MANOLYA SOKAK
Güzel niyetlerle dikilen manolya ağacının isimlendirdiği eşsiz sokağa feraset sahibi sakinlerinin hikâyeleri diziliyordu gün gün. Kimi dalda manolyalar sır tutar gibi büzülü, kiminde yapraklar açılmış göğe doğru, duaya kalkan eller gibi. Manolya ağacının mor çiçekleri asil güzelliğiyle bakışları üzerine çekerken, alçakgönüllülüğü ile yeşil yapraklarının arasına konumlanıyordu. Yan yana dizili evler, hoş kokuyu paylaşırken sokağın adını birlikte sahipleniyordu.
Çelebi adamdı Yaşar dede. Çocukları, torunları onu çok sever, bir dediğini iki etmezlerdi. Torunlarının okuldan gelmesini beklerken onlara anlatacağı masalları düşünerek dilinde dua ve zikirlerle akşamı etmişti bugün de. Çelimsiz vücudu, yaşlılığın da verdiği yorgunlukla birkaç gündür ayakta kalamıyordu. Sıkıntılarını dile getirmek adeti olmadığından, böyle anlarda sessizce etrafı seyre dalıp devasını beklerdi.
Günün omuzlarına bıraktığı takatsizlikle camın üzerinden sarkan örtüye uzanırken, bakışları akşamüzeri çiselemeye başlayan yağmurun pencerede bıraktığı izlere takıldı. Serpiştiren yağmurdan cama tutunan katreler, yaşlılığını gözler önüne seriyordu adeta. Sakin, sessiz, usul usul akıyor, sanki arada durup dinleniyordu. Yaşar dede, bir şehrin uzak semtleri gibi bedenini saran ağrılarla, çatıdaki oluklara ve yol kenarındaki oyuklara dolmaya başlayan yağmur sularına bakarken gözleri saate ulaştı.
Bu saatlerde odasına doluşan seslerin çok özel bir armonisi vardı. Gözbebeği torunları okuldan dönmüş, Yaşar dedenin safir mavisi gözleri dolmuştu yine. Etraflarını saran misk kokusunu içlerine çeken torunlar, dedelerine daha da sokulur, tüm gün bu ânı bekleyen Yaşar dedenin yüzünde oluşan tebessüm beyaz sakallarına da çok yakışırdı. Böyle anlarda torunlarının sevgi içinde büyüdüğünü gördüğü bu evde dağarcığından süzülenler oğlunun büyüdüğü yıllardan anılar serperdi antikaların üzerine. “Geçmişime de bugünüme de binlerce şükür.” diye mırıldandı torunlarını şefkatli bakışlarıyla kucaklayan ihtiyar. Yaşar dedenin akşam yemeğine eşlik eden gülücüklerle tazelenen yüreği, uyku öncesi masalı dinleyen torunlarının bakışlarındaki ışıltı ile iyice ferahladı.
Sevimli ihtiyar odasına çekildiğinde, uzandığı yatağının karşısında, sandığın üstünde örtülü yemeni rahmetli eşini hatırlattı. “Ah Nazife’m” fısıltısı doldurdu odayı. Çok ahbabı vardı ahirete göçen, hepsinin acısıyla, özlemiyle içi yanmıştı Yaşar dedenin ama eşine veda etmek yüreğini dağlamıştı. “Ahu gözlüm” derdi güzeller güzeli biricik eşine. Gülerken gözleri yukarı doğru bakar, kaygılandığında iki elini birleştirir, sözde birbirinden güç aldığına inanırdı Nazife Hanım. Eşini çok iyi tanıyan Yaşar dede, böyle anlarda hemen Nazife Hanım’ın yanına sokulur, onu kollarının altına alır, kulağına “Yanındayım.” diye fısıldardı. Eşiyle birlikte atlattığı badirelerle heybetli endamı bitap düşen Yaşar dede, şimdi onsuz günlerinde sürekli onu anıyor, ıslak asfaltta sonbaharı yad eden yapraklar gibi gözü yaşlı hatıralarını yad ediyordu: “Şu kapıdan beyaz çiçekler gibi girdin gelinliğinle. Şu koltukta kucakladın yavrularımızı. Şimdi nerelerdesin Nazife’m?”
