Bostancı Ahmet / Ahmet Keskin

Yazan: Ahmet Keskin -BOSTANCI AHMET
Advert

ÖYKÜ - 14-01-2026 21:29

BOSTANCI AHMET

Göçmen Ahmet köye gelip yerleştiğinde tüm köy dikkat kesildi. Kendi aralarında ileri geri konuşmaya başladılar:
"Sonradan gel, su başına geç. Olmaz öyle şey!"

Taş köprü başındaki tarlası önündeki hanay eve yerleşti ve büyük bir ahır yaptırdı. İçine büyükbaş hayvan doldurdu. Geldiği toprakların çalışkanlığından zerre sapmadı. Köyde pek çok alan bataklık, suluk arazi yüküydü. Düşündü  düşündü, "Aileler gerek bana" dedi. "Sulak alanları önce ıslah ederim, sonra varsa yoksa bostan dikerim. Şehir yakın. Alıcısı bol olur.." Yediden yetmişe herkes, "Göçmen geldi, Göçmen gitti" diyor, başka bir söz etmiyordu. Çal'ın köylerinden çok çocuklu birkaç aile getirdi.

"Islah edin, bostan dikin. Ürünün yarısı sizin. Pazarlaması benden"

Aileler tarla başlarına kondurdukları ikişer odalı, bir ocaklı evlere yerleştiler. Sıtması, çamuru demeden bir uçtan diğer uca koca koca arıklar kazdılar. Bu arıklardan yüzey sularını ovaya, oradan menderese akıttılar. Her geçen yılda ekime hazır dönüm dönüm toprak ortaya çıkardılar.

Topraklara bostan diktiler. Her baharda patlayan bostan çekirdekleri, kol verip yayıldıkça çiceğe, oradan meyveye dönüştü.

Ağustos sıcağı altında iri iri bostanlar kendini göstermeye başladığında Göçmen Ahmet siyah atının eğerine kösülüp elinde kırbacı, kıçında külotlu pantolon, körüklü çizmesiyle bostanları dolaşmaya başladı. Bostan başındaki söğüt dallarından kurulan çardaklarda mola verip çalışanlara, "Yarına iki araba karpuz hazır edin" talimatlarını verip belindeki Bursa çakısını çıkarıp kestiği karpuzlardan yiyerek, "Bravo size"lerini saldıktan sonra köye döndü. 

Sel yatağından sular sıçrata sıçrata geçen bostan yüklü arabalar, tozlu yollarda tekerleri gömüle gömüle önce köye gelip oradan Ankara yolundan şehre gittiler. Bu arabaların sayısı arttıkça artık Göçmen Ahmet unutulmuş, yerini Bostancı Ahmet almıştı.

Bostancı Ahmet yaz aylarında sık sık şehre iner, alışverişini yapar, ihtiyaçlarını heybelere doldurur, atının kıçına hafiften bir şaplak atar. "Haydi"sini duyan siyah at, yola sahipsiz düşer, o günlerin Çal yolundan koşarak köye dönerdi. 

Bostancı Ahmet işleri için oradan oraya dolanırken atı, hanay eve ulaşır, avluya girer, kişneyerek evin hanımına geldiğini bildirir, hanım avluya çıkar, yükü indirir, eğerini çözer, ahıra alır, yemler ve işine dönerdi.

Denir ki köylüler kendi aralarında kararlaştırır, sahipsiz atın yolunu urganla kesmeye çalışırlar ama bir türlü başaramazlar. Siyah şahin her seferinde engeli yarar geçer.

Boş bostan arabalarında geri dönen Bostancı Ahmet, köy kahvesi önündeki dut ağaçları gölgesinde sade kahvesini içerken köylüler, "böyle de böyle" diye lafa girse de "Tutamadık, yakalayamadık!" dediklerinde kahkahasını basar, "Mümkünü yoktur"unu sıralardı.

...

Uzun yıllar Bostancı Ahmet köylü ağzında öykülendi durdu. Denir ki genç yaşta öldü. "Yaşasaydı susam, pamuğu nasıl getirdiyse daha neler getirir, köye ön ayak olurdu" diye anlatılır.

Her köyün mutlaka Bostancı Ahmetleri gibi Mehmetleri, Hasanları, Süleymanları vardır. Ve köyler önlerinden gidenlerin ayak izlerinden yürüyerek kendilerini göstermişlerdir.

***

Editör: Nüzhet Ünlüer

Günün Diğer Haberleri