Kırmızı Akik Kolye

Yazan: Nevin Bahtışen - KIRMIZI AKİK KOLYE
Advert

ANI - 25-08-2022 05:17

KIRMIZI AKİK KOLYE 

Yazın sıcak günleri başlamıştı. Okullar tatil olmuş, ilkokul birinci sınıfı bitirmiş, ilk yaz tatilimi deneyimliyordum. Söylenmez yaşanır derler ya, işte öyle... Abim ve ablam yaz tatilini yaşarken onların ne hissettiğini bilmiyordum. Ta ki kendim yaşayıncaya kadar... 

Uzun ve sıcak günlerin tadını çıkarmaya başlamıştım. Ailecek oturmuş yemek yiyorduk. Annem, “Almanya’dan teyzeniz ve kızları geldi, anneannenizdeler. Birkaç gün sonra da bize gelecekler” dedi. Duyunca nasıl da sevinmiştim! Annemin söylediklerini bile duymuyordum artık. Hayaller kurmaya başlamıştım. 

Her zamanki gibi evin sorumluluğu annem ve ablalarımdaydı. Ben de zamanını nasıl geçireceğini bilemeyen biri olarak mor, sarı çiçekler ve beyaz papatyaların arasında oturuyordum. Arıların vızıltılı sesleriyle çiçekleri ziyarete geliş gidişlerini izliyordum. Kelebeklerin sessiz ama renkli görüntüleriyle yazın tadı bir başka oluyordu. Kendi hayal dünyamda yaşayıp gidiyordum.

Üç gündür bir telaş, bir koşturmaca... Bugün nihayet teyzemler bize gelecek. Annem ve ablamların tatlı telaşları hız kazanmış, heyecan tavan yapmıştı. Birkaç gün misafir ağırlayacaktık. Doğuştan narin yapılı diye hiç sorumluluk verilmediği için ben de kendi kendime misafirlerin gelişini gözetleyip, geldiklerinde koşup haber verebilirim diye düşünmüştüm.

Geliş yollarını görecek şekilde oturmuş yollarını gözlüyordum. Bir yandan da düşünmeye başlamıştım. Daha önce geldiklerinde küçüktüm. Annem, Almanya’dan geldiklerini söylemişti. Nasıl bir yerdi Almanya? Daha önce gelişlerinin üzerinden baya zaman geçmişti, çok da bir şey hatırlamıyordum. Acaba Almanya’dan gelenler nasıl olurdu, beraber oyun oynayabilecek miyiz, beni severler mi? diye düşüncelere dalmıştım.
Çok hatırlamasam da ben onları seviyordum.

 Sıkıldıkça yol ve ev arasında mekik dokumaya başladım. Uzun saçlarımı savura savura, ayaklarımın üzerinde seke seke eve gidip geliyordum.

Düşünmekten ve evle yol arasında gidip gelmekten yorulmuştum. Yorgunluktan oturduğum yerde oyun oynamaya dalmışım, annemin sesi ile kendime geldim. "Teyzenler geldi,hadi gel kızım!"

Duyunca hem şaşırmış hem üzülmüştüm. Güya geldiklerini görünce annemlere söyleyecek ve beraber karşılayacaktık. Oysa sadece ben görmemiştim. Kendimi yalnız hissettim. Ürkek ve tedirgin bir halde, ne yapacağımı bilemez bir şekilde koşarak eve vardım.

Kapıdan içeriye girdim, misafirleri süzmeye başladım. Annem; "Gel kızım, sıkılma. Hoşgeldin desene," dedi. Şimdi olacak şey mi bu? Zaten çekingen gelmiştim; alım moruma, morum alıma karışmıştı, elbette hoşgeldin diyecektim. Aceleci büyükler!..

Hoşgeldin ve kucaklaşma faslı bitmiş, rahatlamıştım. Bizim gibi insanlardı; kızlar  aşağı yukarı benimle yaşıttılar, sadece kıyafetleri daha güzeldi ve çok güzel kokuyorlardı. Açıkçası imrendim. Kuzenlerimin birinin boynundaki kırmızı kolyeye takıldı gözüm, taşları kalp şeklindeydi. Adının akik olduğunu öğrendim, adını da en az kolye kadar sevmiştim.

