Advert

Müjdenin Ölümü

Yazan: Özkan Ümit - Müjdenin Ölümü

ÖYKÜ - 23-08-2022 14:13 939 kez okundu.

Müjdenin Ölümü
Advert

MÜJDENİN ÖLÜMÜ

Çocuk hırçın adımlarla geldiği parkın köşesinde yerdeki boş şişeye isyankâr bir tekme savurdu. Sonra kenarda eksilmiş tahtalarıyla yalnızlığını bozduğu eski banka oturdu. Başı iki elinin arasında hıçkırıklara boğuldu. Yan tarafta boydan boya parkı çevreleyen beton duvar, sanki sessizce uzanmış onu seyrediyordu. Park duvarından çok mahkeme duvarını andırıyordu; sessiz, ruhsuz, hissiz… Yoldan geçen kalabalıklar gibi.

Baba, çoktan dağların yolunu tutmuştu. Bir tepeye çıktı, vadiye doğru avazı çıktığı kadar haykırdı: “Allah’ım!” feryadının yankılandığı vadilerden duyduğu yalnızca kendi sesinin tekrarından ibaretti. Sonra gizli iç çekişlerini aldı, bir ağacın gölgesine götürdü. Gölgesine oturduğu ağacın yaprağı bile kımıldamıyordu; tıpkı az ötede koyunlarını otlatan çobanın sürüsünü alıp istifini bozmadan yoluna devam etmesi gibi. 

Anne elinde kırık bir sopayla düştü yollara. Kapıdan çıkıp yola adım attığı anda başlamıştı yolu dövmeye. Bir amanın yolunu bulmaya çalışması gibi o da umut yolunu arıyordu sanki sopayla. “Tık tık” seslerinin yoldaşlığında köyün alt ucunda akan ırmağın kenarına gelmişti. Ayağının altında ezildikçe bayıltıcı kokusunu etrafa savuran taze çimlerin üstüne oturdu. Yaktığı ağıtlarla içini sulara dökerken nehir ninni dinler gibi dinledi onu. Aktı salına salına, nazlı akışını değiştirmeden kıvrıldı gitti vadi boyunca. Ana, dağa baktı; “Dağ gibiydi yiğidim” dedi ağladı. Az ötedeki serviyi gördü; “Uzun boyluydu civanım” diye inledi. Yukarıda bir pınar billur sularını akıtıyordu havuza. Bir kadın testisini buz gibi suyla doldurmuş pınar başından ayrılıyordu sessizce. Ana pınara baktı; “Su gibi, üç günlük gelinim dul,” dedi hıçkırıklarını tutamadı. Akşama doğru üç yaralı yürek, yavrusuz yuvaya gönülsüz dönen kuşlar gibi dönerken eve, gözyaşlarıyla yıkadıkları acılarını toparlayıp kırık kalplerinin en kuytu yerine sakladılar da girdiler içeri.

Dün kırk gün olmuştu; konu komşu son kez toplanmış, 'kırk pişisi' yapılmış, mevlit okutulmuştu. Evet acı büyüktü büyük olmasına da “ateş düştüğü yeri yakardı” her yeri yakacak değil ya, her gün yakacak değil ya... Dostlar, komşular, sevenler – sevmeyenler gelmiş, acıyı paylaşmış sonra kendi dünyalarının insanları olarak; yoldaki kalabalık, dağdaki çoban, çeşme başındaki kadın olmuş, başka meşgalelerin insanları olarak hayat gailesine dalmışlardı.  

Öyle değil midir? Acı paylaşılırsa azalır azalmasına da geriye ille paylaşılmadık bir yan kalır sahibine. Acı büyük olunca da artığı fazla olur. Bir dağı ne kadar bölerseniz bölün, ardında paylaşılmadık yüksek tepeler bırakır. 

Üç garip döndüklerinde bir çift kara göz buldular evde, suyu çekilmiş kör kuyular gibi. Asıl garipliği yaşayan biri, yabancı olarak geldiği evde hayata da yabancı kalmış bir yürekcik. 

Önce çocuk sustu yine, sonra ihtiyar bir suskunlukla iki kişilik susan anne ve baba. Gelin zaten konuşmuyordu, tek kelime etse içinde kaynayan volkan patlardı. Aslında “Size müjdeli bir haberim var” demeliydi; demedi, diyemedi. Yüreği çıldırtıcı bir kahrın kollarında acıdan kavruluyordu. Anneliğin o ilk haberini almışken, karnındaki yetime çileli hayatında yoldaşlık yapmak zorunda olduğunu bilmenin ıstırabıyla ezilen kalbi duracak gibi oluyordu. 

Bütün gücünü topladı, acı bir gülümsemeyle; “Bugün eczaneye uğradım.” diyebildi. Sonra ağlamaya başladı. Mesaj alınmıştı. Sanki kuru ota çıngı düşmüş, küllenen ateş harlanmış, gönül ormanları tutuşmuştu. İki ihtiyar gönül yine susmuş, ancak bu sefer yeni bir yas tutarak susmuşlardı. Gayrı bu yetimin yasıydı. 

Çocuk olanlardan habersiz, abisi için dökmeye başlarken gözyaşlarını “Yeter, susun artık!” diyemedi. Oysa kırk gündür kara bir ağrı sızlatıyordu burnunu. Ağlamanın kırk çeşidini, ağıtın kırk türlüsünü dinlemiş, iç çekişleriyle katılmıştı onlara. Gözlerinden inci taneleri gibi billur ve masum yaşlar döküldü yeniden. 

Anası oğlunu kolundan çekip sımsıkı sarıldı ve kalp kırığı bir söyleyişle “Demek oğlum amca oluyor yengesi.” dedi, “Yetim amcası...” 'Yetim', 'amca' iki kelime iki zıpkın gibi çocuğun beyninde dönerken o, sevincin bazen ne kadar acı olabileceğini öğreniyordu hayatının baharında.  

Bir müjdenin, ölüm haberi gibi insanın ruhunu ürperterek kaplayışıydı bu, o kederli çehresiyle avlu kapısında beliren kara yağız komutan vardı ya, işte onun yutkunarak şehit haberini verişi gibi bir şeydi. Belki de müjdenin ölümü demeliydiler buna. Tıpkı ölümü müjdeler gibi: Bir yetimliğin müjdesi...

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Koltuk Şeklindeki İnsanlar / Şadan Köse

Koltuk Şeklindeki İnsanlar / Şadan Köse

30-05-2026 - ÖYKÜ

Aman Kedi Girmesin / Nevin Aktekin Gülfırat 

Aman Kedi Girmesin / Nevin Aktekin Gülfırat 

23-05-2026 - ÖYKÜ