Davet / Hüseyin Yenim

Yazan: Hüseyin Yenim -DAVET
Advert

ÖYKÜ - 29-06-2023 01:01

DAVET

Günlerdir direksiyon salladıktan sonra insanın kendi yuvasında şöyle sofra başında bağdaş kurup oturmasının keyfi başka.

Hanımın yemeklerini özlemiştim. Taze biber kızartmasının genzi yakan acılığını, iştah açan kokusunu içime çekerek yiyordum ki telefon… Hanım açtı. Meraklı gözlerle ahizeyi bana uzattı. “Bir bayan… Seni soruyor” dedi. Daha “Efendim” der demez karşıdaki sesin pek yabancı olmadığını fark ettim. Bu sesi tanıyordum ama nereden?! Düşünmeye fırsat kalmadan;
“ - Merhaba İbrahim amca! Ben Zeynep… Hani şu yedi ay önce Afyon’un Pınarkaya köyünden yol kenarında arabanıza aldığınız Zeynep. Hatırladınız değil mi? Nasılsınız amca? Ellerinizden öperim.”

Hatırlamıştım.
“ - Sağ ol kızım; iyiyim. Sen de iyisindir inşallah? Sesin iyi geliyor.Mutluluğunu ses tonundan anlıyorum.Hayırdır kızım!?” derken yan gözle hanımı izledim. Evvelki fal taşı gibi açılan gözlerinin yerini tebessümlü yumuşak bakışlar almıştı.

Zeynep cıvıl cıvıl konuşuyordu.
“ - İbrahim amca; sizden Allah razı olsun. Siz benim ikinci amcamsınız. Sağ olun. Size minnettarım. Öfke ile kalkıp yanlış yollara,çamurlara batacaktım. Sizi karşıma Allah çıkarmış. Bu yardımsever insanlığınızı nasıl unuturum!? ” diyordu.

Bir iyilik görenin neler demesi gerekirse hepsini bir bir sıralıyordu. Ben de:
“ - Sen de sağ ol kızım;kim olsa aynı şeyi yapardı..” diyordum sözün gelişi.

Aslında bu devirde, bu durumda aynı iyiliği aynı atalık duygusunu gösterecek çok fazla insan bulunur muydu; bilinmez. Gazetelerde, televizyonlarda buna benzer üzücü olayları her gün okuyor, görüyor,duyuyorduk.

Evin telefonunu 118 bilinmeyen numaralardan öğrenmiş Zeynep kızımız. Yakında sevdiği oğlanla yuva kuracaklarını müjdeliyordu. Gününü, ayını söylüyor, bizi düğününe davet ediyordu.
“ - Mutlaka beklerim amca. Yengemle beraber baş misafirimiz olun. Mutlaka gelin. Bekliyoruz Bu mutlu günümde ellerinizden öpmek, boynunuza sarılmak istiyorum.” diyordu.

Hanıma anlatırken olay bir film şeridi gibi tekrar gözümün önüne geldi. 

Yaz aylarının sonuna doğru bir sipariş almıştım. Afyon köylerinden karpuz, kavun sardım arabaya. Ankara’ya götürecektim.

Köylerin ana yola yakın yerlerinde çardağa benzer duraklar vardır. Böyle bir yerde ikindi vakti elinde valizle bu kız çekine çekine el kaldırmıştı. Ağır gidiyordum. Öğrenci görünüşü vardı. Nasıl oldu; frene basıp durduğumu, bu kızı arabaya almaya karar verdiğimi hala anlamış değilim. ”Ankara’ya mı? Beni de götürür müsünüz amca?” demişti. Valizini ikimizin arasına koydu. On beş yirmi dakika hiç konuşmadı. Dönüp dönüp uzaklaştığımız köyüne bakıyor, dudaklarını büzüyor, gözleri dolu dolu oluyor, ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Yüzünde burukluk vardı. Bir gariplik olduğunu seziyordum.Bu kız öğrenci olamazdı.

Köyünden sık sık ayrılanın alışılmış hüzünlü tablosu değildi bu. On sekiz on dokuz yaşlarında, orta boylu, yuvarlak yüzlü, esmer güzeliydi. Ben babası yaşındaydım. Zaten biraz da bana güven duygusu hissettiğinden mi nedir elini geç kaldırmıştı.

Köyden fazla uzaklaşmamıştık. Sağ tarafımızda uzayıp giden sık aralıklı kavak ağaçları koyu gölgelik oluşturuyordu. Kararımı vermiştim. Bu garipliği anlayacaktım.

