ZAMANA TEĞET GEÇEN ODA
Kireci dökülmüş bir duvara yasladım gençliğimi,
Burası ata yadigarı, burası göğsümün ilk coğrafyası.
Ahşap merdivenlerin o bildik iç çekişi,
Ve cumbalı pencerelerden sızan ekim güneşi…
Her şey yerli yerinde duruyor da bir bakışta,
Bir tek zaman sığmamış bu tavanı yüksek odaya.
Ben bu avluda büyüttüm ilk kavgalarımı,
Yağmurdan hemen sonra, toprağın esintisi
Tıpkı memleket gibi tüterdi burnumda.
Babamın bıraktığı o eski, tütün kokulu ceket,
Hâlâ askıda, zamana meydan okuyan bir nöbetçi.
Ceplerinde unuttuğu birkaç kuruş ve keder,
Şimdi hangi rüzgârın önünde savrulup gider?
Gözlerimi kapatsam, Orhan Veli kapıdan girecek sanki,
Elinde bir parça ekmek, cebinde bedava yaşama sevinci.
“Ne duruyorsun,” diyecek, “dünya dışarıda akıp gidiyor!”
Oysa içerde, bu eski sedirin üzerinde,
Ümit Yaşar’ın o hiç bitmeyen sonbaharı gizli.
Bir kadının saçları dökülüyor avizelerden yere,
Özlemek diyorum, ne ağır bir işçilikmiş meğer böyle.
Biz bu odada sevdik memleketi, bu odada bölüştük ekmeği.
Duvarlardaki çatlaklar, dedemin alnındaki çizgilerdir.
Ve her gece yarısı, o eski saat vurduğunda otuzu,
İçimde bir Nazım uyanır, prangalarını kıran:
“Yaşamak,” der, “bir ağaç gibi tek ve hür…”
Ama bu evde her anı, bir orman gibi kardeşçe gömülür.
Şimdi sandıkları açsam, içinden sadece çocukluğum çıkacak,
Tozlu atlaslar, kırık bir fırıldak ve annemin tülbenti.
Tarih, bu duvarların arasında sararıp solan bir kâğıt,
Geçmiş ise hiç bitmeyen, hep en başa dönen bir ağıt.
Ben bu ata evinden çıktım yola,
Cebimde bir avuç çocukluk, kalbimde üç büyük usta.
Şimdi söyle ey dünya, hangi rüzgâr yıkabilir bu çatıyı,
İçinde bunca yaşanmışlık, bunca şiir saklıyken?
***
Yarışma şiiri editötyal çalışma yapılmamıştır


















