ADALET AĞAOĞLU / ADALETLİ BİR YAZI
Dile kolay, Adalet Hanım 64 yıl aynı yastığa baş koyduğu en özel ve en büyük destekçisi eşi Halim Bey'i kaybettikten sonra büyük bir boşluğa düşer.
Halim Bey, bazen şehir dışında bazen de yurt dışındaki projelerde mühendislik yapıp uzun süreler evden uzakta çalışsa da mesafelerin ilişkilerine zarar vermesine ikisi de müsaade etmez. Eşi Adalet Hanım'ı, hem çalışma hayatında destekler hem de istifa edip kendini tamamıyla yazıya ve edebiyata adadığında en iyi okuru olarak yanında yer alır.
Adalet Hanım, bu zorlu dönemden çıkması gerektiğini fark eder etmesine de o gücü kendisinde bir türlü bulamaz. Bir şeyler yazmak için oturduğu masasının tam karşısındaki raflarda kendi kitaplarının olduğu bölüme gözü takılır. Birden günlüğüne daha doğrusu "Dert Dökme Defterleri" dediği Damla Damla Günler'e eli uzanır ve 13 Haziran 1973'de neler yazdığını okumaya başlar:
"TDK'dan yazar arkadaşımız Tahsin Saraç sık sık uğruyor bana. Seviniyorum. Dün yine çıkageldi. Tek perdelik Tombala oyunumu Fransızca'ya çevirmesinden beri, yazacağım kısa oyunlar onun başlıca merakı olup çıkmıştı. Onu sevindirdim. Bu kadar gel git arasında içimden gele gele, ama 'yine olmuyor galiba' diye diye yazdığım Çıkış'ı okudum Tahsin'e.
Heyecandan zangır zangır titreyerek dinledi. Ne yapacağımı şaşırdım. Oyun yazarlığında kendimi aştığımı, hem kat kat aştığımı söylemesin mi? Uzun süredir çöp tenekesini boylayan sayfalardan, gönlümce yazamamaktan doğan sıkıntım dağılır gibi oldu. Bizler, Ankara'daki yazarlar, yazdıklarımızı birbirimize okuruz.
Bu, epeydir benim için öyle değil. Gizlenmekteyim. Tahsin'den sonra dayanamadım Çıkış'ı "mon ami de vie" Halim'e verdim.
Bu oyunun her ânının insanın önüne on büyük dünyayı birden açtığını söylüyor. Yazarken kendime güvenimi ne kadar elden kaçırdığımı böylece anlamış oldum. Aynı zamanda kendi dışındakilerin notuna bu kadar bel bağlayışıma üzüm üzüm üzüldüm. Bir de not düşeyim bari: Yazar, ideolojik kural ve kurumların içinde boğulmamalı. Verili değerleri alt edemedin mi, düz anlatı şiirine kavuşamaz."
"Ah ne günler!" demek istemiyordu ama "Ah ne günler"di işte. Tahsin Saraç iyi ki o gün uğramış ve tüm kararsızlığına rağmen son yazdığı "Çıkış" adındaki oyunu okumuştu; oysa ne yazdığından Halim Bey'in bile daha haberi yoktu. Tahsin Bey'in övgüleri onu nasıl da sevindirip mutlu etmişti; ancak daha sonra, sanki kendi emeğine haksızlık ediyormuş da taktir almasa yazdığı oyununun yetersiz olduğu zannına kapılacak diye kendi kendine kızmıştı.
Adalet Hanım her zaman edebiyata ve kitaplara meraklı bir öğrenci olmuştu. Kitap okumayı ilkokuldan beri severdi. Babası, hem kumaş ticaretine büyük şehirde devam etmek hem de okumaya istidadı olan kızının daha iyi eğitim alması için Nallıhan'dan Ankara'ya taşınma kararı almıştı. Üç erkek kardeşi daha vardı; babası, kardeşleri için "Okumak isteyen okusun, okumayan da nasıl olsa bir iş tutar ya da yanımda çalışır" diye düşünuyordu.
Adalet Ağaoğlu, Ankara Kız Lisesi'nde başarılı bir öğrenciydi; hele Türkçe ve edebiyat derslerinde yazdığı kompozisyonlarla sınıfta kendini hemen belli ederdi. Öğretmenleri, bazı kompozisyonlarının dile gelip sahnelenebilecek oyunlar kadar başarılı olduğunu söylerlerdi.
Ulus Gazetesi’ne gönderirken tereddüt ettiği tiyatro eleştirileri yazılarının; gazetede basılmış hâlini görmek nasıl da mutlu etmişti onu. Hele yazdığı ilk tiyatro eleştirisini gazetede okurkenki hissettiği heyecanın tarifi imkânsızdı.
Yazdığı şiirlerine de güveniyordu aslında. Kendinden emin olup Kaynak Dergisi’ne gönderdiği ilk şiirinin yayımlandığını görene kadar yine de içindeki heyecan pırpırları pek durmak bilmemişti.
Gazete ve dergilere yazmaya, Ankara Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı'nda öğrenciyken de devam eden Adalet Ağaoğlu, aynı zamanda Ankara Radyosu’nun açtığı dramaturgluk sınavına girer ve başarılı olur. Dramaturg ve Radyo Tiyatrosu Müdürü olarak profesyonel hayatında onlarca radyo ve sahne oyunları yazar, aynı zamanda tiyatro oyunlarından çeviriler ve uyarlamalar yapar.
