ŞİİR ÜZERİNE - 5 -
Truva Edebiyat Dergisi yazarlarından Sayın Sabahat Sarıca’nın “Beyaz” başlıklı yazısını okuyunca ondan izin almadan ama hoşgörü gösterebileceğini sandığım bu metni yazma isteğim oluştu.
Biz öğretmenler öğrencilerden, edebiyat dersindeki kompozisyon faaliyetlerinde öykü türü örneğinde yazılar yazmalarını isteriz. Bu bütünü istemeden önce çocuklara tasvir teknikleri, gördüğünü betimleme becerisi, olay örgüsü anlatımı, portre oluşturma, öykü kahramanları tipolojisi oluşturma, sözcük tekrarından kaçınan kelime seçimleri, cümle içerisinde sözcük sıralamasında yaşanan anlatım kayıplarını; nesnel olguları, öznel yargılarla anlatabilme; teşbih, tenasüb vb sanatları tanıma ve kullanma alışkanlığı, öyküyü sonlandırabilme gibi teknik becerileri de kazandırma yeterlikleri kazandırdıktan sonra öykü türüne ürün vermeye taşırız.
Parçaları çalışarak bütüne gideriz. Yazabilmek için sözcük dağarcığı gerekli. İnsanoğlu konuşma ve günlük hayatın yazışmaları sanılandan az sözcükle karşılanır. Yetkin konuşma ve yazmada temel yeterlik, aktif tutabildiğin yani kullanabildiğin kelime niceliğidir. Bu da çok nitelikli okuma ve etkin konuşma temrinlerine bağlıdır.
Tartışma, münazara kümeleri bunun için vardır. Bir de genel anlamlı sözcüklerden kaçınıp öznel anlamlı sözcük seçimi, konuşma ve yazmayı başarılı kılar.
Bunu “Yukarıdan aşağıya çiçek kokuları yayılıyordu.” cümlesini “Dağların doruklarından vadinin derinliklerine, ıtır kokuları yayılıyordu.” ifadesinin; anlatım zenginliği zeminindeki mukayesesinde örneklemek isterim.
Hangi cümlenin ifade estetiği taşıdığının takdirini bu metni okuyanlara bırakıyorum. Bu edebi ifadelere, terim ve her disipline ait literatür bilgisi ile erişebileceği aşikârdır. Edebiyat öğretmenliğim boyunca öğrencilerime roman özetleri, şair-yazar incelemeleri gibi aktarmacı tarzda hiç dönem ödevi vermedim.
Balıkların adları, çiçeklerin isimleri gibi dizinli ödevler verdim. Renkleri “limon küfü, patlıcan moru, vişne çürüğü gibi…” derlemelerini istedim. Ne yalan söyleyeyim şiir veya metin yazarken de bu tasniflerden yararlandım. Bazen de çevre ve yerel epope kırıntıları topladım. Kurtuluş Savaşı sözlü anlatım hikâyeleri gibi… Mezar taşlarındaki lirik anlatımlı, ömür özetli; kısa anlatım ve dizeleri toplattım. Farkındalığı, çevre gözlemini diri tutmaya çalıştım.
Hangi renklere hangi içsel nedenlerle sıcak ya da itici yaklaşıyoruz. Renk estetiğine hangi karmaşık süreçlerle karar veriyoruz. Gözümüzle beynimiz arasında hangi çevre ölçüt ve kuşatmalarla renk tercihlerinde bulunuyoruz.
Doğaldır ki bu konuda birkaç paragrafla yazabilirim ama Sabahat Hanım’ın ‘’Beyaz” başlığıyla başladığı ve de sürdüreceğini düşündüğüm renk anlatım sınırlarına girme nezaketsizliği oluşturduğundan metni burada sonlandırmalıyım. Sanırım ona da ufuk açıcı olma hadsizliğimi tolere eder. Saygılarımla…
***