Yavaşladım. Arabayı sağa yanaştırdım. El frenini çektim. Kız bu ani davranışımdan çok korkmuştu. Biraz daha geriye doğru çekildi. Gözlerini ayırmış şaşkın şaşkın bakıyordu.

Kendimden yana kapıyı açtım. Arabadan indim. Bir elimle de yarı açık kapıyı tutuyordum.

Ayaklarım yerde, başım onun dizleri hizasındaydı. Böyle duruşta kıza güven vermek istiyordum.
“ - Kızım! Kusura bakma ama senin bu yolculuğunda bir gariplik var. Sen öğrenci değilsin doğru mu? Seni uğurlayan da yoktu… Yoksa sen evden mi kaçıyorsun? Köyüne bakıp bakıp ağlamaklı olduğun bundan mı?” dedim.

Kız bir süre oturduğu yerden donuk gözlerle baktı baktı; sonra iki eliyle yüzünü kapatıp titreye titreye ağlamaya başladı. İri zeytin gözlerinden içinin ağısını döküyordu sanki. Hıçkıra hıçkıra anlatıyor; ben de kapı hizasında onu dinliyordum.
“ - Evet amca.Bildiniz. Ben köyümden, evimden kaçıyorum. Sevdiğim oğlan askerde. Annem babam o ailenin oğluna vermek istemiyorlar beni. Nedeni, yıllar öncesi bahçe sınırı kavgası…

Öfke, kin… O aile ile düşman gibiler. Şimdi alelacele hiç beğenmediğim biriyle evlendirmek istiyorlar. Oldu bittiye getirecekler. Dinlemiyorlar beni. Gecem gündüzüme karıştı. Ben de çareyi Ankara’daki amcamların yanına kaçmakta bulacağım. Bu akşam iki aile arasında söz kesme yapılacaktı. Köy halkına rezil olmak istemiyordum. Anneme, kız arkadaşımın yanına gidip geleceğim diye evden çıktım.” Dedi.

Omuzları sarsıla sarsıla ağlıyordu..Bir süre öylece sustuk..
“ - Kızım sen şimdi Ankara’ya gece geç vakitte varacaksın. Adresi de tam bilmiyorsun. Seni nerede karşılayacaklar? Gecelerin meçhul karanlığında büyük şehirlerin kurtlarına yem olursun kızım. Gel ben seni köyüne geri götüreyim. O sert mizaçlı, inatçı babanı ikna edeceğime inanıyorum.” dedim. Çok katı, inatçı olduklarını, onları caydıramıyacağımı söylüyordu. Aklıma ne geldiyse söyledim; dil döktüm. Sonunda kızı geri dönmeye inandırdım. 

Köye girerken akşam ezanı okunuyordu.
Hanım merakla sordu:
“ - İyi de annesini babasını nasıl yumuşattın?” dedi.
“ - Ondan kolayı ne var!?” 
“ - Bakın; bu işte zorlama olursa; kızınızı bu sevdiği oğlana vermezseniz kızınız intihar edecek. Canına kıyacak,haberiniz olsun.” dedim.Yalanları süsledim.” Sonra nasıl dayanacaksınız bu acıya? Bu güzel kız bir kerede ölür… Ya siz!? Yıllar sürecek bu vicdan azabıyla, dayanılmaz acıyla, kaç kereler öleceğinizi düşündünüz mü?” dedim.

Dondu kaldılar… Babası boynuma sarıldı; annesi kızına sarıldı; ağlaştılar ağlaştılar… Göz yaşları kinleri eritti.”

Eşim bir taraftan sofrayı topluyordu. ”Gider miyiz hanım!” dedim.
“ - İnşallah gidelim gidelim” dedi.

Akşam karanlığı çökmüştü. Oda ışığının düğmesine bastım. Sokağa bakan pencerenin perdesini çekerken kapının önündeki ekmek teknesine gözüm kaydı. Kamyonun sol arka tekerine yakın levhasında (520- MAN-NASİPSE DÖNERİM- İBO) yazıyordu.

Mutfağa girip çıkan hanımın arkasından seslendim:                                                                “-Hatun ! Taze kahve almıştım. Mahalle çocuklarına dağıtılacak çikolataların yanında… Şöyle bol köpüklü olsun. Karşılıklı içelim.”

Günün Diğer Haberleri