Başını yastığa koyup gözlerini kapattığında eşinin yüzündeki çizgiler, gözenekler, kıvrımlar belirdi hemen. Gamzelerini, alnında saçlarının başladığı noktaları ezbere bilirdi. Her bakışında zihnine kazırdı letafetini. Birlikte yaşadıkları da kalbine işlenmişti demek. Şimdi her köşeden Nazife Hanım’ın çıkması başka neye alamet olabilirdi?
Dışarıda yağmur taneleri birbirinin yolunu kesmeden aynı yöne koşuyor. Cama ulaşma çabalarının oluşturduğu tıpırtılar gençlik yıllarını hatırlatıyor kocamış ihtiyara. Nazife Hanım’la geçirdiği birbirinden güzel günler gibi akıp gidiyor damlalar. Gün nihayete ermeden sokakta kalanlar gökte parıldayan aya bakıyor ama ay kendini tek bir sokağa ayırmış gibi sere serpe asfalta uzanıyor. Manolya Sokak ayın sürpriz ziyaretine şaşkın. Gecenin üzerini örttüğü korkulara, acılara, yaşanmışlıklara sırdaş oluyor ay.
Sokak lambalarının ölgün ışığı ıslanmış kaldırım taşlarında parlıyor. Manolya Sokak yirmi bir numarada odanın cılız ışığı Yaşar dedenin yanaklarına ulaştığında kaldırım taşları gibi ışıldıyor nemli gözleri. Yaşar dede soluk alıp verişini takip ediyor. Bir ömrün üzerinde bıraktığı akislerle yıldızlarla ışıyan göğün kucağında yatsı vaktine eriyor Yaşar Dede.
Manolya Sokak sakinlerinden kimi yeni uyuyor Yaşar dede gibi, kimi yeni uyanıyor: Nöbetçi doktor İbrahim Aydın, güvenlik görevlisi Sedat Koru.
Geceye iz bırakanlar, bambaşka bir dünyaya açılıyor. Ayın gizemleri karanlığa serilirken, Manolya Sokağın uyanık sakinleri gün ışığını özlüyor.
Göğün koyu maviye boyandığı saatlerde odanın ziyası da çömelip saklanırken, alnından akan terler rahatsız ediyor yaşlı adamı. Yazgısını düşünüyor aklı yetik ihtiyar. Eşiyle geçirdiği son akşamı canlanıyor hayal aleminde. Elinde örgüsü, yüzünü kaplayan kocaman gözlükleriyle gülümsüyor Nazife Hanım. Sezgilerinin gücü ve deruni tecrübesiyle son akşamı olduğunu hissediyor Yaşar dede. Güzün hatırası yapraklar Manolya Sokak’ta savrulurken yaşlı adamı bir titreme alıyor. Yan odada evlatlarının üzerini örten anne sessizce ayrılırken, Yaşar dedenin nefesi yavaşlıyor, vücudu uyuşuyor. Ölümün kollarındaki yaşlı adam kayan yıldızlar gibi göçüyor bu alemden. Manolya Sokak numara yirmi birde yaşanan son akşamdan, son nefesten geride kalan, terden ıslanmış yastığında tebessümle kalan dudaklar ve özlemle nemlenen gözler. Şimdi burada ölüm, en bilindik akıbet, en müphem yolculuk.
Gece nihayete ermek üzere ama zulmet yayılmış göğe. Fecir yaklaşıyor ama tek bir ışıltı yok. Şafak birikiyor geceden, kendini göstermek için sabırsızlanıyor, biliyor ki kendini gösterirse her şey görünür olacak. Manolya Sokak bu gerçeğe hazır değil. Sokak sakinlerini merak ederek başını uzatıyor güneş. Dışarıya uzanmasını bekliyor başların. Sabahı kabule amade olanlar aralıyor panjurları, herkes izin verdiği kadar içeri alıyor başlamaya niyet eden günü.
