Advert

At...

Yazan: Nevin Bahtışen - AT

ÖYKÜ - 10-09-2022 03:31 2333 kez okundu.

At...
Advert

AT

Şadiye' nın hayalini kurduğu tablo nihayet tamamlanmıştı. Geniş bahçesinde, gözü gibi baktığı hayvanları eğleşiyorlardı.

Yeşilliğin içinde karınlarını doyuran hayvanlara gururla baktı.

Oturdu.Dinlenirken yağız atına takıldı gözü. Evladı gibi severdi onu.

Alnında, el içi gibi beyaz lekesi olan aynalı ineği , buzağısını şımartıyordu. Yavrusunun hoplayıp, zıplamasını izliyordu.

Aynalı 'nın ilk yavrusu olan düvesi, şimdi hamileydi, sinekleri kovalamaktan fırsat buldukça, kardeşine göz atıyordu.
" Hayırlı günler" sesi ile irkildi.
Yemenisinin ucunu boynunun arkasına fırlattı.
" Hayırlı günler Sefer ağa hayırdır? Tarlalarını keşfe mi çıktın" dedi göz ucuyla süzerek.
"Ya, bir dolaştım, baya büyümüş buğdaylar" dedi ve sesinde eğreti duran bir nezaketle devam etti.
"Hani diyorum şu at bende olacaktı, ne kolay gider gelirdim diyorum".
Tek kaşını kaldırıp cevap verdi kadın.
" Ama sizde değil bende".
"Onu diyorum, gelin anlaşalım atınızı almak istiyorum".
"Sefer ağa satılık at yok bizde. O benim her şeyim elim ayağım, vesayitim" dedi.
"Biliyorsunuz benim daha çok işime yarardı. Çalışanları kontrole gidip gelmek için iyi olurdu. Şadiye yeğenim, bu yağız atı istiyorum, gel he de sana iyi fiyat veririm" dedi.
Şadiye gözlerini atından aldı. Bu laf anlamaz adama dikti.
" O parayla gidin başka istediğiniz atı alın. Bende satılık at yok" diye terslendi adama.
Sefer ağa gözlerini, bu iri yarı sağlıklı hayvanda gezdiriyordu.

Kel kafasına geçirdiği kasketle, kafasını korusa da beyaz kaş ve kirpikleri, güneşin parlaklığından mavi gözlerini koruyamıyordu.

Sefer ağa evine döndüğünde hala atı nasıl alabilirim diye düşünüyordu. Kendisine doğru yaklaşan kahya Dilaveri gördü.

Hemen aklına, onun müzmin bekar, Şaziye nin de dul olduğu geldi.
"Gel bakalım Dilaver. Uzun zamandır yanımdasın. Bildiğim kadarı ile bir gönül meselen yok. Varsa söyle. Yoksa seni başgöz edecem ona göre" dedi ve kahkahayı patlattı.
"Yok Beyim" dedi boynunu bükerek.
"Bu gün Şaziyeyi gördüm, güzel kadın biliyorsun dul, işi ve çocukları ile meşgul, tuttuğunu koparan biri " dedi ve dikkatle kahyanın yüzünü inceledi. Dudaklarının kıyısında dolaşan tebessümü fark edince devam etti Ağa.
"Sen aklıma geldin. Bir görüş, konuş anlaşın da istemeye gidelim. Bakarsın bu iş olur. Hem yağız atı ondan değil senden isterim belki" dedi açıkça asıl niyetini belli ederek.
" Ağam ne derse odur" diyerek iyice eğildi karşısında Sefer Ağa ' nın.
Şaziye ahırı temizlemişti. Hayvanların olduğu bahçeye girdi. O esnada Dilaver Kahya geldi.
" Hayırlı günler Şaziye" dedi kadını alıcı gözle süzerek.
Yarım ağızla cevap verdi kadın.
"Hayırlı günler, hayırdır bir şey mi oldu".
"Yaramaz bir şey yok. Uğrayıp hatırını sormak, bir şeye ihtiyacın var mı diye bakmaya geldim".
" Bu nerden icap etti" dedi kadın.
"Bu kadar iş, çocuklar ,senin için zor oluyordur, dedi.
"Allah’a şükür ben üstesinden geliyorum".
"Yalnızlık Allah’a mahsus, belki bir yardımım olur". Çocuklarım var, yalnız değilim, yardıma da ihtiyaç duymuyorum. Hayırlı günler" deyip başından savmak istedi adamı.
"Gelmişken atın nalı düşmüş mü, eskimiş mi baksam"
"Ben bakıyorum her şeyi tas tamam".

