HAMNET / MAGGIE O' FARRELL
16. yüzyıl sonlarının İngilteresi ve küçük bir kasaba.
Hamnet adında bir erkek çocuğu ve ikiz kardeşi, ablası, annesi ile oldukça yoksul bir hayat yaşıyor. Babaları ise Londra'ya gitmiştir; orada eldiven satarak ailesinin geçimini sağlamaya çalışır; bir tiyatro ekibiyle karşılaşır ve o ekibe de düzenli olarak eldivenler satmaya başlar. Ancak dekor, aksesuar, oyunculuk ve yazarlık derken gitgide kendini tiyatro dünyasına kaptırmıştır.
Hamnet'in ikiz kız kardeşi ölümcül bir hastalığa yakalanmıştır ve günbegün erimektedir. Hamnet'in ailesi aynı zamanda üvey anneannesi ve dedesi, dayıları ile birlikte yan yana olan iki evde yaşamaktadır. Annesi ise bu durumdan hiç hoşnut değildir. Çünkü çocukluğu üvey anne zulmü ile geçmiştir.
Hamnet'in annesinin çocukluğu ve gençliği oldukça gizemlidir çünkü gizli güçleriyle birlikte bitki bilimi üzerine doktordan öte bilgilere sahiptir. Sanki bir lokman hekim gibi. O dönemlerde ondan bir cadıymış gibi korkarlar. Genç kızlığında üvey annesi zengin biri ile evlendirmek istese de Hamnet'in annesi gönlünü kasabanın öğretmenine kaptırır ve ondan hamile kalır. Böylece aile istemeyerek de olsa bu izdivacı kabul etmiş olur. İlk çocukları Susanna adında bir kızdır.
Sezgileri güçlü olan kadın iki çocuğunun olacağını en baştan beri hissetmektedir, kısa bir süre sonra ise ikinciye hamile kalır lakin bu sefer ikiz doğurur.
Hisleri iki çocuk annesi olacağını söylerken üç çocuk annesi olmuştur ve buna kendisi de anlam veremez.
Bunu düşünmek bile istemez lakin korktuğu başına gelmiştir ama yine kader oyununu oynamıştır. Çünkü yıllardır hastalıklı olan zayıf kızının üzerine titrerken oğlu Hamnet'i kaybetmiştir.
Londra'dan kızını son bir kez görebilmek için alelacele gelir ancak oğlunun ölümüyle karşılaşarak ikinci bir şok yaşar. Hamnet bulaşıcı hastalığa yakalanmış olan kız kardeşinin koynuna girerek ölümü kendisine çağırmış ve kendini feda etmiş ve sonra ikisi de sağlığına kavuşmuştur.
Büyük bir yas vardır; hem ailede hem kasabada. Cenaze töreninden sonra adam, karısının tüm itirazlarına rağmen Londra'ya geri döner. Ve bir sene sonra çıkar gelir. Ailesine büyük bir ev almıştır. Artık sadece kendilerinin kalacağı büyük bir evleri vardır. Lakin tekrar Londra'ya dönmek zorunda kalan adam, sergilenmek üzere bir tiyatro oyunu çıkarır ve bu oyunun adı “Hamlet”tir. Bunu duyan kadın adeta deliye döner. “Oğlumun ismini kullanarak nasıl bir tiyatro oyunu çıkarır?” diye derhal Londra'ya gider ve oyunu gizlice ve ön yargılı olarak izlemeye başlar.
Sinirlidir.
Ve oyunun o meşhur sahnesi; babanın hayaleti ile oğulun konuşması. Ancak burada ölen baba hayatta olan ise oğul Hamlet’tir ve baba oğluna öğütler vermektedir. Anlar ki kızdığı kocası gerçekte geri getiremediği yaşatamadığı oğlunu oyunda da olsa sahneye taşımış yaşatmış ve kendisi hayalet olmayı seçmiştir. Sahnede ki Hamlet’i oynayan küçük oyuncunun mimikleri, hareketleri, saçı vs bire bir oğlu Hamnet’tir. Yani kocası öyle üzerine çalışmıştır ki birebir oğlunu tekrar canlandırmıştır adeta. İşte bu adam Shakespeare’in ta kendisidir.
Kitap duyumlamalardan ve çok kısıtlı bilgilerden yola çıkılarak uyarlama olarak yazılmış. Birebir yaşanmış gerçek yaşam hikâyesi değil.
Kurguda da şöyle bir yol izlenmiş. Kitap bölüm bölüm yazılırken bir bölüm direkt Hamnet ve ikizinin hastalığından başlıyor. Diğer bölüme geçildiğinde ise annesinin daha genç kızlığı dönemini anlatıyor sonra tekrar güne geliyor sonraki bölümde tekrar geçmişe ve annesinin babasının dönemine geliyor. Yani bölüm bölüm sürekli an ve geçmiş şekilde yazılmış en sonunda geçmişi anlatan bölüm Hamnet'in ölümüyle birleştiriliyor.
***



















