Belli çevrelerde sosyal medyada eski bir tartışmanın yeniden alevlendiğini görüyorum. Bu da, Afganistan’daki onlarca etnik gruptan biri olan Hazaralarla ilgili.
Hazaraların etnik kökeni uzun zamandır tartışma konusu. Türkiye’de milliyetçi çevreler, Hazaraların Türk asıllı bir halk olduğunu savunuyor, buna karşın hiçbiri sağlam tarihi kaynak gösteremiyor. Bu çevreler, Hazaraların Türk’lüğünü savunurken ne onları tanıyor, ne de onların yaşadığı ülke olan Afganistan’ı. Hadi derin uzmanlık gerektiren konuları bırakın Google’da arama yapmadan Afganistan’ın belli başlı kentlerini ve Hazaraların yaşadığı bölgelerin isimlerini sayın desen, hiçbiri doğru yanıt veremezler.
Bunu nereden mi, biliyorum? Yıllardır bu çevrelerle tartışma içindeyim, Prof. Dr. Veya Doç. Dr. unvanlı kişilerin hiçbir soruma doğru dürüst cevap veremediğine bir değil, onlarca kez şahit oldum.
Peki, Hazaralar kimdir? Hazaraların etnik kökeniyle ilgili genel kabul gören kanı, onların Cengiz Han’ın Orta Asya ve bugünkü Afganistan’ı işgali sırasında bölgeye yerleşen bir Moğol kabilesi olduğu yönünde. Cengiz Han Afganistan’da bin kişilik kaleler kurmuş ve bu birliklere Farsça’da binlik anlamına gelen “Hazara” denmiş. Bizim yakından tanıdığımız Hezarfen Çelebi’nin Hezarfen (bin bir ilim bilen anlamında) lakabı da Farsça’daki Hazar veya Hezar sözcüğünden geliyor.
Cengiz Han’ın ölümünden 50-60 yıl sonra Orta Asya ve Horasan bölgesindeki Moğol kabileleri yerli halka karışarak Türk’leşti, Fars’laştı ve Müslümanlaştı. Orta Asya’daki Nayman, Kerey, Kongrat, Barlas ve Çağatay gibi Moğol kabileleri Kazaklar, Kırgızlar ve Özbekler arasına karışarak Türk’leşirken, Afganistan’dakiler Hazara adını alarak Tacik’leşti. Hemen belirtelim, bazıları Hazaraları, Hazar Denizi çevresinde kurulan Hazar İmparatorluğu ile ilişkilendirmeye çalışsa da bu konuda elle tutulur sağlam bir kaynak yok.
Peki, Hazaraların kendileri etnik kökenleri konusunda ne diyor, diye soruyorsanız, hemen söyleyelim: Bu soruyu, bulundukları ortama, ülkeye ve şartlara göre cevaplıyorlar. Mesela Hazaralar Türkiye’de Türk, İran’da Fars ve Almanya’da ise Ari kökenli olduklarını iddia ediyorlar. Başka bir deyişle, tıpkı bir bukalemun gibi bulundukları ortama göre renk değiştiriyorlar.
Hazaralar için din, dil, ırk ve etnik köken hiç önemli değil. Önemli olan, herkesin duymak istediğini söyleyerek maksimum fayda sağlamak. Nitekim, Avrupa ve ABD’ye giden Hazaralardan birçok kimse din değiştirerek Hıristiyan oldu. Dikkatinizi çekerim, Afganistan’dan yurt dışına çıkıp da din değiştiren tek etnik grup, Hazaralar. Hıristiyan olan bir Özbek, Türkmen, Tacik veya Peştun göremezsiniz.
Hazaraların bulundukları ortama göre renk değiştirmeleri, Şii inancındaki takiyye geleneğinden geliyor. Takiyye, biliyorsunuz bir tehlikeyi savuşturmak veya bir fayda sağlamak için bile bile yalan söylemek veya bir şeyleri inkâr etmektir. Afganistan’ın tek Şii etnik grubu olarak Hazaralar da bu geleneği büyük bir maharet ve ısrarla sürdürüyorlar.
Azerbaycan, İran ve Afganistan’daki Türk grupları bırakın; Kazakistan’dan Tataristan’a ve Yakutistan’a kadar en ücra bölgelerdeki Türk asıllı gruplar bile el ayak, ağız burun veya sayılar gibi temel kelimelerde birleşirler ve aynı kelimeleri kullanırlar. Çünkü köken aynıdır ve ortaktır. Oysa Hazaralar anadili olarak Afgan Farsça’sı Dari’nin bir alt şivesini konuşurlar.
Türkiye’deki Afgan gruplar arasında en iyi örgütlenenler (dolayısıyla kendilerini en iyi pazarlayanlar) Hazaralardır. Dernekler kurarak Ankara, Istanbul ve Trabzon’da çok iyi örgütlenmişlerdir ve Ülkü Ocakları gibi gruplara da kendilerini Türk asıllı olarak en iyi şekilde pazarlamışlardır. Nitekim Türkiye’de okuyan ve akademik kariyer yapan bir avuç Hazara, kendilerinin Türk asıllı olduklarına dair onlarca kitap, yüzlerce makale yazarak kayda değer bir PR çalışması gerçekleştirmişlerdir.
Nitekim bu çalışmalar sayesinde artık Hazaralar Türkiye’de genel anlamda Türk kökenli bir halk olarak kabul ediliyor. Bu yüzdendir ki, Afganistan’ı şöyle kulaktan dolma bilgilerle tanıyan birçok Türk akademisyen “Hazaralar Türk asıllıdır” diyor ve kaynak olarak da Hazaraların yaptığı bu çalışmaları gösteriyorlar.
Türkiye’de gözlemlediğim bir şey şu: Orta Asya’dan gelen her çekik gözlü ve yassı burunluyu Türk kökenli sanıyorlar. Oysa buna halk dilindeki bir deyişle “gördüğün her sakallıyı baban sanma” diyerek cevap vermek mümkün. Doğrudur, Moğollar aynı bölgenin insanı olmaları dolayısıyla Kazaklar ve Kırgızlarla birçok ortak yöne sahiptir. Buna rağmen ikisi farklı halklardır.
Türklükten söz açılmışken, belirtelim: iddia edildiğinin aksine Macarlar da Türk değildir, aksine Altaylardan gelen akraba bir halktır. Macarların en büyük özelliği, Hunların ve Atilla’nın mirasına sahip çıkmalarıdır. Oysa Hunlar geçtiğimiz yüzyıllarda tamamen eriyerek ve asimile olarak hem kültür hem din hem de örf-adet olarak bambaşka bir halka dönüşmüştür.
Macar Başbakanı Orban’ın Türkiye’ye ve diğer Türk devletlerine yakınlaşması ve toplantılara katılması, Avrupa ile sorunlar yaşaması yüzündendir. Eğer ilişkiler rayında gitseydi, Macaristan bize bu denli meyletmezdi. Unutmayın, Osmanlı döneminde Macar Krallığı Hıristiyanlığın yılmaz bekçisiydi ve bize karşı yüzlerce yıl savaşmıştı.
Türkler olarak, “biz Türküz, sizdeniz” diyen herkese inanırsak, kucağımızı ve gönlümüzü açarsak, fena halde yanılırız ve ileride büyük hayal kırıklıkları yaşarız. Sırf çıkar, menfaat sağlamak için “ben sendenim” diyen birine karşı ihtiyatlı yaklaşmak gerek.