Şaziye adamın niyetini anlamıştı .
Kadını süzen gözleri, arada ileride otlayan ata kayıyordu.

Umduğu muameleyi göremeyince niyetinden vazgecti Dilaver.

Çocuklar okuldan gelince herbirine sarıldı tek tek. Başlarını okşadı Şaziye.
" Siz ödevinizi yapınca, hayvanları ahıra yerleştirirsiniz "dedi.
"Ben de dağlıktaki tarlaya gidip bir bakayım, ektiğimiz buğdaylar ne durumda bir göreyim" dedi.

Yağız atına atladı. Başörtüsünün uçlarını arkaya attı. Hadi oğlum dağlığa gidiyoruz dedi. Atının hızlanmasıyla, başörtüsü yanaklarının yanlarında, havanın dolmasıyla şişiyordu. Yazmasının uçları, arkasında filama gibi sallanıyordu.

Dörtnala sürmeye başladı.
Sefer ağa odasındaki pencere kenarındaki sedirine oturmuştu, zihninde hesap kitap işleri, gözleri dışarıda manzara izliyordu.

Şadiyeyi fark etti . Atının üzerinde dimdik oturmuştu. Uçarcasına gidiyordu.
"Ah bee" diye iç çekti. "Peh peh, nasılda sürüyor. Bir kadın ancak bu kadar yakışır atın üstüne" dedi.
"At’ da ne at ama, onu nasıl alırım onun elinden "diye düşündü. Gözden kaybolasıya kadar takip etti.

Tarlaya yaklaşırken havanın değişmiş olduğunu anladı. Atından indi, çok çabuk bir göz atmak istiyordu. Atı terlemişti. Şimşekler çaktığını gördü.
"Hadi oğlum gidelim, yağmur bastırmaya başladı".
Nereden çıkmıştı şimdi bu.

Hava kararıyordu, bulutlar toplanmıştı.
Arada bir ışığın zikzaklar çizerek aktığını görüyordu.
Çok kıymetli yağız atına atladı. Eliyle boynuna doğru okşayarak sevdi.

Elini hafiften şaplattı, sırtına doğru, alıştığı komutu aldı. Atı hızlanmaya başlamıştı.

Yağmur bastırmıştı, ayakları ile dokundu, biraz daha hızlan der gibi.

Artık dörtnala gidiyordu, geldikleri yolda.
Akşamın ilk karanlığı çökerken geldi. Hemen ahıra çekti, ıslanmışlardı...

Sabah kalktı, çocukları doyurdu, okula gönderdi. Ahıra girdi, akşamdan artan yemlerini yiyorlardı. Ama atı göremedi. Hemen ineklerin arkasındaki, atın olduğu yere vardı. Atı yatıyordu. Yanına gitti, her sabah kalkmış olurdu. Niye yatıyor diye düşündü. Bir gariplik vardı, hasta oldu dedi.

Dün akşam üşütmüş olmalı, serin serin esti, üzerlerine inen ip gibi yağmuru düşündü.
Atı dört nala giderken terlemişti, onu anımsadı.
Ellerini sırtında gezdirdi. Gitti önünde çömeldi "Hasta mı oldu benim oğlum" dedi bir anne şefkatiyle.
"Ben sana sıcacık bir yal yapar getiririm, yersin. Birazda üzerini örtelim, terlersen iyileşirsin "dedi. Koştu, hemen yalı hazırladı getirdi. Yesin diye önüne koydu, kokladı biraz yemeğe çalıştı, olmadı bıraktı.
"Canın istemiyor anlıyorum. Ne yapabilirim? Köyde Baytar yok, şehirden getirtmek için o imkan bende yok" diye söylendi.

