HAYALİNİ BİLE KURAMADIĞIN DÜNYA
"Hayalini bile özgürce kuramadığın bir dünya, senin dünyan değildir."
Bir dağ evi... Şöminenin içindeki ateş, çıtırdayarak yanıyor. Alevlerin dansı tavana vuruyor, gölgeler birbirine karışıyor. Camın önünde bir divan. Altında düzgünce istiflenmiş odunlar. Dışarıda; bembeyaz karın örttüğü ağaçlar, sessizlik içinde duruyor.
Bu fotoğrafa hepimiz hayranlıkla bakıyoruz. Baktık. Bakacağız… Biraz zaman geçirmek isteriz orada. Uzanmak, kitap okumak, hayal kurmak… Belki sadece camdan dışarıyı seyredip zihnimizi susturmak. Ve belki de uyumak…
Ama neden? Neden bu yalnızlığı, bu ortamı bu kadar arzuluyoruz? Neden şehirden kaçmak istiyoruz? Günlerimizi dolduran seslerden, kornalardan, kalabalıklardan, sürekli bir yerlere yetişme telaşından neden yorulduk? Neden hep bir köşede, içten içe, kaçabileceğimiz bir yer arıyoruz?
Sessizlik… Belki de insandan kaçmak. Burada kimse olmaz. Burada gürültü yoktur. Ortamın güzelliğine yakışmaz çünkü. Burada kendimizle baş başa kalırız. O kadar baş başa ki, belki de ilk kez gerçekten kendimizi dinleriz.
Zihnimizden geçenleri bir süzgeçten geçirmeden, kimseye açıklamak zorunda olmadan, sadece kendi iç sesimizi duyabiliriz.
İnsan bazen durmak ister. Durmak, soluklanmak, düşlemek… Hatta bazen hiçbir şey yapmamayı istemek. Koşturmacanın içinde savrulurken unutuyoruz sadece var olmanın da güzel bir şey olduğunu. Sessizliğin bize söyleyecek sözleri olduğunu.
O yüzden bakıyoruz o fotoğrafa. Hayran hayran, imrenerek, belki de biraz hüzünle. Orada olmak istiyoruz. Olabilecek miyiz? Bilmiyoruz. Ama bakmaya devam edeceğiz. Çünkü o fotoğrafta bir şey var. Bizden bir parça. Kaybettiğimiz, unutmaya yüz tuttuğumuz bir şey… Ve belki de o fotoğrafa bu kadar uzun bakmamızın sebebi, kendimizi orada bulma umudu.
Ben istiyorum. Hem de çok. Ama bazı hayallerin bile içinde karanlık gölgeler dolaşıyor. Ulaşamamış olmak, ulaşamamak… Özgürlüğün yalnızlıkla ödendiği bir dünyada, bir kadın olarak böylesine bir huzura gerçekten sahip olabilecek miyim? Sessizliğin içinde bir tehdit saklı mı? Bir başıma bir dağ evinde olmak, güvenlik kaygısını da beraberinde getiriyor. Kadın ölümleri, tecavüzler… Gerçek dünya bu kadar acımasızken, hayallerimizi bile kirletiyor. Odunları kesecek bir erkek eli mi gerekli? Elektrikli hızarla hallederiz belki ama ya güvenlik?
İşte böyle, bazen bir hayal bile yarım kalıyor. Bazen sadece var olmayı dilemek bile, bir kadın için lüks oluyor. Ve belki de asıl acı olan şu: Özgürlük herkes için değil. "Hayalini bile özgürce kuramadığın bir dünya, senin dünyan değildir."



















