MELİSA ve MENESA
Çocukların kalbi birer cennet bahçesidir. O bahçenin bahçıvanı, suyu, havası, baharı annelerden başkası olamaz...
Bir zamanlar yüreği cennet bahçesi olan ve o yürekte envai çeşit güller, çiçekler, ağaçlar, kuşların cıvıltısı, şelalelerden akan suyun şırıltısıyla hayata umutla bakan; karanlığa güneşten bir kurşun sıkacak olan Melisa’nın sanki yüreğinde büyük depremler olmuş, iç dünyası enkaza dönüşmüş gibiydi...
Hayatın yokuşlu yollarıyla erken yaşta tanışmak, bir çocuğun başına gelecek en büyük travmalardan biridir.
Bir bahçenin bahçıvansız kalması sıradan bir travma olmasa gerek...
Melisa'nın yüreği annesizlikten dolayı mahzun, boynu ise bükük... Şu hayatta yeri doldurulamaz bir varlığı kaybetmek eksilmenin en bariz hali değil midir?
Bir çocuğun yürek gücü, annesidir. Anne demek, bir çocuk için kalp ritmi değildir de nedir?
Annesizliği sevgisizlik olarak tarif etmek, abartılı bir yaklaşım olmasa gerek...
Bir çocuğun anneli haliyle annesiz hali arasındaki farkı görmek için bakan değil; gören gözlerle müşahade etmek yeterli olur sanırım...
Annesizliğin yarattığı ruhsal fakat sessiz depremler Melisa’nın yüzünde ve gözlerinde hüzün nakışları çiziyordu. Kendini kimsesiz ve korumasız hissediyor; bu his ona korku, endişe ve suskunluk yaşatıyordu...
Şu yeryüzünde bütün yaralar iyileşiyor da ne yazık ki annesizliğin oluşturduğu yara iyileşmiyor...
Sanırım burada makul anneler için; "cennet annelerin ayağı altındadır" diye buyuran Peygamberin sözü daha iyi idrak ediliyor.
Melisa’nın boynu bükük, gözleri hüzünlü, yüreği buruk… O hüzne büründüğünde, ilahi rahmet ona annesinin gölgesiyle dokunuyor; onu teskin ediyordu. O şefkatli ve merhametli el, merhametle Melisa'nın başını okşuyor, ruhuna inşirah veriyordu. Melisa bu dokunuşu bilmese de, o dokunuş ona huzur veriyordu.
Kimsesizlik hissi her insan için ağır bir travmadır. Bu travma zaman zaman insanı hayattan soğutur, ölümü arzulatır...
Melisa, bu haletiruhiyeyle yaşarken, karanlıkta parlayan yıldızlar misali ışık saçan insanların varolduğunu bilmiyordu. Sayıları az olsa da yıldızlar misali insanlar hâlâ vardı bu yeryüzünde...
Menesa, adı gibi yüreği merhamet ve şefkatle dolu bir insan... Melisa'nın yaralarına ilahi yardım olmak ve ona acılarını unutturmak için koruyucu bir anne olarak hayat yolunda onunla omuz omuza yürümeyi ilahi bir görev olarak kabul ediyordu.
Annesiz Melisa ile evlatsız Menesa hayat yolunda birbirlerini tamamlamak, birbirlerinin yaralarını sarmak, hüzün bulutlarını dağıtmak ve güneşin aydınlığına kavuşmak için birbirlerinin yüreğine dokunarak iki ayrı bedende bir tek yürek oldular...
Menesa gibi bir güneşin doğuşuyla, Melisa'nın yüzünde ve gözlerindeki hüzün nakışları siliniyor, yüreğindeki kuraklık yerini yağmura bırakıyor, ruhsal enkazlar kaldırılıyor ve yeniden bir inşa süreci başlıyordu.
Menesa, ismi ile müsemma olmanın icraatını gerçekleştirerek Melisa'nın acılarını ona unutturuyordu.
Zira “Menesa” demek; “unutturucu” demektir. O, kendi isminin hakkını çok güzel veriyordu...
Aslında insan insana ilahi el, ilahi yardım vesilesi olma şerefine nail olmayı dikkate almalıdır. Şayet insanlar bu düşünceyle hayata ve insana bakabilirlerse, hayatı birbirleri için cennete dönüştürürler.
Şüphesiz bu algının, düşüncenin hayat bulması için insanın zihinsel olarak bağımsızlığa kavuşması gerekiyor.
Hepimiz biliyoruz ki, diğergamlık ancak özgür bir akıl ve iradeyle mümkündür.
Hayat, nice kendini özgür sanan tutsaklarla dolu.
