Kokusu Kalan Mektup / Nevin Aktekin Gülfırat

Nevin Aktekin Gülfırat -KOKUSU KALAN MEKTUP
Advert

ÖYKÜ - 12-05-2026 21:21

KOKUSU KALAN MEKTUP

“Gitti dediğin; gün gelir, kokusuyla döner.”

Açlığın, uykusuzluğun, bedenin sınırlarının ve insanın benliğiyle mücadelesinin sınandığı bir televizyon programıydı. Günlerin, haftaların, ayların birbirini izlediği bu yayın akışında katılımcılar yalnızca fiziksel olarak değil, duygusal olarak da sınanıyordu. Stüdyonun ışıkları her yeri aydınlatıyordu. Kameralar en küçük hareketi bile yakalıyor, büyük ekranlarda yüzler büyütülerek izleyiciye sunuluyordu. Müsabakanın en ağır kurallarından biri haberleşmenin yasak oluşuydu. Bu yüzden haftanın birincisine tanınan kısa bir iletişim hakkı çoğu zaman bir lokma yemekten, gece uykusundan daha kıymetliydi. Çünkü bazı özlemler bedeni değil, insanın içini üşütüyordu.

Herkesin nefesi tutulmuştu.

Kimi annesini düşünüyor, kimi eşini, kimi hâlâ kundakta olan bebeğini… Kimi de hasta yatağında yatan kardeşini.

Her birinin içinde, hasretle karışık ayrı bir dua vardı. Ve kazananı açıklama anı gelmişti. Sunucu kendisine ulaştırılan sonucu ilan etmek üzereydi. İsimler, hikayeler, umutlar, sevinçler… Hepsi o kâğıtta saklıydı.
Ve o an geldi.

“Bu haftanın kazananı milli futbolcumuz Arda Demir!”
Yirmi beş yaşında, güçlü, dayanıklı; dışarıdan baktığımızda hiçbir şeye yenilmeyecek gibi duran bir sporcumuz. Evet böyle anons edilmişti edilmesine de insanın mahiyetinde olanı kimse dışarıdan göremezdi.

Ödül açıklandığında stüdyoya bir uğultu yayıldı. Kazanamayanların gözlerinde biriken yaşlar, dev ekranlara yansımıştı. Biri boynunda sevgilisinin resmi olan kolyeye dokunuyor, öteki monitöre bakıp eliyle kalp işareti yapıyordu. Kamera  ödülü kazanan Arda’nın yüzünde sabit durdu. O, bir an sanki orada değil, kendi içinde bir yere bakar gibiydi.

Tam o sırada zihninden geçenler yüzüne yansımıştı.
Onu tanıyanlar bilirdi.

Çocukluğundan beri en çok babasının gölgesine hasret büyümüştü. Kazandığı maçlarda artık onun olmayacağını bilse de yüreğindeki eksiklikle gayriihtiyari tribünde gözleri hep onu arar,
her gol sonrasıysa semaya bakar, orada biri varmış gibi el sallar, kendisini izlediğini hissettiği babasını sükut ile selamlayarak anardı.

Annesi ise bu sessizliğin dilini ezbere bilirdi. Oğlunun güçlü duruşunun ardında, eksik kalan o sesi, “Aferin oğlum!“ cümlesini ne kadar özlediğinin farkındaydı.

Sunucu başarılı yarışmacıya  döndü:

“Evet Arda, sevdiklerinden birini arayıp konuşmak ya da gönderilen bir mektubun sana ulaştırılması hakkını bu hafta sen kazandın, hangisini istersin?

Arda hiç tereddüt etmeden konuştu: “Ben bir mektup istiyorum. Ölen babamdan; içinde kokusu hâlâ duran. Bunun mümkün olmadığını biliyorum ama yine de bunu gerçekleştirebilir misiniz?” derken sesi çatallaşmış gözleri dolmuştu.

O an stüdyoya derin bir sessizlik çöktü. Spiker öylece donakaldı. Mikrofonu elinden kayacakken son anda tuttu. Işıklar aynıydı ama biraz daha karartılmış hissi verildi. Kadraj Arda’nın yüzünde  sabit kalmıştı.

Bu isteği oradaki ve ekranlardaki nice insanların ,kendi içlerinde eksik kalmış yanına dokunmuştu.

Kulaklığına  iletilenler ile moderatör şaşkın bir şekilde; “Bir dakika lütfen, size ulaştırılmak üzere bir mektup varmış.”

Alandaki bakışlar önce hayretle birbirine, sonra da milli futbolcuya ve oradan da içeriye gelen stüdyo şefine döndü.

Elinde sararmış zarfla ve ağır adımlarla yürürken ayak sesleri tüm sessizliğin içinde yankılanıyordu. Zarfı uzatırken duraklayarak yavaş bir ses tonuyla konuştu:

“Anneniz… ‘Eğer oğlum yarışma esnasında  iletişim ödülünü kazanırsa o gün benim sesimi duymaktan çok babasından kalma bu mektuba daha fazla ihtiyacı olacak. O, babasına çok düşkündür. Ondan kalan bu emanetin ona ulaşması için en doğru vakit budur. Lütfen bunu evladıma ulaştırın eğer kazanamazsa da elendiği gün verirsiniz iyi bir teselli olacağına inanıyorum. Artık bu emaneti ona ulaştırmanın vaktidir.’ diyerek,  daha önce  prodüksiyona bırakmış.”

Bazı köklü hatıralar vaktini bilir, sahibini bulurdu. Bırakılan yadigarı alan Arda’nın elleri titriyordu.“İsterseniz şimdi açın.” diyen  sunucunun kısık  sesi, artık mesleğini yapan biri değil, şefkatli bir insan haliydi.

Zarfı hemen  açmadı. Önce onu parmaklarının arasında tuttu. Sonra usulca kalbindeki hasreti benliğinin en derinine çekerek kokladı. Stüdyoda çıt çıkmıyordu.

Çünkü bazı anlarda sükut içinde yaşamak ve yaşanmasına izin vermek gerekliydi. Arda gözlerini kapattı. Ve o kokunun içinden çok uzak bir zamana geçti. 
Bir topun peşinde koştuğu, babasının “Aferin oğlum!” diyerek saçlarını okşadığı, akşam kapının açılmasını beklediği; elinde top, krampon ve küçük paketlerle gelen o sessiz sevgiyi hissettiği zamanlara…

Koku; bazen de sessiz bir iz değil, geriye sarılıp dönen bir vakit dilimiydi.

Arda o an anladı:
Bazı ödüller verilmezdi.
Gitti dediğin yerden,  gün gelir kokusuyla geri dönerdi.
***

Editör: Deniz İmre

Günün Diğer Haberleri