Oyalı Kâse Romanı Işığında Tesbitler

Şükrü Doruk

12-10-2026 11:23

Advert

Edebiyatımızın ve düşünce dünyamızın en kıymetli hazineleri, ne yazık ki popüler kültürün ve hızlı tüketim çağının tozlu rafları arasında unutulmaya terk ediliyor. Samimi bir emekle, güçlü bir kurguyla ve köklü tarihimizden beslenerek kaleme alınan eserler hak ettiği ilgiyi görmezken; Batı merkezli anlatılar hayatımızın merkezine kurulmaya devam ediyor. Oysa dönüp arkamıza baktığımızda, sadece edebiyat değil, insanı ve ruhu anlama noktasında da muazzam bir medeniyet mirasının üzerinde oturduğumuzu görürüz.

​Geçtiğimiz günlerde Bekir Develi’nin sunduğu Peynir Gemisi programında klinik psikolog Dr. Mehmet Dinç’in altını çizdiği hakikatler, bu duruma tutulmuş tam bir fener niteliğindeydi. Sunucunun, bugün psikoloji ve terapi dünyasındaki yaklaşım ve ekollerin tamamen Batı tandanslı oluşuna dikkat çekerek yönelttiği "Bizim medeniyetimiz ruh bilimine dair hiç mi bir şey söylemedi?" sorusuna Dr. Mehmet Dinç’in verdiği cevap, hafızalarımızı tazelemek adına son derece kıymetliydi.

​Avrupa’nın Orta Çağ karanlığında psikolojik rahatsızlıkları "şeytanlaşma" olarak görüp insanları yakarak ya da zindanlara kapatarak güya tedavi ettiği bir çağda; bizim medeniyetimiz insan ruhunu incitmeden iyileştirmenin yolunu bulmuştu. Edirne’deki Darüşşifa’da su sesiyle, makamlı müziklerle, sıcak suyla ve mis kokulu çiçeklerle ruhlar teskin ediliyordu. Selçuklu’da Kayseri’deki şifahanelerde uygulanan tedavi yöntemleri bir yana; eğer bir köyde psikolojik sorun yaşayan biri varsa sırf o insana güzel bakılsın, toplumdan dışlanmasın diye o köyden vergi dahi alınmıyordu. İnsanı ve ruhunu merkeze alan bu derin şefkat anlayışı, Batı’nın yüzyıllar sonra keşfetmeye çalıştığı hümanizmin çok ötesindeydi.

​İşte tam bu noktada bir paragraf açıp edebiyatın bu hakikati aktarmadaki gücüne değinmek gerekiyor. Ayfer Güney’in Oyalı Kâse romanı, son yıllarda okuduğum en nitelikli, kurgusu en güçlü eserlerden biri. Roman kahramanlarının diliyle Edirne Şifahanesi’nde uygulanan o nazik tedavi yöntemleri anlatılırken, aynı dönemin Avrupa’sındaki perişanlık ve cehalet de gözler önüne seriliyor. Fakat ne acıdır ki böyle nitelikli eserler hak ettiği geniş kitlelere ulaşmakta zorlanıyor.

​Bizim kendi tarihimizden, değerlerimizden ve medeniyet mirasımızdan ilham alarak yeni eserler ortaya koymamız şart. Afrika atasözünde de belirtildiği gibi: "Aslanlar kendi hikâyelerini yazmadığı sürece, avcıların başarı hikâyelerini dinlemek zorunda kalırız."

​Bu yüzden Oyalı Kâse gibi köklü bir medeniyet şuurunu ve insan odaklı ruh hekimliğini işleyen eserler sadece kitap sayfalarında kalmamalıdır. Bu romanın senaryolaştırılarak beyaz perdeye aktarılması, sinema diliyle kitlelerle buluşturulması elzemdir. Görsel dünyayla büyüyen nesillere kendi medeniyetimizin inceliğini anlatmanın en etkili yolu, bu kaliteli eserleri birer film projesine dönüştürmektir.

​Kendi şifahanelerimizi, kendi insan anlayışımızı ve kendi hikâyelerimizi anlatmaktan vazgeçmediğimiz gün, avcıların değil aslanların çağı başlayacaktır.

***

 
Editör: Seher Uslu

DİĞER YAZILARI Şiire Dair 01-01-1970 03:00 Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti 01-01-1970 03:00 Alma Ağacı 01-01-1970 03:00 Biz... 01-01-1970 03:00 Yönetme Sanatı 01-01-1970 03:00 Sahte Adamlar 01-01-1970 03:00 Doğrusu Bu 01-01-1970 03:00 Başkası Olma Kendin Ol 01-01-1970 03:00 Asgari Hayat 01-01-1970 03:00