RUHUN ÜÇ BİLEŞENİ
ŞİİR: Yusuf Gökbakan
ŞİİR TAHLİLİ: Suna Türkmen Güngör
Bazen kalabalığın ortasında dururken içimizde başka bir âlemi yaşayabiliriz. Ayaklarımız toprağa basarken yüreğimizin bir tarafı göğe uzanır.
Hepimiz gündelik hayatın içinde yaşıyoruz. Çarşıya gidiyoruz, ekmek alıyoruz, birine selam veriyoruz, birine kırılıyoruz, birilerini özlüyoruz…
Bütün bunların altında, hiç kimsenin görmediği bir katman daha var aslında. Peki nedir bu kimsenin görmediği katman?
İnsanın iç katmanı; varlığımızın fiziksel olmayan yönü yani özümüz, o derin, o tarif edilmesi zor yer. Bu da ruh dediğimiz şeydir.
Bazen bir çiğ tanesidir sabah vaktinde, azen bir dalgadır kıyıya çarpan. Bazen de hiç kimsenin anlamadığı bir taşkınlıktır ruh hâlimiz.
Sevda da böyledir aslında.
Birine duyulan his, sadece birine duyulan his değil,
İnsanın kendine doğru yaptığı bir yolculuktur. Bazen düzeni bozar, bazen düzen kurar.
Ama mutlaka değiştirir.
Peki sevgili dostlar sizler hiç yaşadınız mı bunu? Birini gördüğünüzde, sevdiğinizde ya da aşık olduğunuzda aşık oduğunuzda; bir şehri bambaşka görmeye başladığınız oldu mu?
Sokak lambalarının bile gereksizleştiği bir an düşündünüz mü?
Bazen gördüğümüz bir yüzün, bir bakışın, bir gülüşün bütün ışıkları bastırabildiğini hissederiz öğle değil mi?
Birini sevdiğimizde onu sadece sadece bir insan olarak değil.
Hayatımızın merkezi, çekim alanı ve bir yörünge olarak görmeye başlarız.
Eğitimci Yazar, Edebiyat Öğretmeni, Şair Yusuf Gökbakan' ın Ruhun Üç Bileşeni şiiri, tam da bu değişimi yani;
Bir insanın sevdiğinde nasıl başka birine dönüştüğünü,
Aklın nasıl yerinden oynadığını,
Kalbin nasıl kabına sığmadığını anlatan, yalnızca coşku değil, aynı zamanda bir arayış şiiri.
Bu şiirde, kelimelerin biraz taşacağını, imgelerin coşacağını
aklın biraz geri çekileceğini göreceksiniz.
RUHUN ÜÇ BİLEŞENİ
Legal bir çiğdem köküyüm, illegal bir sevgi çemberinde.
Bu sebeple
Sıranın içinden taşıp sıra dışı olası geliyor rüzgârın,
Bir de aklı zayi dalgaların.
Bana bak, deyince kaybolmakta yarasalar.
Ayalarına yuva yapmakta martılar,
"De hayde!" dudağından aktıkça.
Senin olduğun şehirlerin hülasa.
Hiç ihtiyacı mı olur aya,
Sönsün gayrı sokak lambaları usulca.
Farkındayım, evrenler aşırmalı gülüşlerin için
Gezegenleri yörüngesinden çıkaran,
Kara delikleri onaran bakışların için.
Gönül bu, anla!
Şarabına kanıp firdevsin sızmak gibi bir nevi.
Bir çiğdem budağında,
Hayat bulmak senin olduğun bir anla.
Söyle Allah aşkına,
Akıl nasıl kaçmasın mekanından, Nasıl kalsın duyarsız,
Bu pahası olmayan çiğ damlasına,
Bunun için mevsimlerce dursuz duraksız.
Ekimler yapmalı yüreğine.
Eni konu yaratılış gerçeği, " Ruhun üç bileşeni.
Kulaç atan mısralar eşliğinde. Lav nehirlerine kadar
Senin yüreğine tasvirler çize çize.
Kıvamında serenatlar yayılan tapınaklarda,
Arştan ferşe kadar,
En fiyakalı yedi rengi keşfedip Yakasına takmalar...
Delirişin miladı,
Cümle tılsımların üstünde, Tılsımlanmalar lazım çünkü seni anlatmaya,
Bir mit tufanında.
Destan ötesi, kıtalara sığmayan göçleniş,
Hep birlikte ayrıcalıklı illaki her dem.
Bazı zamanlar var ki
Bir saniyesi bile ayrıcalık.
Cümle ay şarkılarıında bembeyaz serpiliş.
Bembeyaz besteler düşürmekte dile.
