TUT ELLERİMDEN
Yan yana yürüyorlardı. Kaldırım kalabalık, sağlı sollu insanlar gelip gidiyordu. Onların adımları yavaş, hareketleri ağırdı.
“Yoruldum Hüseyin…” dedi kadın.
Adam koluna girdi.
- Biraz daha sık dişini. Şurada bir park var. Orada soluklanırız.
“Tamam…” dedi kadın.
Bu iki yaş almış gövde sallana sallana ilerledi.
- Çok kalabalık her taraf. Çok… Bunca insan nereden geliyor ki?
- Şehir büyüdü canım.
- Ben dünleri bunun için özlüyorum.
Genç bir kız çarpıp geçti kadına.
- İnsanlara saygı yok, sanki bunlar hiç yaşlanmayacak.
- Haklısın canım. Kışiler kendi derdine düşmüş. Bir diğerini düşünmüyor.
- Gelmedik mi daha? Ayaklarımda can kalmadı.
- Geldik, geldik. Şuradan merdivenlerden indik mi tamam.
Kadının nefesleri birbirine zor yetişiyor, bedeni sanki “Benden bu kadar…” diyordu.
Bir adım daha atacak hâli kalmamıştı.
- Hüseyin!
- Buyur.
- Ben bittim. Nefesim yetmiyor.
- Duralım canım, hele bir nefeslen.
İki beden yavaşça olduğu yere çöktü. Adam kadının yüzüne baktı. Beti benzi gitmişti.
“Çantanda su vardı, değil mi?” diye sordu.
Kadın başını evet anlamında sallarken çantayı uzattı. Çanta açıldı, su şişesi çıkarıldı. Kapağını açıp “ İki yudum iç canım…” dedi. Kadın yudumladı, içine bir serinlik aktı. İyi gelmişti. Adam korkulu gözlerle bakıyordu. Nefesinin düzeldiğini görünce içi ferahladı.
- Şimdi nasılsın?
- Korkuttum mu seni?
- Çok… Çok korktum. Böyle olmazdın sen hiç, ilaçlarını almadın mı bugün yoksa?
- Aldım, aldım.
Parkta otururken adam bir taksi çevirdi, evlerine dönüyorlardı. Kadın:
- Günümüz berbat oldu değil mi?
- Değil değil. Sen kendini iyi hisset, önemli olan bu.
- Sözde sütlaç ısmarlıyacaktın, gençlik günlerimizi yad edecektik.
- Öyle yapacaktık. Iyi olduğun bir gün tekrar deneriz.
- Üzülme, ben sana evde yaparım.
Taksi şehrin kalabalığında iki yaşlı bedenin içlerinde kalmış bir isteğin yüküyle trafikte akıyordu.
***
