Bir Liderin Yolculuğu, Bir Milletin Uyanışı
27 Aralık 1919, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’ya gelişi ve ulusal kurtuluş mücadelesinde Ankara’yı merkez olarak seçtiği gündür. Bu tarih, sadece bir geliş değil; bir milletin kaderini değiştiren adımın atıldığı gündür. O gün, Anadolu’nun kalbi yeniden atmaya başlamıştır. Ziya Gökalp'e göre; "Büyük adamlar ortaya attıkları mefkûrelerin icatçıları değil, keşfedicileridir."

Mayıs 1919’da Anadolu’ya geçen Atatürk, Erzurum Kongresi'ni Temmuz1919'da, Sivas Kongresi’ni de Eylül 1919’da toplayıp vatanın bağımsızlığına yönelik kararlar alınmış; vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığını sağlamak için de Atatürk’ün başkanlığında ulusu temsil etmek için bir “Temsil Heyeti” kurulmuştu. Ancak Temsil Heyeti’nin ulusal direnişi örgütlemesi için de Anadolu’da sağlam bir karargâha ihtiyacı vardı.
Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nı, hem merkezi hem güvenli hem de cephelere çok uzak olmayan Ankara’dan yönetmeye karar verdi. Gerçi 1920’lerde Ankara haraptı Ankara yoksuldu. Ekonomisi çökmüş Ankara, ulusal direnişten yanaydı. İstanbul’da olmayan o “kurtuluş inancı” Ankara’da vardı. Ayrıca Ankara, köklü geleneklere sahipti; her şeyden önce Ankara, Türk kültürünün yaşadığı bir kentti.
Örneğin, Oğuz töresi hâlâ burada varlığını sürdürüyordu. Âhilik kurumu ve lonca geleneği vardı. Âhilik ve loncalar zor zamanlarda birlik bütünlük, dayanışma ve yardımlaşma ile toplumu ayakta tutmayı başarmıştı.
Ayrıca çeşitli tekkeler, seymenler, zeybekler, esnaf cemiyetleriyle Ankara, hem örgütlü hem düzenli ve disiplinli hem de hareketli ve dinamik bir görünüme sahipti. Ankara’da, Saray saltanatının ağzına bakmadan, kendi kaderini kendi eline alma kararlığını gösteren kitleler vardı. İşte Atatürk, bütün bu nedenlerle ulusal kurtuluş mücadelesinin karargâhı olarak Ankara’yı seçti.

Şimdi Temsil Heyeti, Sivas’tan Ankara’ya geçecekti. Ancak 1919 kışında bu durum hiç de kolay değildi. Hava buz gibiydi, kar yağıyordu. Sivas Lisesi’nin önü Mustafa Kemal Paşa’yı uğurlamaya gelen Sivaslılarla doluydu.
Kapıda üstü açık, ikisi dolma biri şişme lastikli üç otomobil bekliyordu. Birinci otomobilde Temsil Heyeti Reisi Mustafa Kemal, Temsil Heyeti üyelerinden eski Bahriye Nazırı Rauf Bey, eski Washington Büyükelçisi Ahmet Alfred Rüstem Bey; ikinci otomobilde eski Bitlis Valisi Mazhar Müfit, eski Mutasarrıf İbrahim Süreyya, yaverler Cevat Abbas ve Muzaffer; üçüncü otomobilde Bnb. Hüsrev, Bnb. Refik, Hakkı Behiç ve Yzb. Bedri beyler yolculuk edecekti.
Mazhar Müfit (Kansu) yolculuktan önce, “Bütün mevcut nakdimiz ancak yol için 20 yumurta 1 okka peynir ve 10 ekmeğe yettiğinden bunları aldırdık.” diyor. “Para bulamazsak yolda aç kalma ihtimali vardı.” diye de ekliyor. Mazhar Müfit, yola çıkmadan önce bir kefil ve senet karşılığı Sivas Osmanlı Bankası’ndan biraz borç para bulmuştu. Otomobillerin lastiklerini ve benzini de Sivas Amerikan Mektebi’nden almıştı.
