CEKET
Koca bir ömrün aynası
Yaşamın kavgasıydı
Ceket evdi ceket ocaktı
Acıya gardaştı
Ceket ana avrattı
Ceket babaydı
Külhanbeyinin narası kadar mağrur
Delikanlının son cigarası gibi vakurdu
Düşküne yastık olurdu
Yoksula yorgan oydu
Mahkumun yoldaşı
Köylünün sırdaşıydı
Garibanın son kurşunu
Efendiliğin dik duruşuydu
Ceket namustu
Babam ceketini kapının arkasına asardı
Gözünün önünde gözü gibi bakardı
Onun kutsalıydı
Takım elbisesi bile onun yerini hiç tutmadı
Zaten düğme de kullanmazdı
Ölürdük gülmekten
En fazla bir elinin parmak uçları ile
Göbek üstünde toparlardı ki
O da adab-ı hürmetten
Cebine el atılmaz
Ne var ne yok bakılmazdı ayıptı
Evde olmadığı zamanlarda bizi
Sanki o ceket korur kollardı
Evde bir ağırlığı bir saygınlığı vardı
Sanki baba yarısıydı
Anam yıkardı da kuruyuncaya dek
Evden dahi çıkmazdı
Eskiyene kadar giyer
Giyilemeyecek hâle geldiğinde ancak
Yenisini alırdı
Eskisi hep yad edilir
Yenisi eskisinin yerini tutmazdı
Ceket deyip geçmeyin
Yenisi giyeni bey ederdi
Efendiliğin simgesi
Eskisi muhanete muhtaç olmanın diyeti
Tek servetti
Kimi zamanda kimsesizliğin imgesi
Bir ceketim kaldı denirdi mesela
Küsen ceketini alıp giderdi
Meteliksiz kalan param yok demez
Bir ceketim kaldı derdi
Ceket şerefti
Adamlığın sembolüydü
Ölünce de üzerine örtü
Bakarsan görürsün
Bakmazsan âmâ
Ceket haysiyetti
Velhasıl anlayana
***



















