BOZKIRDA ALTMIŞALTI / MUSTAFA ÇİFTÇİ
Bu kitabın ve yazarının ismini ilk olarak "Gönül Dağı" dizisi ile yan yana duymuştum ilham kaynağı olarak (İçinde yer alan yedi öykü diziden bağımsız tabii). Daha sonra Mustafa Çiftçi'nin röportajlarını dinledim, doğallığını gördüm; yazma konusunda da çok kıymetli bilgiler aktardı.
Kitabın başlığını sevdim. Öykülerin mekanı tabii ki plakası 66, iklimi bozkır, besin ve esin kaynağı Yozgat olunca dili ve atmosferi hemen benimsiyorsunuz. Sanki Anadolu'nun bağrında bir köy kahvesine uğramışsınız da laflıyorsunuz hissine kapılıyorsunuz. Eğreti duran hiçbir nokta yok. Yoksulluk, çareszlik, üstü örtülmeye çalışılan aşklarla örülmüş hikayeler ilmek ilmek. Her hikayenin güçlü debisine kapılıp akıntıya bırakıyorsunuz kendinizi.
Cıncık mavisi, Handan Yeşili diye tanımlıyorsunuz kimi renkleri bu kitaptan sonra. "Ensesi Sararmış Adamlar" ı arıyorsunuz eceli yaklaşmış mı hakikaten diye diye hayret makamında. Bu öyküye isnatla mesleki bir dipnot da ben ekleyeyim o zaman. Bir insanın gözünün feri gitmişse bilin ki ölümü de yakınlaşmış demektir. (Diğer tıbbi belirti ve bulgularla birlikte değerlendirildiğinde tabii) Defaatle şahit olduğum bir husustur.
Kara Kedi öyküsü hem güldürdü hem üzdü. İlginç başlığı ve konusuyla en sevdiğim öykü oldu kendisi. "Ankara'daki Evlatlar" "Bir İğne Bin Kuyu" öyküleri de bilhassa erkek evlatlar üzerinde otoriter baba figürünün nasıl devam ettiğine dair önemli nüanslar barındırıyordu.
Son olarak Mustafa Çiftçi'nin öykülerinde de Şermin Yaşar'ın öykülerinde de olaylardan ziyade ete kemiğe bürünmüş karakterler ön planda. Bu da öyküyü, bittikten sonra zihinde neden hala yaşattığımızı açıklıyor sanırım.
Özetle "Bozkırda Altmışaltı" yazarla tanışma kitabımdı. Ayrıca öğrendiğime göre bu eser, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 2014 yılında en iyi öykü kitabı seçilmiş. Çok iyi bir referanstı benim için herbir öykü, herbir karakter. Yazarın diğer kitaplarını gözü kapalı alırım, tavsiye ederim. Okuyunuz, okutunuz, kitapla ve öykülerle kalınız.



















