Advert

Herkes Yazsın – Neler Yazmalı?

Yazan: Sedat İlhan - HERKES YAZSIN -  NELER YAZMALI?

DENEME - 23-08-2022 03:40 771 kez okundu.

Herkes Yazsın – Neler Yazmalı?
Advert

HERKES YAZSIN -  NELER YAZMALI? 

Herkes yazsın, gibi hamasi, büyük bir laf ile ortaya çıkıp da nelerin yazılması gerektiğini sayıp dökmek kadar saçma bir şey olamaz. Evet, bazı içerikler beni rahatsız ediyordu. Ta ki, bu yazıyı yazana kadar, bu konuya odaklanıp düşünce dünyamda dengelerimi kurmaya gayret edene kadar. Yazmanın bir faydasını böylece yaşayarak görmüş oldum. Yazan kendisine yazar, kendisi öğrenir başta, nasibi olan öğrenir.

Evet, bazı içerikler beni rahatsız ediyor. Ama söylemenin bir anlamı yok. Çünkü dinleyen yok. Çünkü bir pazardır burası, alanı olmasa satanı neden olsun ki…

Bir dostum meşhurlardan meşhur bir Prof'un yazısını göndermişti değerlendirmem için. Şaşırdım resmen. Sosyal medya ile ilgili bir yazı. Mevcut durumu almış sanki değerlerimiz, çözümlerimiz. Bir yerlere bağlamış işte. Nedeni, niçini, evveli, sonu belli değil. Oysa bir şeyleri ele alabilmek için referansa ihtiyacımız var. Yüksek neye göre yüksektir, alçaklık neye göre. Her zengin kendisini zengin hisseder mi?

Dostum çok beğendiği bir kitabı tavsiye etti. Birkaç sayfasını okuyabildim. "Din kültürel bir olgudur," der. Ve bazı kriterlerini herkesin bildiğine havale eder kestirmeden. Herkese malum olanı söylemenin amacı ne ola ki… Din ile kültürün ciddi bir ilişkisi olduğu kesindir. Ama hangisi esastır, kapsar diğerini? Bu insana göre bile değişir, tartışmak anlamsız.

Bir kadın yazarımızın röportajını seyrettim. "Mahallem beni kabul etmedi," der. Tutucu bulmuşlar. Kadın haklarını ve özgürlüğünü savunduğu kadar bir anne, eş, evlat olabilmiş, hissettim. Özel hayatında kurduğu bu dengeyi kitaplarına ne kadar yansıtabilmiş, okuyanlar ne anlamış, merak ediyorum.

Zengin kız, fakir oğlan filmleri ile büyüdü bir nesil. Veya piyangodan para kazanarak hayatı değişenlerle. Şimdi bir başka versiyonu oynanmakta. İnsan realitesinden, hayatın gerçeklerinden uzak. Hayır, olmaz değil ama erdem diye bir şey var, bilmediğimiz. Sanki birileri; "düşünmeyiniz," dedi bize, bizim yerimize düşünerek, hayallerimizi resmettiler mest olduk.

Her şeyi yeniden keşfettik kendimize göre. Kitaplar yazdık, ne nasıl olmalı, nasıl oturulmalı, nasıl yenmeli, ne giyilmeli. Çok şey öğrendik, çok şey bildik ama bilmenin yeterli olmadığını bilemedik, henüz bilemedik.

Kendi mahallemizin destanını yazdık, diğerleri "tu...kaka." Bazen masumane, bazen şeytani bir zeka ama gafilane, zalimane… Besmele çekerek yazdık selam verip başladık söze.

Öyle yazdık ki, herkes memnun. "İsraf ediyorlar" dedik mesela. Oysa bu bir sorumsuzluktur sadece, imkanlar ile ilgisi yok. Bu nedenle duyanlar diğerlerini gördü yalnızca, üzerine almadı, aynen devam etti hayat. Zaten israf etme denildiğinde tasarrufa giden olur mu ki…

Ve acıları resmettik ama tek yanlı, çözümsüz. Bataklıkta yetişen güllerin destanını yazdık okunsun diye, sorumluluktan kurtulduk böylece. Herkes çalışırsa, aklını kullanırsa, yetinmez ise gül olup gülistana çevirebilir her yeri , bizsiz, çaresiz, yapayalnız…

Bir dostum var, konuşuruz bazen, biraz derinlere inebildiğimiz bir dostum. Zeki, espritüel. Geçenlerde; "Bana kimse ne yapmam gerektiğini söylemesin," dedi. Neden fikrini açıkça söylemiyorsun diye sordum. Sen fikrini söylesen, kimse sana ne yapacağını söyleyemez. Halimizin özeti bu, problemlerimizin en belirgin göstergesi belki kaynağı. Başkalarının ne yapması gerektiğine odaklanırız, tarif eder dururuz sürekli. Benim ne yapacağımı söylemesinler, söyleminde "BEN" nesne yani fiilinden etkilenen olmakla birlikte fail yani hareketi yapan muhataplarımızdır. Bu cümlenin başkalarının ne yapması gerektiğini tarif eden diğerlerinden farkı yoktur. Neden hadiseler karşısında kendi fikrimizi ortaya atmayız, savunmayız, gerçeklemek için harekete geçmeyiz?

Başkasının girdabında dönüp duruyor düşüncelerimiz. Söylesem mi söylemesem mi ikileminde gidip geliyor. Bir yere oturmuyor, bir şeye tutunamıyor harfler. Hepsi biraz işte, her şeyden biraz.. Cesaretten, korkaklıktan, özgüvenden, iradeden, suskunluktan, konuşmaktan... Belki de bu yüzden tereddütlerimiz. Belki de bu yüzden sesimizin anlaşılmazlığı.. Kendi içimize, kendimize haykıramadığımız cümlelerin, dışarıya çıkarken oluşturduğu bulanıklık..

Evet, ne kadar hoşuma gitmese de herkes yazmalı. Yaşanan her ne ise en etkin çözümü bu çünkü. Ve bunun gerçekleşebilmesi için ne yazılacağını kimse tarif etmemeli. Herkes yüreğindeki dökmeli kağıda, kalemini hayatın içine daldırarak…

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Bayram Üstüne / Hamdiye Okudan

Bayram Üstüne / Hamdiye Okudan

30-05-2026 - DENEME

İçimizdeki Pusula / Sebahattin Polat

İçimizdeki Pusula / Sebahattin Polat

28-05-2026 - DENEME