Atatürk ve beraberindekiler 19 Aralık 1919’da Kayseri’ye vardılar. Yolculuk çok zordu. Yolda Mazhar Müfit’in bulunduğu otomobilin lastiği patladı. Bir yerde de kara saplandılar. Kayseri’den gelen yardımla kurtarıldılar. 21 Aralık’ta Mucur’a ulaştılar. O gece Mucur’da kalıp Aralık’ta Mucur’dan Hacıbektaş’a geçtiler.
Hacıbektaş’ta Çelebi Cemalettin Efendi’nin misafiri oldular. 24 Aralık’ta Kırşehir’e geldiler. Hava çok soğuktu. Kırşehir Gençler Derneği günler önceden hazırlık yapmıştı. 200 atlı Gölhisar Çiftliği tepelerinde, büyük bir kalabalık da kentin girişindeki Kılıççı Köprüsü’nde Atatürk’ü bekliyordu. Vali Ali Hikmet, Atatürk’e “Hoş geldiniz?” dedi. Kırşehir ileri gelenlerini takdim etti. Kurbanlar kesildi. Yol kenarındaki tarlada Atatürk’ün gelişi şerefine Kırşehirli gençler cirit oynadılar. Atatürk burada gençlere çok etkili bir konuşma yaptı.
Kuvayımilliye’ye, milli iradeye, ulusal direnişe vurgu yaptı. O gece Kırşehir’de kaldılar. Ertesi gün Kaman’a geçtiler. Geceyi Kaman’da geçirdiler.

Ankara günlerdir Mustafa Kemal'i karşılamaya hazırlanıyordu. İstanbul Hükümeti’nin Valisi Muhittin Paşa, milli kuvvetlerce Ankara’dan çıkarılmış yerine Yahya Galip Bey getirilmişti.
Ankara’nın güvenliğini Ali Fuat Paşa sağlıyordu. Tüm hazırlıklar tamamdı. En önemli hazırlık Seymen Alayı’nın kurulmasıydı. Enver Behnan Şapolyo anlatıyor: “Ankara halkı, tarihin pek eski devirlerinden beri Seymen düzülme adı verilen bir Türk ananesini milli vicdanında gizli bir sır olarak yaşatmakta idi.
Seymen Alayı daima kızılca günlerde kurulurdu. Yani milli felaket günlerinde, bir beyliğin ve bir devletin yıkılış sıralarında; halk yeni bir devlet kurmak ve başlarına yeni bir reis seçmek istediğinde Seymen Alayı kurulurdu. Bu alay yeni devleti kurar yeni reisi seçerdi. Bu töre, Türk’ün mucizeli bir mefkûresiydi. Bu sebepledir ki Oğuzlar, tarihin hiçbir devrinde devletsiz kalmamışlardı…” Ankaralılar cuma günü Namazgâh adlı tepede toplanmışlar, orada öğle namazı kılıp dua etmişler ve oraya bir sancak dikmişlerdi.
Atatürk, 27 Aralık 1919 Cumartesi günü Ankara’ya gelecekti. Kış başlangıcıydı. Dağlara, yüksek yerlere, Dikmen sırtlarına kar yağmıştı. Fakat o cumartesi günü hava günlük güneşlikti. Günlerdir sabırsızlıkla Mustafa Kemal'i bekleyen Ankaralıların heyecanı büsbütün artmıştı. Kentte bir bayram havası vardı. Yaşlılar, hastalar ve bebeklerden başka herkes sokağa dökülmüştü.
Öğleüstü Ulucanlar’dan kalkan Seymen Alayı, Hacıbayram Camisi’nin önünde toplandı. Kayyum Dede dua etti. Kurban kesildi. 700 yaya Seymen ve 3000 atlı Zeybek kıyafetinde Seymen düzülmüştü. Üç grup Seymen Alayı vardı. Her grubun başında birer Seymen bayrak taşıyordu. Bayrakların önünde Baltacılar, sağ omuzlarında iri baltalar, sırtlarında silahlarıyla ağır ağır ilerliyordu. Yaya Seymenlerin arkasından atlı Zeybek kıyafetli Seymenler geliyordu.