Atın üzerini örttü biraz terletmek istiyordu.
İnekleri tavukları bahçeye saldı. Atının yanına döndü bir iyileşme göremedi.

Yelesinden tuttu, sevdi benimle kal diye mırıldandı.
Komşuları düşündü, kimden yardım isteyebilirdi. Sefer ağa aklına geldi, hayvanları hastalandığında Baytar getirtiyordu. Hali vakti yerindeydi. O bir şeyler öğrenmiştir, ona sorsam diye düşündü. Ama olmaz başıma musallat olur, uzak dursun daha iyi dedi. Elini kaldırdı ileri doğru salladı, istemediği düşünceyi kovmak ister gibi.

Hüseyin amcanın epey tecrübesi vardır, ona sorarım diye düşündü. Başından kayan başörtüsünü düzeltti, bir koşu gitti.

Hüseyin amcaya olanları anlattı.
"Sıcak yal yaptım, sırtını sardım ama bir iyileşme göremedim" dedi gözleri dolarak.
" İyi yapmışsın kızım, yine de iyileşme göstermediyse, bir daha yapılması gerekiyor. Bir yandan da tuzla sırtını bacaklarını ovmak lazım. Sonra sarılır. Terleyip hastalığını atması için . Ben de yardım ederim" dedi yumuşacık sesiyle.
Hüseyin amca gömleğinin kolunu katladı. Kendinden emin, işini bilen biri gibi, tuzla ovuyordu.
"Gel kızım, tamam bir güzel ovdum, gel sıkıca saralım "dedi.

Yalı da önüne koydu ne kadar yese kardı...
Hüseyin amca, elinde bastonu emin adımlarla ilerliyordu. Sefer Ağa , tarlasını kontrolden dönüyordu.

Adımlarını hızlandırdı, yetişmişti.
" Hüseyin Amca hayırdır nereden geliyorsun?"
" Şaziye kızımın atı hastalanmışta, ona baktım.İyileşmesi için biraz tuzla ovdum, güzelce sardık".
"Demee" diye irkildi, üzülmüştü ama kızgınlık duygusu öne çıkıverdi.
"Bana sat şu atı dedim. Ama nerde ! Keçi kadar inatçı! Satmam diye tutturdu. İki at parası verdim kabul etmedi" deyip ihtiyarı umursamadan aceleyle yola koyuldu. Ardından anlamaz ifadeyle bakakalan Hüseyin Amca kafasını salladı ve usul usul yoluna devam etti.

Şaziye ahırdan çıkmıştı, ahırın kapısını kapatıyordu.
"Şaziye yeğen hele dur, geçmiş olsun, Hüseyin amca atının hastalandığını söyledi. Nesi var bir görebilir miyim?"
"Dün dağlıktaki tarlaya gittim, akşam saatlerde hava bozdu, birazda terlemişti" dedi ve üzgün gözler ile ata baktı.
"Olur böyle şeyler iyileşir" dedi, eğildi baktı, her yerini inceledi.
"Görünürde bir şey yok, güçlü at, iyileşecektir. Değil mi aslanım" dedi, elini atın boynunda gezdirdi. "Bir şey olursa haber ver gelir bakarım, telaş etme sen "dedi.

Sabah çocukları okula gönderir göndermez ahıra girdi. Gözü gibi baktığı, canı gibi sevdiği atı hala iyileşmemişti.

Hayvanları ve tavukları bahçeye saldı. Hemen gitti, sıcak yal yaptı. Koydu önüne yemedi. Tekrar sırtını, bacaklarını ovdu. Üzerini örttü, bir çul daha getirdi örttü.

Öyleye doğru Sefer ağa geldi. "Şaziye yeğenim, hele bir gel" diye seslendi.
"Buyur Sefer Ağa hoş geldin".
" Atın durumu nasıl yeğenim "diye sordu.

