OSMANLI BAKİYESİNDEN GENÇ TÜRKİYE CUMHURİYETİ’Nİ ANLAMAK
Birinci Dünya Savaşı'nın üç cephesi vardır:
1- Saldırı Cepheleri: Kafkasya Cephesi; Kanal (Mısır) Cephesi
2- Savunma Cepheleri: Çanakkale Cephesi; Irak Cephesi; Suriye-Filistin Cephesi; Hicaz-Yemen Cephesi
3- Sınır Dışı Müttefik Cepheleri: Galiçya Cephesi; Makedonya Cephesi; Romanya Cephesi; İran Cephesi…
Bunların içinde Kafkasya Cephesinin Sarıkamış Harekâtı: 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda (93 Harbi) neticesinde kaybedilen Kars, Ardahan, Artvin ve Batum’u geri almak; Kafkasya üzerinden Orta-Asya ile bağ kurmak, Almanya’nın Kafkas petrol kaynaklarına erişim sağlamak amacıyla 22 Aralık 1914 - 5 ocak 1915 tarihleri arasında yapılmıştır…
Ağır kış şartları, lojistik eksiklikler, askeri taktik ve sevk hataları sonucunda; donma, açlık, tifüs hastalığından dolayı 60 bini donarak 78 binin üzerinde şehit verilmiştir.
Çanakkale Cephesi: İngiltere ve Fransa’nın İstanbul’u ele geçirmek, Rusya’ya yardım isteği amacıyla yapılmıştır. Osmanlı Devleti’nin zaferle kazandığı ana cephe savaşıdır. Bu savaşla ilgili destansı hikâyeler Türk insanının hafızasında taze olduğundan ve tek başına bir külliyat oluşturduğundan çok teferruat vermeyeceğim. Savaşın toplam insan kaybı 500 bin civarındadır. Türk zayiatı 250 bin civarındadır. 57. Piyade Alayı 49’u subay ve 3.638 er olmak üzere 3.687 personelden oluşmaktadır. 5 Mayıs itibarıyla 10 subay ve 704 ere düşmüş; 2061 kişi şehit olmuştur.
Irak Cephesinde Kut'ül Amare: İngiltere, Basra Körfezi’nin güvenliğini sağlamak ve Bağdat’ı ele geçirmek için Irak Seferi'ni başlattı. Selman-Pak Muharebesi’nde Osmanlı kuvvetlerine yenilen 8 bin kişilik İngiliz birliği Dicle kıyısında Kût’ül-Amâre kasabasına sığındı. 7 Aralık 2015 - 29 Nisan 2016 tarihleri arasında 5 ay boyunca kuşatıldı. Yardıma gelen kuvvetler püskürtüldü. 13 binden fazla İngiliz askeri esir alındı. Osmanlı Devleti'nin Çanakkale Savaşı'ndan sonra 2. büyük zaferidir. Zaferin ardından Halil Paşaya Kut Fatihi unvanı ve Atatürk tarafından da "Kut" soyadı verilmiştir.
Hicaz - Yemen Cephesi Savaşı’nda da Fahreddin Paşa’nın Medine Savunması ünlüdür. I. Dünya Savaşı sırasında İngilizlerin kışkırtması ile Şerif Hüseyin liderliğinde Arap isyancılara karşı kutsal toprakların 2 yıl 7 ay süren savunmasıdır. Bu müdafaa "Çöl Kaplanı" ve "Medine Müdafaii" ünvanlarıyla tanınan Ömer Fahreddin Türkkan tarafından sevk ve idare edilmiştir. Paşa Hz. Muhammed'in kabrinin (Mescid-i Nebevî) bulunduğu bu kutsal şehrin düşme riskine karşı Kutsal Emanetleri (300 parça) ve 2 bin asker eşliğinde gizlice İstanbul’a gönderebilme başarısını da gösterebilmiştir.
