ESKİ PALTO
Soğuktu elleri,
Ellerinden düşen keşkeler vardı.
Eski bir paltoyu sırtlamıştı zor bir hayatı sırtlar gibi.
Pişmanlıkları gölgesi vari peşindeydi.
Henüz gece olmamıştı ama bütün yıldızlar saçlarına dökülmüştü.
Yorgundu, yorgunluğu anlaşılmamaktandı.
Boynu, yüzündeki çizgiler eskimişti hep,
Gözlerinden o çakır gözlerinden umut akıyordu.
Öyle mavi öyle yeşil bakıyordu ki,
Gözlerinden bir çocuk bakıyordu dünyaya.
Omuzları ezilmişti başı dikti.
Yolda yürüyen her hangi biriydi birileri için.
Birileri için baba, yahut evlat, bir kardeş bir sevgili...
Gitti oturdu bir sabahçı kahvesine, dumanı tüten bir bardak çay istedi,
Kelimeleri tutumlu kullanarak.
Duvardaki televizyon açıktı,
Yine insanın yüzünü ekşitecek olayları sıralıyordu zoraki bir gülümseme takınmış sunucu.
Sırtını döndü onun daha derin yaraları vardı.
Bu yaş olmuş dostu düşmanı seçememişti.
Şimdi kendini yollara vurma zamanıydı.
Şimdi kendini arama ve bulma zamanıydı.



















