ZAMAN ÖZÜR DİLER BELKİ
Güneş, kızıl bir veda bıraktı ufuklara;
akşam çöktü yine aynı sokaklara.
Adımlarımın izleri bile yorgun artık.
Bir dön, sessizce bak ardına.
Sis perdesine gizlenmiş dağlara,
küllerinde solan şehirlerin hüznüyle
bir ezan yankısı düşer pencereme.
Ve ben, bir anının ucunda,
çocuk gülüşlerimi ararım hâlâ.
Kim var şimdi?
Düşlerini ısıtan o eski soba gibi.
Kim sarar seni
rüzgârla dağılmış saçlarını toplayacak kadar içten?
Kaç kere düştün
ve kalkarken kalbini bıraktın orarada?
Bir yolun ortasında unuttun kendini;
bir şarkının nakaratında kaybettin sesini.
Kaç defa sustun,
ve suskunluğunda yankılandı
bir dua gibi geçmişin?
Bir tebessümle acını unutturacak.
Kime sığınır yorgun kalbim?
Kimin sesinde bulur eski dualarını?
Ne çok sustun kalbim,
ne çok yarayı sessizce sakladın.
Bir gülüşe sığdırdın fırtınalarını;
bir kelimeye mezar ettin dualarını.
Kırık aynalarda tanıdım kendimi;
beni ne çok yordun, sen kalbim.
Yorgunum…
Bir zamanlar bana “umut” diyen sabahların
artık adını bile unuttum.
Sözlerim,
çatlamış toprakta yeşermeyen tohum gibi.
Bir ezgi düşüyor sessizliğime,
kırık bir radyodan sızan hüzün gibi.
Ne bir ses dokunuyor içime,
ne de bir bakış ısıtıyor kalbimi artık.
Yalnızlık
adımı ezberlemiş bir gölge gibi peşimde.
Ben gidiyorum…
Ne zamandır gölgesiz yürüdüğüm yollardan,
bir çocuk kahkahasına sığınmak için gidiyorum.
Radyoda eski bir türkü çalıyor;
bir de annemin ekmek kokusu.
Her adımımda bir hatırayı bırakıyorum ardımda,
bir duanın eksilişi gibi, sessizce.
Ne sitem var içimde, ne de öfke;
sadece biraz eksiliyorum, biraz da tamamlanıyorum.
Dönüyorum…
Toprak kokan oyunlara,
yalınayak koştuğum günlere.
Karpuz çekirdekleriyle yarıştığım yaz akşamlarına,
bir elma ağacının gölgesine sığınıp
gökyüzüne dilek fısıldadığım zamana.
Ne saflıktı o günler!
Ne büyük bir dünya saklıydı avuçlarımda.
Rüzgâr saçlarımı dağıtırken bile gülerdim;
her şey bir gülüş kadar gerçekti.
Ne güzeldik kalbim!
Hiç kırılmayan bir cam gibi saf.
Bir gül yaprağına sığardı bütün sevinçlerimiz;
bir bakışla başlardı bütün masallar.
Zaman ne ara eksiltti bizi?
Ne ara unuttuk gülüşlerimizin sesini?
Şimdi sessizliğin tam ortasında duruyorum,
bir sevdanın en güzel yerinde,
gitmenin ne demek olduğunu anlıyorum.
Hoşça kal kalbim…
Bu defa sensiz yürümeyi deneyeceğim.
Rüzgâr alırsa adımı, bırak savrulsun zamana;
belki bir yaprak gibi düşer eski bir anıya.
Ne eksik ne fazla, sadece ben kalayım;
bir şiirin son dizesi gibi…
Zaman özür diler belki.
***