Üzgünlüğünü biraz bertaraf etti, güçlü görünmek istiyordu.

Ne gerekiyorsa yaptığını ama daha hala gözlerini açmadığını söyledi. Bir şeyde yemiyor diye anlattı.
Ahıra girdiler, gözleri ile görmek istiyordu. Bir iyileşme yok. Durumu çok daha ciddileşebilirdi.
"Şaziye yeğenim eğer yanlış anlamazsan, atı bana satmanı tavsiye ederim dedi. Baytar getirtirim, ne gerekiyorsa yapmasını sağlarım.

Hemen sözünü kesti.
"Hayır, olmaz "dedi. "Yarın, öbür gün iyileşecektir" diye, kendini sakinleştirmeye çalışırken karşı tarafa da güvence vermeye çalışıyordu. Adam kasketini düzeltti, böyle kendini sakinleştiriyordu.
"Yarına geç olabilir. Gel atı bana sat, hayvan bu durumdan kurtulsun. Gördüğün gibi bir iyileşme yok, yalnız nefes alıp veriyor".

Biraz telaşlandı, ümitsizlik duygusu Şaziye'nin göğsünü sıkıştırdı.

Sefer ağanın gözünden kaçmadı. Kadındaki karamsarlık hali, kendini güçlü kıldı.
Elini uzattı.
"Gel anlaşalım!Hayvan kurtulsun, hemen baytar getirtirim " diye üsteledi.
Şaziye atının etrafında dönüyor, bakıyor belki bir parça iyileşme belirtisi gösterir diye.
"Daha önce verdiğim paranın yarısını veririm" dedi adam pişkin bir suratla.

Kadın şaşkın olduğu yerde kaldı. Onun için o kadar kıymetli bir varlığa, bu yarı parası teklif edilmişti. Bu onun atına hakaretti. Onun için parayla ölçülmez bir değerdi. Adeta canı gibiydi.

Gözlerini atından ayırmadan " Kabul ediyorum, çünkü onu hasta görmek beni üzüyor" dedi.
Bir an önce iyileşsin istiyordu...
"Anlaştık o zaman" dedi adam. Keyfine diyecek yoktu. Çok istediği atı hem de değerinin çok altında almayı başarmıştı.

Baytar gelmişti. Sefer Ağa olanları anlattı, tıpkı Şaziyenin anlattığı gibi.
"İyi bir müdahale, doğru yapmışlar. Ben bir muayene edeyim duruma göre tekrar tedavi uygularız "dedi baytar.

Bekliyorlar verilen ilaçların etkisini görmek istiyorlardı. Yemeklerini yediler, kahvelerini içtiler, sonucu görmek için ahıra gittiler. Hiç bir değişiklik görememişlerdi.

Sefer ağa şaşkın , baytara baktı.
"Böyle kuvvetli bir hayvan biraz olsun iyileşme göstermez mi "diye sordu.
"Bazen olur böyle şeyler, geç haber verdiniz. İyileşmesi zaman alır "dedi.

Sefer Ağa'nın biraz olsun içi rahatlamıştı. Uzun zamandır istediği şeye sahip olmuştu. Kaybetmek olmazdı.

Atının yokluğu içine oturmuştu Şaziye'nin.
Dünden beri iyileşmiş miydi, merak etti. Bahçenin kapısını kapattı, atı görmeye gitmeliyim diye düşündü.

Sefer ağa, Baytar ile evdelerdi. Müsade istedi, çalışanlarından biri Şaziyeyi ahıra götürdü. Atın zayıf ve güçsüz halini görünce ürktü. Yine kımıldamaz yatıyordu, Şaziyeyi görünce biraz kımıldandı, başını kaldırdı, baktı, kafasını gerisin geriye koydu. Medet umar gibi bakıyordu gözleri.
Yanına gitti, başından boynuna doğru sevdi.
"İyi olacaksın, seni her zaman görmeye gelicem "dedi. Başını kaldıramadı ama gözlerini açtı baktı, "tırs" diye ses çıkardı. İçinden bir şeyleri bırakır gibi. Hastalandığından beri ilk defa hareketlendiğini gördü.

