SESSİZCE SEVMEK
Babam, bana hiç kendi babasından bahsetmedi. Sanki hayatı, bir yerden sonra başlamış gibiydi. Anılarında dedeme dair tek bir iz yoktu; ne bir fotoğraf ne bir hikâye ne de eski bir mektup… Onun geçmişi, kendi çocukluğumun en büyük bilinmeziydi.
Babamın bir çocukluğu yoktu. O, kendi deyimiyle; “hayatla göz göze geldiği gün” başlamıştı yaşamaya. Beş yaşında, bir cenaze kalabalığının ortasında yapayalnız kalmış. O günden sonra bir daha ne annesinin kokusunu alabilmiş ne de babasının sesini hatırlayabilmişti.
Artık evlerinin kapısı, nefes aldığı dünyası kapanmıştı. Köy yerinde, ona kol kanat gerebilecek tek kişi olan evli ablasının yanında misafir gibi büyümüş. Kalbinin en ihtiyaç duyduğu yaşlarda sevgisizliğe alışmış. Belki de o yüzden bize; baba olmayı, ezbere değil, içgüdüyle öğrendi.
Bize asla “Sizi seviyorum” demedi. Ama sobanın yanında yorganı üstümüze gizlice örtmesi, defterimiz bitince hemen bir tane daha alması, sessizce önümüze koyduğu bir dilim ekmek, tabağımıza fazladan koyulan yemeğin adı; bunların hepsi başka bir dilin “Seni seviyorum” demesiydi. Sertti evet, ama sertliğinin altında hayatın ona bıraktığı yaraları taşıyordu.
Yokluktan gelmişti ama bizi yoklukla büyütmedi. Sevgisiz büyümüştü ama bizi sevgisiz bırakmadı. Babasız kalmanın yokluğunu hissettirmedi. Belki de en çok bu yüzden, bugün ben kendi çocuklarıma sarılırken içimde, onun suskun sevgisini taşıyorum.
Henüz on beş yaşında adı “gurbet” olan şehrin sokaklarında; evler inşa ederken kendi evinin yokluğu, sırtında taşıdığı çimento torbalarından daha ağır gelmişti. Ördüğü tuğlaların arasına çocukluğunu sessizce gömdü.
Belki de babamın sevgisi, o sessizliğin içindeydi. Büyüdüğümde, anne olduğumda duydum onun sesini.
Sert kayaların bile etrafında çiçeklerin açtığını bilir misiniz? Üzerine basılmadan kuruyana kadar hayatta kaldıkları tek yerdir...
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz.
