Minnet Borcu / İbrahim Halil Mantıoğlu 

İbrahim Halil Mantıoğlu -MİNNET BORCU
Advert

ÖYKÜ - 22-05-2026 13:40

MİNNET BORCU

İstanbul'un en lüks iş merkezlerinin yükseldiği o gürültülü caddenin köşesinde, yıllardır aynı noktada dururdu simitçi tezgâhı... Tezgâhın sahibi Muhsin Efendi, otuz yıldır oradaydı; kimin ne kadar parası var, kimin derdi ne, adımlarından anlardı.

​Ancak bir adam vardı ki Muhsin Efendi'nin otuz yıllık tecrübesini altüst ediyordu.

​Bu adam, şehrin en büyük holdinglerinden birinin sahibi olan Baran Bey'di... 

Herkes onu lüks arabalarından, şık takım elbiselerinden ve televizyonlardaki başarı hikâyelerinden tanırdı... Fakat Baran Bey, her öğlen saat tam 12.30'da, arkasında iki korumasıyla holding binasından çıkar, doğruca Muhsin Efendi'nin tezgâhına gelirdi.

​Günde milyonlarca liraya imza atan bu zengin adam, öğle yemeği olarak sadece bir tek simit yerdi.

İşin daha da tuhafı, cebinden hiç para çıkarmaz, Muhsin Efendi'ye hafifçe baş eğip, "Muhsin Usta, bugünkünü de deftere yaz, sonra helalleşiriz." derdi.

​Muhsin Efendi ilk başlarda şaşırdı, ama "Zengindir, nakit taşımıyordur.” diye düşündü. Hakikaten de Baran Bey, her ayın sonunda korumasıyla bir zarf gönderir, bir aylık simit borcunun katbekat fazlasını öder, üstüne de Muhsin Efendi'ye yüklü bir bahşiş bırakırdı. Yani aslında borcunu fazlasıyla ödüyordu.

​Bu durum aylarca böyle devam etti. En sonunda Muhsin Efendi'nin merakı, gururunu ve çekingenliğini yendi. Bir gün Baran Bey tam simidini alıp arkasını dönmüşken Muhsin Efendi dayanamadı:

​"Baran Bey oğlum, bir dakika bakar mısın?" dedi.

​Baran Bey gülümseyerek döndü.
"Buyur Muhsin Usta, bir sorun mu var?"

​"Yok be oğlum, sorun yok da... Benimki sadece yaşlılık merakı... Sen koskoca holding sahibisin.  Altında son model arabalar, arkanda korumalar... Ama her öğlen buraya gelip tek bir simit yiyorsun. Üstelik parası cebinde olduğu halde her gün borç yazdırıyorsun. Ay sonu fazlasıyla ödüyorsun, eyvallah, ama neden? Neden her gün borçlu kalmayı seçiyorsun? İnan. merakımdan geceleri uyuyamaz oldum."

​Baran Bey'in yüzündeki tebessüm derinleşti. Bakışları uzaklara, çok eski zamanlara; geçmişe gitti. Tezgâhın yanındaki küçük tabureye oturdu ve anlatmaya başladı:

​"Muhsin Usta... Ben otuz yıl önce bu caddeye ilk geldiğimde, sırtında yırtık bir ceketle iş arayan, günlerdir ağzına tek bir lokma koymamış, yirmi yaşında bir gençtim. Kimse bana iş vermedi, yüzüme bile bakmadı. Açlıktan gözüm dönmüştü. Tam bu köşede, senin şu an durduğun yerde yaşlı bir simitçi amca vardı. Belki hatırlamazsın, senden önceki simitçiydi.

​Yanına gittim, ‘Amca.’dedim. ‘Çok açım. Bana bir simit verir misin? Söz, iş bulduğumda gelip borcumu ödeyeceğim.’
Adam yüzüme baktı, hâlimi anladı. Bana bir değil, iki simit uzattı. “Borcun olsun evlat, ne zaman kazanırsan o zaman ödersin.” dedi. 

​Ben o simitlerle hayatta kaldım. Ertesi gün bir tekstil atölyesinde iş buldum. Gece gündüz çalıştım. Ama ne yazık ki ilk maaşımı alıp o amcaya borcumu ödemeye geldiğimde onun vefat ettiğini öğrendim. Borcum mahşere kalmıştı. O günden sonra çok çalıştım, çok zengin oldum. Ama içimdeki o çocuk hep o simitçiye borçlu kaldı."

​Muhsin Efendi büyülenmiş gibi dinliyordu. "Peki." dedi. "Bunun benimle ve her gün borç yazdırmanla ne ilgisi var?"

​Baran Bey, Muhsin Efendi'nin nasırlı ellerini tuttu ve gözlerinin içine bakarak o şaşırtıcı sebebi açıkladı:

​"Muhsin Usta, insan çok zengin olunca, her şeyi parayla satın alabileceğini sanıyor. Gurura kapılıyor, nereden geldiğini unutuyor. Ben her öğlen buraya gelip o simidi yiyorum ki bir zamanlar bir simide muhtaç olduğumu kendime hatırlatayım.

​Ve her gün sana 'Borç yaz.' diyorum. Çünkü ben bu hayata hâlâ borçluyum. Yarın sabaha çıkacağımın, holdingimin batmayacağının bir garantisi yok. Her gün birine borçlu uyanmak, beni kibirden koruyor. Sana borçlu kalmak, bana parasızlığımın geçmediği o aç günleri, insanlığı ve en önemlisi haddimi hatırlatıyor. Ben o borçlu hissi kaybetmekten korkuyorum Muhsin Usta... Eğer o borç silinirse ben de o eski, vicdanlı Baran'ı kaybederim."

​Baran Bey ayağa kalktı, ceketinin önünü ilikledi, şaşkınlıktan ve duygusallıktan gözleri dolan Muhsin Efendi'ye selam verip holding binasına doğru yürümeye başladı.

​Muhsin Efendi ise arkasından bakarken elindeki eski borç defterine göz gezdirdi. O günden sonra, Baran Bey'in adının yazılı olduğu o sayfayı hiç koparmadı... Çünkü anlamıştı ki o defter sadece simitlerin değil, bir adamın vicdanının ve geçmişine olan saygısının defteriydi.

***


Editör: Deniz İmre

Günün Diğer Haberleri