Vuslatı Yitik Mektuplar / Zafer Direniş

Yazan: Zafer Direniş -VUSLATI YİTİK MEKTUPLAR
Advert

SÖYLEŞİ - 23-08-2024 15:59

VUSLATI YİTİK MEKTUPLAR

Canım Firuze’m,

Biliyor musun, bugün hüzünler yine her yanımı sardı. Öylesine düşüncelere daldım ki okyanus rıhtımlarında... Kendimi güç attım kalabalıklar arasından sessiz bir köşeye. Hüzünlere kapıldım yokluğunla Firuze’m! Tepemde kanat çırpan üç beş martının cilveleştiklerini izliyorum rüzgârın uğultuları arasında.

Yakınımdan beni süzerken kim bilir; ’'Bu garip neyler yapayalnız buralarda?” diye fısıldaşırlar aralarında. Hıçkırıklarımı martılar duymasın diye oturduğum banka başımı dayadım. Hırçın dalgaların sesine de kulaklarımı tıkadım. Şimdi ne hayaller içindeyim Firuze'm?

Asileşen rüzgârın derinlerden beni yaralayan mahzun ıslığı kulaklarımdan duygularıma giresi var arsız arsız... Okyanusu hiç sorma. O da benim gibi dertli mi ne? Belli ki dalgaların umursamaz çığırtkanlığı onu yormuşa benzer. Üzerinde kuşları bile taşıyamaz mecalsizliğe düşmüş görünümünde. Yüzyılların yorgunluğu üzerinde. Yalnızlığa terk edilmiş gibi şubat ayazında. Belki de ondan asileşiyor.

Bulanıklaşan suyunun maviye küs hırçınlığı koynunda barındırdığı balıkları, üzerinde taşıdığı yelkenleri, devasa gemileri korkutmuşa benziyor. Ben, onun dalgalarını senin nazına benzetiyor, senin siülietini görüyorum okyanusta. Ela bakışlarınla bakıyorum ona sen de beni hisset diye. Bilirsin, kalp kalbe karşıymış. Gecenin bu saatinde pencerenin perdesini sıyırarak boğazın sularını izliyor musun bir tanem? Hani kahve içtiğimiz rıhtımı, Eyüp Tepesi’ni gözlerinin önüne getiriyor musun?

Başbaşa olduğum okyanusla seni düşlerken oturduğum bankta ellerim cebimde ufku, bulutlar arasından bize görünmek için kendine yol arayan dolunayı süzerken nasıl da canlanırsın gözlerimde, hayalimde Firuze’m… Nasıl sızlanırım, nasıl boğulurum yokluğuna. Öylesine garipsedim ki kendimi bugün. Yanımda olmanı ne de çok istedim şimdi! Çok yalnızım Firuze’m, çok!.. Sana yanan şu yüreğim sıcaklığına muhtaç, şefkatli kollarına hasret! İnan sevdiğim, hiçbir şeyde gözüm yok, ne malda ne de mülkte... Sen ol yanımda yeter! Dünya bile umrumda olmaz yanımdayken sen!.. Yalnızlık ikimizi bitirdi!

Geçenlerde gelen mektubunu koynumdan çıkarıp satırları kelime kelime okuyorum sensizlik düğümlenerek nefesime... Firuze’m, şimdi yanımda olsaydın, tutuşsaydık el ele.. Nefesimizin yettiğince koşsaydık ıslak değmiş kumsallarda. Rüzgârın kudurmuşluğuna meydan okusaydık bağrımızı gere gere...

Çıplak ayaklarımızla okyanusa koşsaydık, tepinseydik sularında!. Kem gözlere öpücükler atsaydık umursamaz neşemizle. Ama yoksun ki Firuze’m! Göz pınarlarım kurudu be bir tanem!

Mektubunda demişsin; "Sensizlik beni yedi, bitirdi sevgilim!" diye. Ya beni Firuze’m? İnan takatim kalmadı, yaşama sevincimi yitirdim. Ölecek gibi oluyorum bazen, gitmiyor adımlarım, ferim son durağına gelip dayanıyor! Direniyorum, topluyorum gücümü daha yaşayacağımız günlerin hatırına...

Ah Firuze’m! Bu ayrılıkların sonu gelecek mi? Seni kollarımla sımsıcak sarabilecek yıldızlı gecelerimiz olacak mı? Ay ışığında yakamozların keyiflerine keyiflerimizi katacak bahar düşlü günlerimiz gelecek mi? İnşallah, Tanrı dualarımızın kabulünü tez zamanda bize ulaştırır Firuze’m!

Bak; gün yavaş yavaş bitiyor, ben gibi... Gün kızıllığa gömülüyor ve ben yine karanlıklarda kalacağım. Yarasalar başıma üşüşecekler, parçalayacaklar duygularımı, sensiz odalara hapsedecekler beni. Dövüneceğim imkansızlıklara. Belki de isyan edeceğim kaderin adaletsizliğine! Kavgalar çıkaracağım gece kulüplerinde hiç sebepsiz!

Canım yanıyor, yüreğim sen diye atarken alev alevim ayazların ortasında Firuze’m! Öylesine yorgunum, öylesine açım ki sana; koynumda sakladığım fotoğrafınla, gül endamının sevecenliğinde doyuruyorum yüreğimin açlığını. Mektuplarına serpiştirdiğin kokularınla kendimi umutsuzluklar çukurundan çıkarıyorum. İçim az da olsa ferahlıyor geleceğin günlerine. İçimi ısıtan şu resmin ve mektuplarında olmasaydı Firuze’m, inan ben çoktan ölürdüm içime düşürdüğün aşkının özleminde!.. Bu nasıl bir aşksa eritiyor beni günbegün!

Şimdi kalkıp nere gideyim Firuze’m? Sokaklar bana yabancı, sokak lambaları inadına loş, kalabalıklar kasten benden kaçar. Kimseler yok. Nemi eksik olmayan gözlerimde kanlı yaş... Sağa-sola bakıyorum ürkek tavırlarımla. Kaldırımlar dağ oluyor adımlarıma, yürüyemiyorum. Ölüm sessizliği çöktü içime Firuze’m! Zorlardayım, ne olursun gel.

Zar zor gelebildim evime Firuze’m! Masamın başına geçip açtım sana yazdığım şiirlerin defterini. Mısralarıma damla damla seni işleyeceğim, seni yaşatacağım. Bana hediyen pembe kalemi aldım elime, yazmaya başlıyorum seni Firuze’m! Radyoyu da açtım memleket ve sen kokan türküleri dinleye dinleye, efkârların göbeğinde bakalım nasıl bir şiir çıkacak yüreğimden Firuze’m! Sen başından aşağı şiirsin, destansın gönlümde.

Firuze’m, bu mektubumu yarın tezden postaya vereceğim. Ne olur cevabın bir saat bile gecikmeden yaz hemen! Sadece mektuplarındır diyar-ı gurbette beni hayata bağlayan. Onu da sakın geciktirme olur mu? Her satırın benim yaşam kaynağımdır. O nurlu ellerinle yaz, yaz ki nefesini hissedeyim tâ iliklerimde...

Seni önce Tanrı’ya, sonra da memleketime, Yeditepe’ye emanet ediyor; alnından öpüyorum ülkemin ak gelini Firuze’m.


Editör: Hamiyet Su Kopartan

Günün Diğer Haberleri