Yaşar dede en sevdiği yeşile büründüğü arabada son yolculuğuna çıkarken, genç Sevde heyecandan içi kıpır kıpır olup uyuyamadığı geceden miras kalanlarla, sabaha karşı kapanan gözlerini henüz aralıyor. Son gecesini geçirdiği bu evden yanında götüremeyeceği kadar çok hatıra taşıyor sevinç ve hüznün yarıştığı dakikalara. Her şey hazır, büyük umutlarla kurduğu yuvası, dokunulmamış eşyalara iz bırakacak yepyeni yaşantısına dair hayalleri. Ömründe biricik olacak dakikalara renk veren, gökte beyaz bulutlar gibi gelinliği.
Zaman geçmek bilmiyor sanki. Bir yanı doya doya yaşamak derdinde son akşamdan artakalan son dakikalarını, bir yanı koşup gitmek istiyor ilmek ilmek işleyip emek emek inşa ettiği yeni dünyasına. Yirmi beş yıllık ömrünün akisleri her köşesine sinmiş Manolya Sokak yirmi iki numarada. Şimdi bomboş hissettiren dopdolu yeni evini anlayışla, güzelliklerle doldurma zamanı. Belinde kırmızı kuşakla oturduğu koltukta sokağı izlerken gözleri de ıslak kaldırımlar gibi. Yaşar dedenin tebessümü yansıyor sanki camdan, genç Sevde’ye sesleniyor sanki yeniden: “Evlilik nimetine sahip çık kızım, eşine destek ol.”
Babasını düşünüyor genç kız. Sevgiyi öğrendiği, Manolya Sokak’taki bu küçük evin her köşesine sinen hatıralarını. Düştüğünde kalkması için uzanan eli. Hayallerine verilen destekleri düşünüyor. Annesini düşünüyor Sevde. Babası her zaman kahramanı olsa da bu evi ayakta tutanın annesi olduğunu hissediyor. Şimdi yepyeni bir yuvaya uçarken annesinin taktığı kanatlarla süzülecek. Ne çok emek verdiler kendisine. Bugünlere ulaşırken hep yanındaydılar. Hayat arkadaşıyla bambaşka bir dünya inşa etse de, dönüp baktığında manolya ağacını görmek istiyor gözleri. Elini uzatıp dallarına uzanıyor usulca. Yağmurun güzel ağırlandığı Manolya Sokağı yağmurdan yadigâr toprak kokusu doldururken, yirmi iki numarada pencere önünde gök kubbenin yaydığı ışıklarla takındığı renkli fularını seyrediyor Sevde.
Heyecan içine öyle yerleşiyor ki, günün nasıl geçtiğini anlayamadan akşam sokuluyor aralık perdeden. Sabah, büyüdüğü evin penceresi önünde beklediği akşamı şimdi kendi yuvasında karşılıyor. Evinin aziz konuğu bu ilk akşam. Onu iyi ağırlamalı. Yepyeni bir duygu yerleşiyor derununa. Dolaplardan hatırı sayılır hatıraları çıkardı bin bir özenle. Tozunu alır gibi silkeledi hüzünleri. Nazikçe açtı paketlerini. Hayat arkadaşının gözlerinden yakaladığı umutlardan serpti üzerlerine. Ele ele, gönül gönüle sardılar yaşanmışlıkları. Yeni paketinde kaygılara yer kalmadı. İhtimam göstererek kaldırdılar bohçalarını evlerinin en özel yerine. “Çok şükür.” dedi bir ses, “Bin şükür.” diye eşlik etti diğer ses.
