SONBAHAR AŞK VE MAŞUK
Bir yürek kıpırdaması, bir ruhun uyanışı, hayata henüz yeni gözlerini açmış, mahmurca etrafına bakıyordu. Garip bir heyecan içindeydi, içi içine sığmıyordu.
Gözleri kristaller gibi ışıldıyor, göğüs kafesindeki kalbi hiperaktif bir çocuk misali yerinde durmuyordu.
Ruhunda daha önce hiç hissetmediği duygular hissediyordu. Bir mucit misali, sanki yepyeni bir şey keşfetmiş gibi...
Mahzun bir hayat içinde hep hüzünler yaşayan bir insanın belki de bazı mutluluklar yaşaması elzemdir. Zira, hayat bütünüyle karanlık ya da hüzünlü olmamalı. Her insanın mutlu olma hakkı olduğu gibi, her insanın güneşten istifade etme hakkı da olmalıdır.
Sonbahar, aşk ve maşuk garip bir üçgen. Bu üç kelime birbirine pek de uyumlu görünmüyorlar. Aslında; aşk, maşuk ve aşık üçgeni olsaydı daha uyumlu olmaz mıydı? Neden sonbahar, aşkın kaderi gibi görünür?
Oysa ilkbahar, aşk ve maşuk çok daha uyumlu ve birbirini besleyici değil mi? Sonbahar, aşığın kanını emen bir vampir misali değil mi?
Sonbahara gebe olan hangi aşk, sağlıklı doğmuştur?
Öyle anlaşılıyor ki, sonbaharın doğurduğu her aşk; ayrılık, özlem ve hasret ile beslenir. Ayrılık, özlem ve hasret barındıran bir aşk, aşığın kalbine, ruhuna silinmez bir mürekkeple kendini yazdırır ve kalıcılığını teminat altına alır.
Aşık, “sonbahar, aşk ve maşuk” ızdırap üçgeni içinde ya Mecnun'laşır ya Ferhat'laşır. Leyla'sını yitiren bir yürekle kendi dünyasında kendi çölünü yaşar.
Mutluluk adına çıkılan bir yolculuğun sonu bazen çöl olur. Böylesi yolcuların mutluluğu bir şimşek çakması kadar kısa iken ızdırabı ise genellikle ağırlaştırılmış müebbet hüküm olur. Böylesi bir ızdırap çoğu aşıklara haz verir. Zira aşıklar bu hazzı, aşka ve maşuğa bir sadakat olarak değerlendirirler.
Sonbaharda aşka talip olmanın bedeli elbette ağır olur.
Aşka inanan ya da yüreğini aşk ile dolduran aşıklar, maşuğa sitem edemez. Zira maşuğa geç kalmak aşkı imkansız kılar. Bu sebeple, imkansız bir aşk ile seven her aşık, maşuğunu yüreğinde el değmemiş bir gül gibi korur ve her daim besler.
Sonbaharda aşkın mutluluğunu yaşamayı düşünmek ütopya gibidir. Hele ki maşuk bağlı ise o zaman bütünüyle ütopya olur.
Aşk; öğreten, düşündüren, farkettiren ve ruhu uyandıran bir özelliğe sahiptir. Aşkın bu yönünü görmeyen aşıklar, aşkın marifetine eremezler. Aşığı ve maşuğu ruhsal olarak birbirine bağlayan aşktır. Aşkın bağlayıcı özelliğini dikkate alan her aşık, maşuğunu onsuz da sever ve severken asla sitem etmez.
Çünkü sevmek bir kalp eylemidir.