Şaziye çok sevindi, iyileşme emareleri diye düşündü.

Çalışanları evin önüne geldi. Sefer ağa ile Baytar’ı, pencerenin önünde sedire oturmuşlardı. Çaylarını yudumlarken sohbet ediyorlardı.

Seslendi, Sefer ağa at biraz hareket etmeye başladı diye söyledi.

Hemen ikiside ahıra geldi.
"Şaziye yeğenim sen gelince at iyileşti herhal " dedi.
"Bilmem ki, inşallah iyileşir "diye karşılık verdi. Yelelerini sıvazlıyordu, kalktı az ilerde bekledi. Baytar tekrar muayene etti, bir şey yedi mi diye sordu.
"Çok az ağzını ıslatır gibi yaptı, ama yemedi. Yardımcı ben gider yeni bir yal yaparım" dedi. Şaziye heyecanlanmıştı.

Baytar, yarın dönecekti, ne gerekiyorsa yaptı. Yıllardır Sefer Ağanın hastalanan hayvanlarına bakardı.

Ayrılmadan önce yapılması gerekenleri anlattı. Madem biraz da hareket etti, zaman alsada iyileşecekti...

Şaziye biraz daha keyifliydi, çocuklarına, yağız atın nasıl başını kaldırıp baktığını, kaç gündür ilk defa sesinin çıktığını anlattı. Yarın yine gider bakarım, daha iyi olur, belki ayağa dahi kalkar diye düşündü.
Bu gün hava çok güzel, atına ait muska vardı elinde, burada kalmış, götüreyim dedi.

Bahçede hayvanlarına bir göz attı, inekleri otluyordu, buzası keyifle zıplayıp koşuyordu. Dört güne kadar atımda buradaydı diye düşündü.

Gidip bakmak için yola koyuldu, elindeki muskaya bir göz attı, iyileşmesini dileyerek muskayı sıktırdı elinde. Başını kaldırdı, gözlerini gökyüzünde dolaştırdı, yardım istediği Rabbini oralarda görecekmiş gibi.

Adımlarını hızlandırmıştı, Sefer Ağanın evinin önüne gelmişti. Kendisi de oradaydı, çömelmiş duruyordu. Misafirini görünce ayağa kalktı.
"Gel yeğenim "dedi.
"Hayırdır, bu haliniz ne ?" diye sordu, içi bir tuhaf olmuştu. Sefer ağa ne kadar üzüleceğini bildiği için, nasıl söylesem diye düşünüyordu.
"İlaçlar biraz daha iyi geldi mi? Gidip görebilir miyim "diye sordu.

Artık göremeyiz, istesekte göremeyiz" dedi. Endişeli gözlerle Sefer Ağanın yüzüne bakıyordu.
"Öldü yeğen ,atımız öldü" dedi. Kasketini başına geçirdi, önünde uzanan tarlasına doğru yürüdü.
Şaziye olduğu yere çöktü. Hayır ölemez dün başını kaldırdı bana baktı dedi. İyileşecekti, elindeki muskayı hatırladı, baktı onu her zaman göreceğimi söyledim.

Elini, sertleşmiş toprağa vuruyordu, yüreğindeki acıdan kurtulmak istiyordu.

Kendine geldi, gidip ahıra bakmayı düşündü, yoktu. Hayvanlarla otlamaya çıkmıştır dedi. Gitti baktı yoktu, Sefer Ağa ,ilerde üzgün bir şekilde oturuyordu.

Arkasını döndü, kendi ahırına gitti yoktu. "Ölmüş " dedi...

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Durakta Zaman / Sabahat Sarıca

Durakta Zaman / Sabahat Sarıca

16-06-2026 - ÖYKÜ

Mor Salkım / Yadigar Uyar Özyapan

Mor Salkım / Yadigar Uyar Özyapan

12-06-2026 - ÖYKÜ