Yemek yendikten sonra annem, "Kızım, hadi bahçeye çıkıp oynayın, hava çok güzel. Biz de teyzenle biraz sohbet ederiz" dedi. Daha da rahatlamıştık dışarı çıkınca. Büyükler yokken kendimizi daha özgür hissettik. 

Kendi sessizliğimizin içinde dışarı çıktık, kuzenlerim meraklı gözlerle her şeye bakıyorlardı. İlk karşılaşmamızdan daha kolay olmuştu, dışarda kaynaşıp oyun oynamamız. Geniş yeşil alanın üzerine oturduk. Neler yaptığımızı, nelerden hoşlandığımızı anlatarak keyifli sohbetler ettik. Bildiğimiz masal ve fıkraları anlattık, bilmeceler sorduk. Yine bir oyuna dalmıştık ki,  bir tavuğun gıdaklama sesiyle kendimize geldik.
Şimdi ürkme ve tedirgin olma sırası onlardaydı... Merak da ediyorlardı; ne olduğunu sordular. Gülümseyerek sakinleşmelerini sağladım. "Korkmayın, tavuk yumurtladı." Bilge bir tavırla; "Hadi gidip bakalım, yumurtaları da toplarız," dedim. Ne yaptığını bilen bir edayla ben önde, onlar arkada koşuyorduk. Merak ve bir şeyi keşfetmeye az kalmış olmasının heyecanıyla yanıma geldiler. Yumurtaları, mutlulukla farklı birkaç yerden topladık.

Oyunlarımıza kaldığımız yerden devam edip saklambaç oynuyorduk ki, annem seslendi. "Akşam oldu hadi gelin, elinizi yüzünüzü yıkayın" dedi, yemek yiyeceğimizi söyledi. Havanın karardığını yeni farketmiştik, yıldızlar bile çıkmış bize göz kırpıyorlardı. O kadar çok yorulmuştuk ki akşam erkenden yattık.

Birkaç gün çok çabuk geçmişti. Bugün yine anneannemlere döneceklerdi. Kahvaltımızı yaptık, biz hemen bahçeye çıktık, ayrılmadan önce bir birimizi ne kadar özleyeceğimizi söyledik, sohbet ettik. Annemle, teyzem çıktı dışarı, bu defa teyzem seslendi; "Gidiyoruz."

Bir birimize sarıldık, biraz daha zaman geçirmek için  hep beraber sohbet ederek yürüdük. Ayrılmak zor geliyor, biraz daha sohbet ediyorduk. Baktılar olacak gibi değil; tam bir virajı dönüp ağacın gölgesinde durmuşken, teyzem, "Burada ayrılalım" dedi. Anneme dönüp; "Kaç gündür senin de işlerin kaldı, sen de işlerini yaparsın" dedi. Tekrar vedalaştık. Teyzem önce bana baktı, sonra kendi kızına... Kızına, boynundaki kolyeyi çıkarıp bana vermesini söyledi. Ama kabul etmedi, vermek istemediğini söyledi. Önce çok sevindim, vermek istemediğini duyunca da çok üzüldüm ama belli etmedim.

Teyzem, “Sen bu kolyeyi çok mu beğendin?” diye sordu. Ne diyeceğimi bilemedim ama yalan söylemek de istemiyordum. Başımı sallayarak "hı hı" diyebildim.
 “Bak kızım, çok beğenmiş, kolyeyi çıkar da verelim. Ben sana yenisini alırım Almanya’ya dönünce” dedi. "Hayır, vermem," dedi. Teyzem, kolyeyi tuttu çıkarmak için. Tam klipsini açtı ki, kuzenim sert şekilde başını çekince kırmızı akik taşlarının yarısı yerlere saçıldı.

İçim cız etti, neye üzüleceğimi şaşırdım; bana vermek istemediğine mi, kırmızı akiklerin çil yavrusu gibi dağıldığına mı? Ya hepsini bulamazsam? Eksik kalmasını da istemiyordum. Teyzem hadi gidiyoruz diye kızının elinden tuttu, yürümeye başladılar. Biz arkalarından bakıyorduk, ta ki diğer virajı dönene kadar... Gözden kaybolmuştular artık. Ben biraz mutlu, biraz içim buruk, dökülen akik taşları topladım. Bir tanesi eksikti, çok aradım ama bulamadım. Olsun, yine de artık  kırmızı akik kolyem vardı.

                                                                            

Günün Diğer Haberleri