir istek bu, değil mi? Ah bu ruh yorgunluğu...
Mücadele etmekten usanmış bedenlerimiz, böyle bir teslimiyet arıyor belki de. Huzurlu, sessiz bir uyku...
Başka bir coğrafya başka bir sabah başka yüzler başka sohbetler istiyor.
Fakat kaçamadığımız tek şey, işte o içimizdeki ses...
Dönüşebiliyor musun kıştan bahara?
Kendi ritminde iyileşmeye meyilli misin?
Ruhun şarkı söylemeye hazır mı?

Yoksa nedir ki en iflah olmaz dediğin acıları bile bir valize sığdırıp iki parça eşyayla yola çıkmaya bakar her şey.

Tao düşüncesinin kurucusu Lao Tzu, "Yola çıkmak başarmanın yarısıdır" dememiş miydi sonuçta?

Değişiklik değiştirir her şeyi aslında... Gitmekten korkmamak gerektiği gibi dönmekten de korkmamak lâzım.
"Denedim olmadı" deyip kaldığınız yerden devam edebilirsiniz yine.
Yeter ki boşluklarda gezinmeyelim.

Ayağımızı yeniden hangi toprağa basacağımız hangi elin hangi havanın, nasıl bir hayatın bize yeniden iyi geleceğini denemeden nasıl bilebiliriz ki?

Bu hayat bir kerelik büyük ve eşsiz bir mücadele değil miydi?
Kendimizi yüzde yüz kendimiz gibi hissettiğimiz yerler, anlar nelerse onları çoğaltmamız lâzım.

"Burada ne işim var?" dediğimiz yerlerde bir nefeslik an bile durmamak lâzım aslında.
"Hiç sevmiyorum!" dediklerimizi yemeyip "Canım çekiyor" dediklerimizi yemeliyiz.
Yanında iyi hissetmediğimiz insanlardan uzaklaşmalıyız.
'Bu hayat kısacık bir tezahürken', ne için ya da kim için katlanıyoruz ki bunlara?

İyi şeyler dileyelim hayattan.
Birisi çok güzel baksın size ki içiniz aydınlansın. Ya da özlediğiniz birini kucaklayın.
Yaşadığınız dünyaya, siz kendi 'yıldız tozlarınızı' serpin...
İçinizdeki masumiyeti parlatın. İyiliğe hep inanın. Göz bebekleriniz gülsün aynaya baktığınızda...
Yok öyle olur olmaz şeylere kederlenmek. Bu bile kul hakkına girmek değil miydi?
Nefesin oldukça başka bir şeye ihtiyacın olmadığını anlıyorsun.

Sadece kendine değil, başkalarının kalbine de iyi gelmeliyiz aslında.
Çünkü zaten yük olma işini o kadar çok insan yapıyor ki...

Yazar Leyla Erbil'in çok sevdiğim bir sözü vardır.
"Bugün yaşamın anlamı dediğin şey, yarın bir taş parçasından daha anlamsız olabiliyor. Bu kadar ince bekleyişler gerekli mi acaba?" der.

Yol aslında hiç de o kadar uzun değil. Kısa bir tezahür bu sadece.
Kalp ne söylüyorsa onu dinlemeli.
Kendi  yıldız tozlarımızı serperek yola çıkmalıyız.

Kim bilir belki o zaman içimizin iklimi de 'yaz' oluverir...

***

TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE  KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...

Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz

Editör: Nüzhet Ünlüer

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Kültür Sanat / Tuncay Dağlı

Kültür Sanat / Tuncay Dağlı

15-06-2026 - DENEME

Saygılı ve Saygın Olmak / Tuncay Dağlı

Saygılı ve Saygın Olmak / Tuncay Dağlı

13-06-2026 - DENEME