Tam da ciddi şekilde görüş ayrılığına düştüğü ve bu durumdan çok rahatsız olduğu TRT'deki dönemlerini okumaya başladığında etrafında vızıltıyla dolaşan bir sivrisinek dikkatini dağıtır. Günlüğünü, namı diğer Dert Dökme Defteri'ni masaya bırakıp Halim Bey'e özlemi acı bir gülüşle yine yüzüne oturur. Onun analitik bakış açısıyla olaylara getirdiği sakin yorumları düşünürken Ankara'nın ilk özel tiyatrolarından olan Ankara Meydan Sahnesi’ni Kartal Tibet, Üner İlsever, Çetin Köroğlu ve Nur Sabuncu ile kurdukları gün aklına gelir. Sahi, o zamanlar bir de Meydan Sahne Dergisi'ni birlikte çıkarmışlardı ya...
Adalet Hanım masadan kalkıp Günlükler'i yerine koyar. Hemen yanındaki Gece Hayatım'i alıp biraz da onu gözden geçirir: "Okurlar, kitabım daha yeni çıktığında adının çağrışımından dolayı içeriğini tahmin etmeye çalıştılar ve yazdıklarımın düşündükleri gibi olmadığını okuyunca nasıl da şaşırdılar. Kitapta, gece gezmeleri için nerelere gittiğim ya da dışarıda geçirdiğim vakitleri değil; fantastik rüyalarımı ve kabûslarımı yazmıştım." diye bu sefer de muzipce güler.
Şimdi de hep elinin altında duran masasının üzerindeki ilk göz ağrısı Ölmeye Yatmak'ı, matbaadan geldiği günkü heyecanıyla eline alıp kapağına dokunur. Onca oyundan sonra yazdığı ilk sevgili romanı...
Kurum içinde had safhaya çıkan görüş ayrılıkları ve sahnelenen oyununun gerekçe gösterilmeden aniden kaldırılması bardağı taşıran son damla olur. Ne zamandan beri zaten aklında olan TRT'den istifa etmeyi, "Daha fazla ertelemenin anlamı yok!" diyerek uygulamaya geçirir ve dilekçesini yazar. Hem yazmak istediği romanına tamamıyla kendini vermek ve geri kalan ömrünü edebiyatla geçirmek istemesini her kararında olduğu gibi Halim Bey yine desteklemektedir.
İşte böyle bir sürecin sonunda Ölmeye Yatmak nihayet 1973 yılında okuyucularıyla buluşur. Adalet Ağaoğlu'nun aslında oyun olarak yazmayı düşündüğü bu romanı, Bir Düğün Gecesi ve Hayır kitaplarıyla Dar Zamanlar Üçlemesi alt başlığıyla kitapçılarda görücüye çıkar.
Adalet Ağaoğlu romalarında, içinde bulunduğu dönemin çalkantılı siyasi atmosferinin bireyler üzerindeki etkilerini ayrıntılarıyla anlatır. Kendini var etmeye çalışan kişiler, yaşadıkları tutarsızlıklar ve çelişkilerle gözler önüne serilir.
Ölmeye Yatmak'ta Adalet Ağaoğlu, çocukluklarını 1930'larda yaşayan roman karakterlerini, yurt ve dünya gündemindeki olaylar eşliğinde 1960'lara getirir. Üniversitede öğretim üyesi olan Aysel, bir otel odasında inzivaya çekilir. Çocukluğundan itibaren yaşadıklarını gözden geçirip kendisiyle hesaplaşmaya girer.
Burada sadece özeleştiri diyebilir miyiz, pek emin değilim. Aysel kendi özeleştirisiyle birlikte karşılaştığı, yanlış olduğunu düşündüğü, karşı çıktığı ve belki haykırdıklarını da masaya yatırmaktan hiç çekinmez.
Ölmeye Yatmak'ta Adalet Ağaoğlu, yerli ve yabancı kitap, yazar ve şair adlarını satırlara ince ince işler. Bir o kadar da dergi, gazete, sinema ve tiyatro oyunları romanda yer alır. Adalet Hanım bu eserleri seçerken mühendisliğiyle beraber edebiyatla da yakından ilgili eşi Halim Bey'in fikirlerine başvurup, ne düşündüğünü sormuş mudur acaba, ne dersiniz?
İşte Ölmeye Yatmak'ta adı geçen kitap, yazar ve şair adları; peki sizin fikriniz nedir?
Tolstoy, Anna Karenina
Gustav Flaubert, Madam Bovary
Atatürk, Söylev
Jules Verne, 80 Günde Devrialem
Comtasse de Segure, Masallar
Andre Gide, Dar Kapı
Zavallı Çocuk
Arsen Lupen kitapları
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yaban
Cervantes, Don Kişot
Nurullah Ataç
Resat Ekrem Koçu, Esirci Başı
Nihal Atsız, Bozkurtların Ölümü
Shakespeare, Romeo ve Juliette
Nazım Hikmet, Şiirler
Ahmed Arif, Şiirler
Çehov
Gogol
Nihal Atsız
Alain
Karl Marx, Kapital
Oscar Lange, Sosyalizmin Yeni Meseleleri, Sosyalizmin Ekonomi Teorisi
Nüvit Özdoğru, Siğil Taş Olsa
Yaşar Kemal, İnce Memet
Kafka, Dava
Şolohov
Gorki, Ekmeğimi Kazanırken ve Ana
Aristofanes, Kuşlar
James Bond
Aziz Nesin, Zübük
Traven
Hüseyin Rahmi Gürpınar
Balık ve Amatör Balıkçılık
Osmanlı Tarihi
Zola
Halide Edip Adıvar, Türkün Ateşle İmtihanı
Machiavelli, Prens
Rousseau, İtiraflar
Sabahattin Ali
Panait Istrati, Kodin
Roosvelt'in oğlunun kitabı, İfşa Ediyorum
Pitigrilli, Topal Karganın Hatıraları
Albert Camus, Veba
Sartre
Aristo
Montesquieu, Kanunların Ruhu
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
