EYLÜLÜ ÇİZSEK
Rüzgâr, dökülse diyorum içimden.
Ne suçu var ki daha suyunu dalından içmeyi bitirmeyen yaprakların.
Hep eylüle yükleniyor hüzün nedense
Kasıma şikayet etsem vedaları,
Onun da kendine hayrı yok ki.
O eylülden daha çırılçıplak sanki.
Yağmur, sırrını anlatsa
bulutlara,
Neden küsüp avuçlarımıza inceden inceden nasıl düştüğünü.
Şehir, bir günlük göç etse diyorum,
Taşı, toprağı bir günlük yalnızlığın ne demek olduğunu anlasa
Ve ayrılık şarkıları sussa bir müddet.
Göç etse insanlar diyorum, hatıralarına
Ve günahlarına basa basa göç etse iyiliklere.
Ve iyilik...
Ve sevaplar...
Kanatlanıp yorgunluğun çatlaklarını birer birer mühürlese
Kul denen aciz ümmetin.
Geceye renkli resimler çizebilse diyorum, yıldızların ışığı
Ve yakamozlar mehtabı da koluna takarak zamanın tualinde mutluluğa imrenerek baksa.
Yalanlar ve yalanlar toprağa gömülse kefenlere sarılarak insanların yerine.
Gül kokusunda başı dönerken sevdalıların,
Gülen yüzlerin yurdu kurulsa diyorum.
Ve yeniden çocuk, genç, yaşlı demeden bir hayat doğsa.
Ölüm aşkın kıskançlığından herhangi bir zamanda
Ve kurma kollu bir saatte kahrından ölse hemen oracıkta.
***



















