YER YATAĞI
Vakit vakte erdi. Yer yatağımı ser artık!Hazırlayacaksın yer yatağımı ve beraber gireceğiz içine. Sımsıkı sarılacağız birbirimize. ‘’Gitmeden şöyle küçücük bir pencere bırak, yıldızları seyredebileceğim nispette." "Tamam" diyeceksin. Bense son uykuma, sonsuzluk uykuma dalacağım kalbimin üstündeyken kalbim. Ben dalınca sen kalkacaksın kalbini bırakarak. Kalbin kalbimde atacak. Üstüme toprağımı sereceksin özenle, o ufacık pencereyi bırakarak.
Ardından hüznünü dökerek uzaklaşacaksın yavaş çok yavaş adımlarla, gidişini doyasıya özümsemem için. İlk gece gelecek ağır ağır, güneş kendini yakınca. Börtü böcek dadanacak taptaze bedenime. Lakin hiçbiri kalbime dokunmayacak, dokunamayacak. Kalbimde atan kalbinin sesi ürkütecek, olasıdır ki efsunlayacak hepsini. Sezecekler ölen bedendeki ölmeyen sırrı.
İlk gecemi geçiriyorum yer yatağımda. Yıldızların seyriyle mestim. İşte tam da o anda geliyor münker ve nekir. Kararsız kalıyorlar ölü müyüm diri mi? Bedenime musallat çiyanlara bakıp ölü diyorlar, kalbimde atan kalbine bakıp diri. Ve soruyorlar:
- Ne kadar çok sevdin sen böyle?
- Hiçbir kadara sığmayacak kadar. Gelmiş geçmiş ve gelecek olan tüm kadarları toplasanız benim sevgim sığmaz içine.
- Senin sorgun tamam başka soruya hacet yok, Allah’ın yarattığını böyle seven, zaten Allah’ı da, O’nun Resûlünü ve dinini de seviyordur, deyip yönelecekler başka mezarlara. Kalbim gül bahçesine dönecek ansızın.
Sen ise arada bir ziyaret edeceksin kabrimi, gözyaşlarınla besleyeceksin üzerimdeki çimenleri. O narin ellerinle açtığın pencereden bakıp gülümseyeceksin bana. Belki göz kırpacaksın na’şıma. Bana geldiğin günlerin gecelerinde yıldızları izlemeyeceğim ben de. "Ben bugün yıldızımı gördüm, kâfi" diyeceğim.
Zaman hızla akıp gidecek kendi bile nasıl aktığını fark etmeden. Ve bir gün üzerimdeki toprakların atıldığını göreceğim. Seni de bırakıp gidecekler yanıma:
- Selamün aleyküm, ben geldim, diyeceksin bana.
- Aleyküm selam, hoş geldin, sefa geldin, diyeceğim ben de.
- Ne yaptın benden sonra? diye soracağım sana.
"Senden sonra kabrini ziyarete geldiğim günler hariç hiç ağlamadım." diyeceksin başkalarının yanında. "İçimi temizleyene dek Rabbimin huzuruna durdum ve dua ettim, gözyaşlarımı içime akıtarak. Kalbimi yıkadım da yıkadım mütemadiyen . Dışa hiç ama hiç akmadı gözyaşlarım, hepsini senin için içime akıttım." diyeceksin. Ve bugün Azrail, 'tamam' dedi, tastamam temizlendin. Aldı beni ve getirdi senin yanına. Senden sonra en güzel şey neydi, biliyor musun, diyeceksin; cevabımı beklemeden ‘’ kalbimde atan kalbindi’’ diye cevaplayıvereceksin kendi sorunu:
- Sen ne yaptın peki benden sonra?
- Hiç, sadece seni bekledim.
- Fazla bekletmedim umarım.
- Seni beklemenin azı ya da fazlası yok ki! Seni beklemenin emsalsiz güzelliği vardı sadece. Öyle ki, belki sana kavuşmanın güzelliğinden de öte…
- Ha birazdan hava kararır, gelir sorgu melekleri. Bana geldiklerinde kalbimin kalbinde attığını gösterdim onlara, böylece kurtuldum kabir azabından. Şimdi sımsıkı sarıl bana, sen de göster kalbinin kalbimde attığını onlara;
‘’Tamam!’’ deyip sımsıkı sarılacaksın bana, bir daha hiç ayrılmayacak olmanın huzuruna kana kana.
Ve gece…Münker ve nekir geldi işte! Bir sana bakıyorlar bir çift kişilik yer yatağımıza:
- Ölçüsüz sevilen sen misin? diyorlar sana.
- Evet, benim ölçüsüz sevilen ve seven diyorsun onlara.
- İki kalbin bir attığını göremiyor musunuz yoksa?
diye ekliyorsun. Aynı gülümsemeyle uzaklaşıyorlar fısıldaşarak.
Nihayet kopacak kıyamet. El ele dolaşıyoruz mahşerde aklanmış olarak. Günahları sevaba döndüren bir aşkın yüz aklığı beligin alnımızda. Bir çırpıda geçiyoruz Sırat’ı , varıyoruz cennetteki köşkümüze. Sonsuza dek beraber olacağımız vuslat köşküne. Ordan son bir kez bakıyoruz; yerle bir olmuş, kıyametin değdiği dünyada, olduğu gibi duran yer yatağımıza.
