FINDIK İÇİM
Rüyalar gecelere verilirken
hayaller gündüzlere armağan edilmişti.
Turgut düş kurmadan yaşayabilen insanlardan değildi.
O ve eşi Sevim, mutluluklarına tutundukça içlerindeki sıkıntıyı hafifletebiliyordu.
Yine de adam bazen en mutlu anlarında bile köyde bıraktığı sesleri hatırlardı.
Hafta sonu tatilini dinlenmeye ayırmışlardı. Pencerenin önündeki koltuklara oturmuş, bahar güneşinin kendilerini mutlu etmesine izin veriyorlardı.
Sevim eşine döndü, “Bir kahve içelim mi?” diye sordu.
Turgutun gözlerinin içi ışıldadı. Eşine baktı, tek gözünü kırptı.
“İyi olur.” der gibi başını salladı.
O tek göz kırpışı, gözlerinde biriken sevgi pıtırcıklarını yaylım ateşi gibi etrafa saçıyordu.
Sevim kalkmadan elini adamın bacağına koydu.
“Ben şimdi kahveleri yapıp getireyim.” diyerek mutfağa geçti.
Turgut, bacak bacak üzerinde atmış oturuyordu. Eşi giderken ayağını indiriverdi, sanki bu küçük hareket bile bir saygı belirtisiydi.
Füme rengi eşofman altına gri çorap giymişti. Ama başparmağı çorabın ucundan dışarı çıkmış, başını uzatan kaplumbağa gibi etrafı seyrediyordu.
Ayağına baktı. Ayakkabı bulmakta hep zorlanırdı. Böyle anlarda hep annesini hatırlardı.
Tek gözü seğirdi. “Canım anam…” diye iç geçirdi. Annesinin sözleri aklına düşüvermişti. “Ayakların bebek mezarı kadar var.” deyişi duygulandırdı, özlem gözlerini ele geçirmiş, pencere pervazında dolaşıyordu. İstemsizce camdan dışarıya baktı. Ağacın dalları, havanın durumunu gösterir gibi sallanıyordu.
Dökülen saçından sonra başı iyice açılmıştı. Farkında olmadan başını kaşıdı.
Babasının ölümünden sonra annesi ona şöyle demişti: “Turgut’um, şehire git evladım. Ana yüreği yanar ama sen hayatını kurtarırsın. Bu kadar tarla kimi doyuracak?”
Annesinin buğulu gözleri hâlâ gözlerinin önünde asılı gibiydi.
Oturduğu yerde geniş omuzlarını dikleştirdi. Seğiren gözüyle salonun her yerine bir göz attı.
“İyi ki gönderdin beni anacığım… Ama sana hasret kaldım. Seni yanıma gelmeye sonunda ikna ettim derken acı haberin içimi dağladı. Sol yanım iyileşmeyecek yara gibi kaldı. Çok şükür her şeye kavuştuk. Senin hasretin hariç.”
Kahve daha gelmeden kokusu salona yayılmıştı. Adam eşinin sesiyle irkildi, daldığı hayalinden sıyrılıp bir gözünü kırparak eşine baktı. Turgut, boyu omuzlarında kaldığı için eşine hep “fındık içim” derdi. Onu yine seyiren gözüyle karşıladı. “Oo, fındık içim gelmiş!” diyerek mutluluğunu gösterdi.
***
