CAMDAKİ HATIRA
Trenin camına yaslanmış yüz, dışarıdaki rayların sonsuzluğuna karışıyordu. Trenin içinde sessizlik, dışarıda ise hareketin hiç bitmeyen ritmi vardı. Yolcu, kendi yansımasına bakarken aslında geçmişine bakıyordu. Çocukluğunda köyden şehre yaptığı ilk yolculuk; annesinin elini sıkıca tutuşu, babasının sessizliği… Hepsi camdaki surette yeniden canlanıyordu.
Raylar uzadıkça hatıralar da uzuyor, trenin her sarsıntısında bir anı daha zihninden kopup geliyordu. Dışarıda yeşil bir yamaç, içeride ise kalbinin sıkışmış köşeleri… Yolculuk sadece şehirlerarasında değil, ruhun derinliklerinde de sürüyordu.
Bir an için gözlerini kapadı. Tren ilerlemeye devam etti ama o kendi içinde durmuştu. Yansımasıyla konuşur gibi oldu: “Nereye gidiyoruz?”
Camdaki yüz cevap vermedi, sadece baktı. Yolcu anladı ki bu yolculuk; varış noktasından çok, kendini bulma yolculuğuydu.
Yolcu anladı ki o yüz aslında kendi içindeki eksik parçaydı. Yıllarca kaçtığı, unuttuğunu sandığı ama kalbinin derinliklerinde sakladığı bir hatıra.
Camdaki yansımaya bakarken kendi sesiyle mırıldandı: “Artık barışabilirsin.” Yolcu, rayların ritmiyle birlikte kendi geçmişiyle barışmışlığın huzurunu içinde hissetti.
Tren istasyona varmış, yolcular birer birer inerken o, en sona kalmıştı. En sona kalsa da peronda yürürken içindeki yükün hafiflediğini fark etti.
***
