DEDE VE TORUN
Yaşlı adam uykusu azaldığından beri daha erken kalkıyordu. Güneşin doğuşunu karşılamak onun için adeta bir ibadet şekliydi.
Güneşin sıcak renklerinin kendisine iyi geldiğini öğreneli yıllar olmuştu.
Çok uyuyanları anlayamasa da şunu biliyordu: Herkesin kendi gerçeğini öğrenmesi yaşam akışında gerçekleşiyordu. Herkesin öğrenme, idrak etme, farkındalık yaratma zamanı farklı olabiliyordu. Bunu kendisinin idrak ettiğinden beri huzuru yakalamıştı. Kendi yapmak istediği her şeyi kendi planına göre yaparken diğerlerini bir film izler gibi izliyordu. Biliyordu, herkesin farkındalığı arttıkça kendi gerçekliğini görecekti.
Güneş, dede ve torununun mutluluklarını kutsamak istiyordu. Doğan güneş dağların tepelerinden aşıp fener tutar gibi loş odalarını aydınlatıyordu.
Buğulu camın ardında beyaz bir doğa vardı. Kış gününde bu güneş mucize gibi geliyordu.
Bu mevsimde sıcak içeceğin iyi gideceğini bildiği için yaşlı adam, özenle seçtiği cam çaydanlığıyla bitki çayları demliyordu. Enerji verip sıcak tutarak bir çok hastalıktan koruduğunu yıllardır deneyimlemiş.
Farelerin gelip gitmelerine aldırmadan işlerine devam ediyorlardı. Hayatı diğer canlılarla da paylaşılması gerektiğini biliyorlardı.
Halil’in kedisi farelere göz açtırmasa da dede ve torunun yanında fareler mutlu oluyordu.
Halil de dedesi İdris gibi erkenciydi. Arkadaşlarıyla zaman geçirip oyun oynasa da dedesiyle daha mutlu zaman geçiriyordu. Bir şey üreterek geçen zamandan keyif alıyor, kendi oyuncağını kendi yapıyordu. Her bir oyuncak Halil için kıymetliydi, onların büyük bir emekle yapıldığını biliyordu.
Yaşlı adam kendi bilgi ve beceri birikimini oyun oynar gibi aktarıyordu torununa.
Yaşlı adam çocukluğunu, gençliğini, askerliğini, katıldığı savaşı çoğaltarak anlatıyordu. Torununun keyifle dinlediğini gördükçe daha bir keyifle anlatmaya çalışıyordu.
Öğlen olmuştu. Halil, annesinin sesini duyunca yemek zamanının geldiğini anlamıştı; “Anneciğim geliyoruz.” diye cevaplamıştı. Zamanın nasıl bu kadar hızlı geçtiğine anlam verememişlerdi. Birbirlerine bakıp omuz silkip iki dost gibi kıkırdayarak yemeğe gitmişlerdi.
***



















