KİRAZ BULAŞIĞI ZAMANLAR
Sabahın ilk temiz, taze nefesi…
İçime çekerek yürüyorum. Güneş, dinlenmiş ve pırıl pırıl. Ağır ağır yürüyorum, eskisi gibi hızlı değil bacaklarım. Sabahki hazırlıklarımı düşünerek, gülümsedim. Kalktığımda önce varis çorabımı giyiyorum. Sırasıyla; gözlüğümü, dişlerimi ve son eklenen işitme cihazımı takarak güne başlıyorum. Bu hazırlıklar epey uzun sürüyor. Her şeyim takma artık. “Amann boş ver, takma kafana.” diyorum. Sahi, ne zaman yaşlandım ben? Hiç öyle hissetmiyorum.
Bir kıkırdama geliyor içimden.
“Dün gördüğüm yakışıklı dede yine gelir mi acaba?”
Kendimi çocuk bahçesinin önünde buluyorum. Henüz kimsecikler yok. Gözlerim salıncağa takılıyor. Salıncakta sevimli bir kız çocuğu… Hayatın bütün renklerini, güzelliğini içine çekmiş gibi gülümsüyor. Bu sevimli kız çocuğu elimden tutup beni çocukluğuma götürüyor.
Yazları nenemi görmek için köye giderdik. Nenem, renkli kumaşlardan bana şalvar ve rahat bir üst dikmişti. O kadar sevmiştim ki kirlense de çıkarmak istemiyordum.
Nenem benim için ceviz ağacına bir salıncak kuruyordu. O salıncağı kuradursun, ben çoktan meyve bahçesine dalmış olurdum. Ne varsa artık; erik, armut, kızılcık… Daldan dala uçardım kuşlar gibi…
Yeni kızarmaya başlamış kiraz ağacının önünde durup hayranlıkla bakardım. Kiraz mevsiminde doğmuşum. “Kirazı sevmen ondan, kızım.” derdi nenem sevgiyle.
Elim yüzüm kiraz bulaşığı, üstüm başım, kıvırcık saçlarım meyve şırası... Ot, çöp, ne varsa üzerimde. Sanki doğanın bütün renkleri beni boyamış.
Elimi yüzümü yıkayamamışlardı. Koşarak gidip salıncağıma oturmuştum bile. Çocukluğum özgürlüğün ve masumiyetin içinde, rengârenk bana gülümsüyor hala.
Oturduğum yerden kalktım, içimdeki çocuk sürekli dürtüyor. Mecburen küçük kızın yanındaki salıncağa oturdum. Önce yavaş yavaş, sonrası uçuyorum… Yaşadığım her zorluğu, her acıyı savuruyorum havaya, sallaya sallaya…
Bir süre sonra üzerimde şaşkın bakışları hissedince yavaşladım. Boş olan park bayağı dolmuş. Ama içimdeki yaramaz hemen fısıldadı: "Salla gitsin, bırak baksınlar!"
Zamane çocuklarına ayak uydurmuş belli ki. Konuşması bile değişiyor bu ara. Zapt edemiyorum onu; koşmak, coşmak istiyor. Hatta ara ara tablette bilgisayar oyunları bile oynamak istiyor. Her şeye rağmen canlı, neşeli ve olabildiğince özgür... Ve ben o kıymetli çocuğu sevgimle, tertemiz, masum duygularla besliyorum hala.
Bugünün modern salıncağı, nenemin ipten kurduğu salıncağa köprü olmuştu. Çocukluğumun kiraz bulaşığı günleri çok gerilerde kaldı belki; ama o eski günlerin ruhu hâlâ içimde, bugüne karışmış, benimle birlikte.
Kiraz mevsimine benzettim çocukluğumu. O kısa süreli tat, kokusu ve tazeliğiyle yazın başlangıcı gibi. Özgürce koştuğum, meyveyi daldan koparıp neşeyle yediğim zamanlar hızla geçti. Gençliğim gibi…
