YARA
gecenin göğsüne saplanmış kırık bir bıçak gibiyim.
çöken uykusuzluk kadar ağır hasretin,
rüyasız yatakların soğuk taşlarında üşürüm.
öyle bir eksiklik var ki ruhumda
sanki ciğerlerime çivilenmiş yokluğun;
her adımda çatırdayan bir boşluk taşıyorum omuzlarımda.
suskunluk, gövdesiz bir yangın gibi dolaşıyor sokaklarda,
zehirli dumanı en ince damarlarıma sızar.
bekleyişim kuyulardan daha derin
ve kuyular bile utanır karanlığımın dibine bakmaya.
nefes alışlarım isli bacalar kadar kara,
çekiyorum içime senin olmayışını,
yanan göğsümde köz köz acılarla.
bitmeseydi böyle
çürüyen mevsimler açmasaydı, kalbimizin avlusunda.
inadına yaşamak dediğimiz şey
bir soğan kokusunu balla yutabilmekti.
yoksulluğu kahkaha diye masaya bırakmaktı hayat,
yere düşen kırıntılardan, bayram sofrası kurmaktı aslında.
sen yanımda olsaydın,
uyandığımda göz bebeklerimde dans eden
o eski ışığı yeniden bulacaktım.
dudaklarından taşan maviyi içime gömüp
hayatı yeniden icat edecektim.
şimdi gel,
çökmüş hayallerimin en harap köşesine.
bırak teninin sıcaklığını.
ve
dokun kimsesizliğimin yankısına;
belki de ben seni,
ölümsüz bir yara gibi özlüyorum hâlâ.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
