İÇTEN İÇE
Yüce dağ başında duman pus varken,
Yandı yanacak bu kül içten içe.
Şu yalan dünyada ömür yas varken,
Ağlar gözlerimde sel içten içe.
Dünya bir gölgelik konanlar göçer,
Zaman dediğin şey göğü de deler,
Felek her bir kula bir libas biçer,
Eski yeminler "ah" der içten içe.
Cahilin sohbeti kalbe yük olur,
Kâmilin kelamı derde kök olur.
Aşkla yürüyen döngü hep yek olur,
Yakar mecnunları çöl içten içe.
Garip gönlüm bilmez mülkü binayı,
Hangi tabip sarar bende yarayı?
Kader bizim ile açtı arayı,
Çekildi sineme mil içten içe.
Yâr elinden içtim zehirli aşı,
Yastık ettim bastım bağrıma taşı.
Bozkırın rüzgârı tozlu yoldaşı,
Niyazım sanadır duy içten içe
İçimdeki hasret büküyor beli,
Bilinmez yerlere savurur yeli.
Hazana vurdukça feleğin eli,
Sızlar inceden bir tel içten içe.
Kapkara yazılmış garibin bahtı,
Ayrılık hançeri sineme battı.
Allah’ım neyleyim sarayı, tahtı,
Kavrulur yürekte köz içten içe.
Ecel şerbetini sunsalar bir gün,
Aslımız rüyadır ölüm bir düğün.
Kavuşmak vaktiymiş o yâre bugün,
Gördüm ki ağlıyor kul içten içe.
Halilî'm kelamı söyleriz sazla,
Yürünmez sevdada sitemle, nazla.
Gönülden gönüle giden niyazla,
Dökülür dillerden söz içten içe.
***