Yüreğinden habire taşan kalıpsız saflık,
Bu efsane hazzı, sevda seyranında,
Uyruksuz ve bitevi.
Farkındayım bir özgürlük seansı bu çiğdem.
Bir kemençe ve horon ulamak ruha
İlelebet çıldırasıya...
ŞİİR TAHLİLİ
Şiirin öncelikle başlığında kulllanılan güçlü metafor dikkat çekiyor.
“Ruhun üç bileşeni…”
Burada açık açık bir tanım yapmıyor. Belki de herkesin ruhu başka üç parçadan oluştuğu içindir.
Belki akıl, kalp ve sezgi…
Belki beden, mana ve aşk…
Belki de korku, cesaret ve teslimiyet olabilir.
Aşk başladığında hangisi önce sarsılır, akıl mı, kalp mi yoksa hepsi birden mi?
Şiirin başlığı ilk önce kendimize bu soruyu sormamıza neden oluyor ve cevabını ise her okuyucunun kendi içinde armasını sağlar.
Toprakla gök arasında bir denge, bedenle ruh arasında ise düzenli bir geçiş, aşk ve sevda ise o dengeyi bozarak yeniden kuran bir güç oluşturur.
Bu şiir, insanın sevda karşısındaki dönüşümünü anlatıyor:
Aşkın ruhu nasıl genişlettiğini, aklı nasıl zorladığını ve varoluşu nasıl değiştirdiğinden bahsediyor.
Şiirin daha ilk dizesinde karşımıza çıkan karşıtlık çok önemlidir:
“Legal bir çiğdem köküyüm, illegal bir sevgi çemberinde.”
Burada iki dünya vardır.
Bir tarafta masumiyet ve doğallık…
Diğer tarafta sınır tanımayan bir tutku…
Şair bize şunu söyler:
Sevda başladığında insan artık eskisi gibi olamaz. Değişime uğrar.
Şiirde kozmik imgeler yoğun biçimde kullanılmıştır.
“Gezegenleri yörüngesinden çıkaran, bakışlar”
Bu ifade aşkın sarsıcı gücünü anlatır.
Yörünge düzen demektir. Aşk ise o düzeni bozandır.
Bir başka önemli imge çiğ damlasıdır:
“Bu pahası olmayan çiğ damlasına…”
Çiğ damlası hem çok kıymetlidir hem çok kırılgan. Tıpkı aşk gibi…
Sabahın ilk ışığında var olur.
ama güneş yükseldikçe kaybolabilir.
Şiirde akıl ile gönül arasında örtük bir karşıtlık vardır:
“Akıl nasıl kaçmasın mekânından…”
Bu dize aşkın ölçülerini, sınırlarını zorladığını gösterir. Akıl yerinde kalmak ister ama gönül taşkındır.
Şiirin merkezinde yer alan
“Ruhun üç bileşeni”
ifadesi bilinçli olarak açıklanmaz.
Bu, metnin en güçlü tarafıdır.
Şair kesinlik vermez;
okuyucuyu düşünmeye davet eder.
Şiirin ilerleyen bölümünde tasavvufi katman belirginleşir:
“Arştan ferşe kadar…”
Bu ifade ilahi olandan dünyevi olana uzanan bir varlık çizgisidir.
Aşk burada yalnızca beşerî değil, maddeden ve hareketten de uzak bir kazanımdır.
“Delirişin miladı”
dizesi de çok dikkat çekicidir.
Burada delilik bir kayıp değil, başlangıç olmuştur. Aşk insanı aklın sınırlarından çıkarır, onu başka bir bilinç düzeyine taşır.
Son bölümdeki yerel imgeler:
“Bir kemençe ve horon ulamak ruha…”
Dizesi de aşkı özgürlükle buluşturur. Sevda artık bireysel bir his değil;
coşkulu bir varoluş hâlidir.
Şiir bize şunu anlatır:
İnsan sevdiğinde sadece birini sevmez. Kendi sınırlarını aşar.
Kendi yörüngesini değiştirir.
Kendi ruhunun derinliklerine iner. Belki de hepimizin içinde, toprağa bağlı bir çiğdem köküyle göğe taşan bir sevda aynı anda yaşamaktadır.
Bu şiir aslında derin ve Akademik bir çalışma ile çözümlenmesi gereken oldukça ustaca kaleme alınmış bir şiir. Aslında benim burada çözümlemeye çalıştıklarımdan çok daha fazlasını ifade edebilen güçlü metafor ve imgelerle örülmüş oldukça derinlikli bir şiir.
Yusuf Gökbakan şairimizi kutluyor, başarılarının devamını diliyorum. Yolu açık olsun...
***



















