BİLİNMEYENE
kalır mı sızısı
geride,
hiçliğe atılan adımın,
hele
düşünce bir de
girdabına “bilme”nin;
sorarım:
meçhul müdür artık,
rüya diye giyilen
o öksüz kuyu,
yoksa
gidilenin sırrı mıdır,
paylaşılmayan…
“tamam” dedim,
yittim;
“yürü” dedim,
bittim;
oldum
yandım da,
külüm arttı
sonraya
yadigâr…
- sahi, kalır mı
sızısı,
adımın;
hani hiçliğe atılan…-
yoksa öcü mü
beklenir,
alınır diye
bir gün,
düşmeden
girdabına
“bilme”nin,
ve
yadigâr kalan
külüm
serpilirken
üstüne
dünyanın…
sordum,
tarifini ölümün,
duymaya sağırken
onca kesildiğim kulak,
siz varın,
“bilmesin“ deyin,
benim için,
nasılsa düşen benim,
yiten;
hiçliğinizde,
avucumda “bilme”nin en yalın hali;
lal!...
Editör: Hamiyet Su Kopartan



