Manolya Sokak’ta yirmi üç numaradan asfalta sızan ışık, ailelerinin yeni üyesini bekleyen çiftin heyecanını taşırıyor kapı önlerine. Yeşiller içinde sokağa veda eden Yaşar dedenin ardından, sokağa karlar düşmüş hissi veren gelinliğinin akıyla Sevde’nin uğurlanışı. Ve şimdi yine bir akşam sonra bir araba daha yanaşıyor manolya ağacının serinliğine. Suna-Serkan çifti bebeklerine kavuşma heyecanıyla geçiyor antreden. Suna bebeğini koruma güdüsüyle bir eli karnında, diğer eliyle terini silip beline destek veriyor.
Hastane koridorlarındaki telaşlı bekleyişler bir bir feraha eriyor. Dışarıdan bakanların sakin diyebileceği bir görüntüde, Serkan’ın içinde fırtınalı zamanların coşkusu yükseliyor. Ellerini nereye koyacağını bilemeden ikinci katın koridorlarını adımlıyor.
Sevde özenle hazırladığı sofrada Manolya Sokağı düşünürken Suna ablasının bebeği düşüyor aklına. O sıralarda küçük odayı dolduran çığlıklarıyla ilk nefesini alan bebeğini bağrına basıyor Suna. Minik kızının Sevde ablası gibi olmasını diliyor gönülden. “Hamide’m” diye fısıldıyor nasıl tutacağını bilemediği yavrusunun kulağına. “Gönlümü ferahlattın, sevincim oldun canım kızım.” diye mırıldanıyor kızının haykırışını duyan heyecanlı baba. Anne ile bebek kucak kucağa huzura erdiğinde, aralık kapıdan sessizce içeri süzülüyor Serkan. Suna’nın kirpiklerinde titreşen damlaları siliyor şefkatli dokunuşlarla. Kerimesinin ufacık bedenine hayretle bakıp yumuşacık saçlarını okşuyor.
İkindi vakti gökte dans eden martılar sinesinde güneşten inciler taşıyor. Manolya Sokak, yirmi üç numaranın kapı eşiğinde yeni üyesini karşılıyor. Hamide henüz havasını soluduğu evde Manolya Sokağı’n sakinliğini kuşanıyor. Özenle hazırlanan köşeler bebeksi kokularla dolarken, taze anne baba acemiliklerine tebessüm ederek aile olarak ilk akşamını yaşıyor. Manolya ağacına konan kuşlar sabah şarkılarını söyleyerek cıvıldarken, geceyi uyanık geçiren aile, sabahın ilk sularında uykunun kollarına teslim oluyor.
Numara yirmi beşte on yıldır sabahın ilk ışıklarını birlikte selamlayan çift, bu sabah saatlerinde kalplerindeki buruklukla ayrı düşüyor. Ceketini omzuna alıp kapıdan dışarı adım atan Muaz, geride bıraktığı Elif’in on yıldır bakmaya doyamadığı gözlerini yaşlarla dolduruyor. Manolya Sokağı adımlıyor Muaz, sokak lambalarının ışığı altında manolya ağacının yapraklarında biriken anılarını yakalıyor. Hızlı adımlarla yaş asfaltı arşınlarken az ileride üşüyen kedi gibi sahipsiz kalıyor dallarda yılların biriktirdiği anılar. Elif hissettiği yalnızlığı dolduracak hiçbir şey bulamıyor. Sağdan soldan dökülen hatıralar avuçlarından kayıp paramparça oluyor. Daha bir ay öncenin perdelere ilişen kahkahaları eve yabancılaşıyor. Muaz’ın içini dayanılmaz bir boşluk kaplıyor. İçindeki soğukluk esen rüzgara meydan okuyor. Elif, Yaşar dedenin beklenen ama bir türlü yakıştırılamayan vedasını düşünüyor. Hayallere katılan dualarla, bembeyaz umutlarla yuvasına uğurlanan Sevde’yi anıyor. Sokağın yeni sesi minik Hamide’nin sedalarıyla umut kaplıyor içini. Titreyen elleri telefonun üzerinde geziniyor, aşina olduğu sesi bekliyor ne diyeceğini bilemeden. Cevapsız kalan aramanın sesi, sokağın sonunda kapalı kapılardan geri yansıyor.