Atlı erkekler arasında Ertuğrul Gazi dönemindeki “Bacı Erenler” gibi kadınlar da vardı. Seymen Alayı’nın ardından rengârenk cübbeleriyle Ankara’daki çeşitli tarikatlara mensup dervişler geliyordu. Dervişlerin ardından esnaf loncaları geliyordu. Keçeciler, bakırcılar, demirciler, çıkrıkçılar, nalburlar, tiftikçiler, kasaplar, bahçıvanlar, urgancılar, saraçlar, kunduracılar, terziler, dokumacılar…
Resmi karşılama heyetinde Müdafai Hukuk Cemiyeti üyelerinden Müftü Rifat Efendi, Bnb. Fuat Bey, Kınacızade Şakir Bey, Aktarbaşızade Rasim Bey gibi pek çok kişi vardı. Dikmen bağlarının eteğinde de Emin (Sazak) ve Ankara esnafından Naşit Efendi bekliyordu. 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa ve Vali Vekili Yahya Galip Bey ise Gölbaşı’na kadar gitmişlerdi.
27 Aralık 1919 Cumartesi… Saat 15.10’u gösteriyordu. Tam o sırada uzaklardan bir otomobilin korna sesi duyuldu. Kızılyokuş toz dumana karıştı. İki otomobil, alkışlar ve “Yaşa!..” sesleri arasında homurdanarak ilerliyordu. Çankaya ve Dikmen sırtarında güzel sesli hafızlar ezan ve salat okuyordu.
Davullar zurnalar yeri göğü inletiyordu. Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Paşa geliyordu. Kızılyokuş’un altında iki büyük sancak dikilmişti. Otomobiller orada durdu. İki kurban kesildi. Biraz ileride bir kurban daha kesildi. Karşılama heyeti de burada bekliyordu. Atatürk otomobilinden indi.
Herkesin ayrı ayrı elini sıktı. Biraz yürüdü. Zeybek kıyafetindeki 700 Seymenle karşılaştı, “Merhaba Efeler!” diye seslendi. “Sağ ol Paşa hazretleri” dediler. Halk, “Yaşa, var ol!” sesleriyle ortalığı inletiyordu. Atatürk yürüyor, otomobil onu takip ediyordu. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin kurulacağı yerde Ankara uleması bekliyordu. En başta Müftü Rifat Efendi (Börekçi) vardı. Rifat Efendi, Atatürk’e, “Hoş geldiniz, safa geldiniz. Memleketimizi aydınlattınız. Canla başla sizinle beraberiz.” dedi. Atatürk de Rifat Efendi’ye teşekkür etti.
Sözün özü: Ankara, emperyalist Batı’nın “Hasta Adam” dediği ölüm döşeğindeki Osmanlı’yı değil, Batı emperyalizmine karşı direnen yeni Türkiye’yi temsil ediyordu. Ankara, saltanatın ve Sarayın değil, ulus iradesinin ve TBMM’nin karargâhıydı. 27 Aralık 1919’da Atatürk’ün Ankara’ya gelmesiyle Türkiye’nin kaderi değişti. Vatanın bağımsızlık, ulusun egemenlik ve toplumun çağdaşlık savaşı Ankara’dan yürütüldü. Türkiye Cumhuriyeti, Ankara’dan yükseldi.

Başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu güzel vatanı düşman işgalinden kurtarıp bize vatan yapan bütün şehit ve gazilerimizi saygı ve minnetle anıyorum. Ruhları şad olsun.
Selam saygı ve sevgilerimle.
Yararlanılan Kaynaklar:
Şevket Süreyya Aydemir’in “Tek Adam Mustafa Kemal (1919-1922)”
Mazhar Müfit Kansu “Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber” kitapları.
***



