AÇSAM KAPIYI
Açsam kapıyı karşımda sen!
Gözlerinde geceden kalma yıldızlar,
Üzerinde yine gök mavisi elbisen.
Açsam kapıyı karşımda sen!
Güneş kapıya dayanmış gibi…
Bir hüzün tablosu; yeni boyanmış gibi..
Gözlerinde notaları unutulmuş ezgiler,
Işıkları tutsak etmeye hazır çizgiler.
Sol yanağındaki iki küçük ben,
Sanki düşecekler biraz eğilsen.
Kaşların hafif çatık,
Tenine misafir çaresiz yorgunluk
Yanaklarında gezinir son bahar
Gamzelerine gizlenmiş dargınlık
Dudakların gülümsemeye yakın,
“Döndüm! ” deme, deme sakın!
Açsam kapıyı karşımda sen,
Omuzunda asılı deri çanta,
Bir köşesinde saklı sırlı anılar?
Sağ elin sıkı sıkı kavramış
Donmuş, buz gibi cansız
Sanki zemheri gecesine uğramış…
Beyaz gerdanında yeşil pırlanta,
Yine o koku saçlarında, lavanta…
Kır çiçeklerinden bir demet sol elinde
Kızıla göz kırpıyor yanakların,
Işıklar saçının tellerinde,
Halaya durmuş tam ortasında akların.
Açsam kapıyı karşımda sen,
Kalbinin aynası siyah gözlerin
Akisler bulanık, ıslak, silebilsen!
Renkleri titriyor elindeki çiçeklerin,
Süzmeyi bırakıp da bir gülebilsen!
Açsam kapıyı karşımda sen,
Kalbimde kanat çırpar sürü sürü kuş,
Sevmek yokuştur, kavuşmak ayrı bir yokuş.
Yerin nutku durur titreyen dizlerimde,
Kapıdasın karşımda sen,
Bir resim dolaşıyor gözlerimde..
Ya o sen, sen değilsen!
Sana sürgün edilmiş “Gönül” saldım,
Biliyorsun; güneş istemesende doğar,
Her doğuşunda ben yarım kaldım.
Açsam kapıyı,
İçine düşersin dehlizlerin…
Bir adım daha atarsan,
Üşürsün içinde buğulanmış gözlerin.
Geçmişe bakıp derin derin dalma!
Göreceğin yılların cefası,
Ezik bulutlardan kalma.
Şimdi hesabı kapatma sırası,
Bu öykü burada bitti,
Romanın son sayfası…



