Medine’deki Osmanlı garnizonu Mondros Mütarekesi'ne göre silah bırakan son Osmanlı birliğidir. Lojistiği kesilen tarihin imkânsızlıklara rağmen verilen en büyük direnç savaşı örneklerindendir. İaşe kıtlığı çekirge yenilerek aşılmıştır.
Görülmektedir ki dünya tarihinin ilk küresel savaşı Osmanlı ordusuna 700 bin şehit ve 200 bin civarında esir ve kayıpla çok ağır bir hasar vermiştir. Bu daha sonra verilecek Kurtuluş Savaşı'nın insan kaynaklarını etkilemiştir. Savaşın Osmanlı Devleti'ne ekonomik yükü 1.5 milyar dolardır. Bu rakam, İttifak Devletleri'nin toplam savaş maliyetinin yaklaşık %1,5'ine denk gelmektedir.
Savaş masrafları; dış borçlar ve karşılıksız para basma ile karşılanmıştır. I. Dünya Savaşı öncesi Osmanlı ordusu 180.000 - 230.000 kadarken seferberlikle 3.059.205 asker silah altına alınmıştır. Sahadaki asker sayısı 800.000 civarındadır. Mondros Mütarekesi sonrası ordu 50.000 kişiye düşürülmüştür. Toplam kayıp 1.785.800 - 1.788.200 (şehit, yaralı, esir, hasta) civarındadır. Ağır kış koşulları, hastalıklar, iaşe eksikliği, savaşın uzaması gibi nedenlerle firar edenler 500.000’i bulmuştur. 200.000 - 202.152 asker esir düşmüştür. Osmanlı Devleti'nin savaş öncesi nüfusu 18.5 milyondur. Yaklaşık 9,7 milyon askerin ve 10 milyon sivilin öldüğü Birinci Dünya Savaşının insan kaynakları açısından blançosu budur.
Bu niceliklerin hazin sonucu, savaşta bir nesil tükenmiştir. Bir jenerasyon yitirilmiştir. Bir popülasyon yitirilmiştir. İnsan kaynakları tüketilmiştir. Aktif nüfus üretici güç olmaktan çıkmıştır. Tarım ve hayvancılık köyün kadınlarına ve yaşlılarına kalmıştır. Tarımda mekanizasyon bulunmamaktadır. İnsan ve hayvan emeğine muhtaçlık yüksektir. Teknoloji üretilmemektedir. Bilgi dağarcığını artırmak ve bu bilgiyi yeni veya geliştirilmiş ürünler, süreçler, sistemler ile hizmetler tasarlamak için yürütülen sistematik ve yaratıcı çalışma anlamına gelen AR-Ge (Araştırma ve Geliştirme) yoktur. Üretim atölyeleri ve fabrikaları yok düzeyindedir. Henüz endüstrileşmenin önemi yeterince anlaşılmamış ve hamlesi de yapılmamıştı.
Entelektüel birikim kıttı. Batı ıslahatları nedeniyle askeri Rüştiye, İdâdî, harbiye, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûn, Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn, Hendesehane askeri okullarından gelen insan kaynağımız vardı. Savaş meydanlarında da yetkinleşmişlerdi. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyetinin kurucu iradesini bu asker aydınları oluşturdu.
Hürriyet ve İtilaf Fırkası geleneğinden gelen kalpaklı genç ittihatçılar öncülüğünde; ulusal irade ve ortak liderlik altında halkın milli birliği sağlamak, vatanın sınırlarını ve bağımsızlığını korumak mücadelesinde vatanı temsil edecek Temsil-i Heyetiye yetkisinde, Kuvâ-yı Milliye'yi etkin, irade-i milliyeyi hâkim kılmak şiarıyla yola çıkılan destansı çabanın ürünüdür: TÜRKİYE CUMHURİYETİ…
Kurtuluş Savaşı öncesi manzar-ı umumiyenin küllerinden yeniden doğma becerisini gösterebilmiş çabanın adıdır: TÜRKİYE CUMHURİYETİ…
***
