ŞANLIURFA’DA BİR AKŞAMÜSTÜ
Güneş, Balıklıgöl’ün sularına devrilirken
Eski bir taş kemerin gölgesine sığınıyor zaman.
Urfa sokaklarında, dar ve dolambaçlı geçitlerde
Hava, taze kavrulmuş kahve kokusuyla ağırlaşıyor.
Bir köşede bir kadın, sabırla dokuyor günün kalanını,
Avlusuna dökülen serinlikle yıkayıp acılarını.
Çocukların sesleri karışıyor hanların uğultusuna,
Her taş, bin yıllık bir sırrı fısıldıyor gelip geçene.
Biliyorum, bu kadim şehrin bağrında
Yaralar da derin olur, sevdalar da.
Ama her akşamüstü, o kızıl göğün altında
İnsan yeniden inanıyor yarına,
Toprağın sıcaklığına, suyun sabrına ve insana...
***




















Orhan Sarı
Editör Bilgi ŞAKAR Gözetiminde Gül KAÇAR’ın Şanlıurfa’da Bir Akşamüstü Şiiri Üzerine Birkaç SözTelkâri; Mezopotamya’da M.Ö. 3000’li yıllarda altın, gümüş gibi değerli madenlerin ince tellere dönüştürülerek itina ile ören geleneksel işleme sanatı… Anadolu’da Mardin ve Midyat’da daha çok ermeni ustalarda hayat bulmuş; bir ihtimal erken kalkıp hayatı göğüsleyen bu nedenle güneşi doğurtan yezidi kadınları da süslemiştir.. Bu saptama itina, titizlik, kusursuzluk ihtiva etsin ve şimdilik burda dursun.
Düz yazıda cümle; şiirde dize veya dize kümesinin bir manayı, anlamı, duyguyu ifade ederken bir tamlık hissi vermesi beklenir. Özne, yüklem, tümleç bir tamlığı ifade eder. O yüzden bir duyguyu, düşünceyi, bir dileği tam olarak anlatan kelime dizisine düz yazıda cümle, şiirde dize ve dize kümesi (beyit, dörtlük vs…) denir. Şiirde bu tamlık bu netlikde değildir. Bu tamlık da burada durup kendi kendini mayalasın.
İfade; tren gibidir. hareket ettiricisi özne ve yüklemdir. Tren yük veya yolcu taşır. Bu da yeterince vagon demektir. Vagon çoksa lokomotifin takatı düşer, yetersizleşir. Tren hantallaşır. ifade etmek istediğiniz şey flulaşır. Hiç vagon yoksa lokomotifin hareketi manidar olmaz. Rasyonel bir tren olmaz. Salt özne-yükleme yapılan konuşmanın güçlüğü ortada… Demek ki yeterince vagon yani özne ve yüklem dışında nesne kullanmalıyız. Ve asıl anlatmak istediğimiz sözcükleri yükleme yani lokomotife yakın olmalı ki kıymetli yük işlemi görsün. Trende kıymetli maden, para taşıyorsa öncül vagonlara alınır. Değersizse en son vagona konur.
Gül KAÇAR’ın Şanlıurfa’da Bir Akşamüstü şiirine bakıyorum. Kadim bir kent itinalı sözcüklerle ve de yeterince ihtiyaç kadar kelime ile telkâri özeninde yazılmış. Herhangi bir sözcüğü hınzır bir düşünceyle atabilir miyim, çıkarabilir miyim diye deniyorum; ifadedeki tamlık buna izin vermiyor. Telkâri özeni ve ifade tamlığı nedeniyle sizdeki karşılığımın ne kadar manidar olduğunu bilmemekle birlikte içten tebrik ederim. Sadece şiir erken bitiyor. Seni bitmeyecek dahası var beklentisine sokuyor ve de seni hazırlamadan bitiyor. Aniden denize açılan yalıyar yazlıkları gibi… Taş kemer gölgesine sığınan zaman, kalan günü bir kadının sabırla dokuması, taşın bin yıllık sırrı fısıldaması imgeleri çok başarılı… 1 ay önce