RESİMDEKİ “O” KIZ
Bir gün olsun sevmedi karanlık aydınlığı, gece de gündüzü kovalayıp durdu senelerce. Zaman, bir gün olsun durmadı yerinde. Geçti… Geçti… Sürekli akarak.
Biraz önceydi, şimdi dediğim zaman ama ne yazık ki o da geçti. Yine hava karardı bir önceki gün gibi.
Gökyüzü, kapkara bir tül perde sanki. Yıldızlar oyundan evine dönen çocuklar gibi parlamaya başladı. Ben ise evladını pencereden gözeten bir anneydim. Fakat şimdi roller değişti. Yıldızların her biri bir anne ve camın gerisinde oturan bense bir çocuk.
Kavuşma vakti bir günü aşmazdı benim için. Her defasında aynı heyecandı. Yine, kahvemi alıp penceremin önüne yerleştim. Her defasında aynı keyifti fincanımdan taşan köpük. Ve yine sardı odamı kahvemin mis kokusu. Yüzümde mutlu bir gülümseme, o benim çocuksu selamımdı. Ben bu hâli çok defa yaşamıştım oysa. En samimi olanları kalsa da çocukluğumda, tebessüm ederek bu kaçıncı; “merhaba” deyişimdi yıldızlara.
Uzun seneler önceymiş. Halam anlatmıştı. Odamın penceresinden öylesine seyre dalmışım. Bir gece vaktiymiş. Neye baktığımı hatırlamam mümkün değil zaten. Hava da karanlık olunca… Sanırım çocuksu bir meraktan ibaret. Henüz aklımın yeni erdiği yaşlar. Sormuşum halama; “Benim annem, nerde?” diye.
Halam, bu soruyu günün birinde kendisine soracağımı zaten biliyormuş. Ama dediğine göre o gece hazırlıksız yakalanmış. Ne diyeceğini şaşırmış. Sonra pencereden gökyüzüne bakmış yardım ister gibi. Yıldızlar göz kırparak yetişmiş imdadına. Önünü ardını hesap etmeden; “Senin annen, bir yıldız oldu,“ deyivermiş.
Bir yıldızlara bakmışım bir de şaşkınca halamın yüzüne. “Yaşasın! Benim annem bir yıldız,” diyerek minicik ellerimi neşeyle çırpmaya başlamışım. Ben, o güne kadar hiç konuşmamışım, doktorlara götürmüşler, kim ne dediyse yapmışlar hatta yedi koyundan yedi dil bile yedirmişler konuşmamışım, ne çare. Ta ki, annemin bir yıldız olduğunu öğrenene dek. O günden sonra, gündüzleri atlatıp geceyi iple çektiğimi anımsıyorum.
Çok vakit, elimdeki iple yıldızları bekledim. En parlak yıldızı seçip annem yerine koydum... Annem küçücüktü uzakta parlayan. Günde birkaç saat görünen, kaybolunca yüreğimi dağlayan. En güzel, en anlamlı yüzlerden birini vermiştim yıldız anneme. Her gün, yaşadıklarımı biriktirdim avuçlarımda ve üfledim her gece, şefkatinden mahrum kaldığım anneme. Her ne varsa o güne dair anlatacağım, provasını yaptım buluşma vaktine kadar. İçimdeki özlemi tarif ettim her gece yıldız anneme. Her bir günüm, annemi kocaman aydınlattı. Annem beni büyütmedi, ben annemi büyüttüm sınırsız hayalimde. Şimdi bile hayal meyal hatırlarım. Ona biraz daha yakın olabilmek için sandalyeye çıkışımı. Elimde olsa yanında olmayı çok isterdim.
Dizlerine başımı koymayı, bana masal okumasını, o okurken uykuya dalıvermeyi. İnsana dilediğini veren sihirli lambaları anlatmasını. Benim annem, lambadan da parlaktı… Rapunzel gibi saçını sarkıtmasını hayal ederdim. Tırmanırdım o zaman parlak yıldızıma. Bana annem hiç masal okumadı ki. Okusaydı halamın bana okuduğu masal kitabındaki gibi fasulye tohumu dikerdim arka bahçeye. Aşıverirdim bulutları, geride devleri bile bırakarak.
Yazın, aramızda engel yoktu, pencerem hep açıktı. Ama o kış vakti yok muydu? Bulutlar düşmanımdı. Bir de üstelik camım buğulanırdı. Annemle aramıza giren kar yüklü bulutları dağıtmaya gücüm yetmezdi fakat çok yalvarırdım onlara. Annemi resmederdim yıldız gibi camlara. İşaret parmağımla kocaman bir kalp çizerdim. İnsaf ederse bulutlar, hemen ardından silerdim. Bazen de isimlerimizi yazardım, kalbin her iki yanına. Okun bir ucu bana değer, diğeri annemin adına. Yazboz tahtası gibiydi benim pencerem.
Yine bir kış gecesiymiş, açık pencerenin önünde sohbetim koyulaşmış yıldızımla konuşurken, üşütüp hasta olmuşum. Yine de kapatmıyormuşum pencereyi. Halam ne yapacağını bilememiş. Yanıma oturup yine gökyüzüne bakmış, yardım ister gibi. Tam o sırada bir yıldız kaymış. “Bak, işte! Gördün mü? Annen, senin hastalanmana üzüldü ve gitti” deyince kendimi yerlere atarak ağlamışım. Sonra penceremi kapatacağıma ve camın ardından konuşacağıma söz verip; “Yeter ki, annem geri gelsin” demişim. O şartla izin vermiş halam, pencereyi açmadan bakmam için.
Tekrar gökyüzüne baktığımızda; “Bak! Annen orada, belki de başkasının annesiydi giden” deyince çok mutlu olmuşum.
Editör: Serhan Poyraz
