NÂR-I YÂR
Ey bu gönüllerde aşk rüzgârı estiren, ezeli yâr!
Kavurur gönülleri içimizde tutuşturduğun nâr.
Âleme dair her ne duygu varsa bu nârınla yanar;
Nârında yanan duygularımız arınmak için kanar.
Âlemde öyle bir nâr tutuştu ki kıyamete kadar,
Aşkı soluyan her nefese hayat olur, azar azar.
İbrahim atılırken nâra düştü, gönlüne nâr-ı yâr.
Yâr'a tevekkülünden dolayı hayrete düştü ağyâr.
Düşünce kuyuya Yusuf'un gönlünü ısıtan nâr,
Tur u Sinâ'da Musa'ya oldu Mısır için karar.
Yakup'un göz yaşlarını ısıttığında nâr-ı yâr,
Köle pazarında Yusuf'u Mısır'a sultan kılar.
Gece karanlığını yarıp aydınlatınca Hîra'yı İlâhî nur;
Peygamber karşısında gece gibi yayılan bir Ebu Cehil durur.
Meydana çıkınca yârin nârından ciğeri yanan bir Ebubekir,
Ebu Cehillerin safında öfkesinden Ebu Lehepler kudurur.
Sindirmek için seni dört bir etrafında küffâr tutuşturunca nâr;
Gönlünü ezelî yâre açıp küffarın tutuşturduğu nâr -ı yâr.
Eğer gönlünün derûnunu istiva ederse dâimâ nâr-ı yâr;
İstilâ edemez gönlünün tahtını ebediyen efkâr-ı küffâr.
Editör: Hamiyet Su Kopartan



















