FRİDA’NIN IŞIĞI VE ŞİFA BULAN RUHLAR
Avşa Adası’na giderken Bursa'da yaptığım o ziyaret, ruhumda derin izler bıraktı. 25 yıllık Profesör arkadaşım Defne'nin kız kardeşine geçmiş olsun dileklerimi iletmek üzere yola çıkmıştım. Ancak karşılaştığım tablo, tahminlerimin çok ötesindeydi.
Kadın, adeta hayatla bağlarını koparmış gibi yatağında boylu boyunca yatıyordu. Vücudu çelik korselerle sarılıydı ve en ufak bir kirpik kıpırdatışında bile acıdan çığlıklar yükseliyordu. “Öldürün beni, bu acıyı kesin!” diye feryat ediyordu sürekli.
Yanına yaklaştım, sesimi en şefkatli tonuma ayarlayarak: “Geçmiş olsun. Allah’ım inşallah sana şifa verir, acılarını dindirir.” dedim. Odadaki herkesin bakışları üzerimde toplanmışken içimden gelen bir ilhamla devam ettim: “Size dünyaca ünlü bir ressamdan bahsetmek istiyorum. Onun fotoğraflarını göstereyim size.”
Telefonumdan özenle seçtiğim iki fotoğrafı gösterdim. İlkinde göğüsleri açıkta, vücudunda tıpkı şimdiki gibi demir korselerle duran bir kadın vardı. Her tarafına çiviler çakılmıştı. İkincisinde ise kendi suretini ceylan kafasına yerleştirmiş, okla yaralanmış ve acı çeken bir figür… “Bu kadın” dedim, “Frida Kahlo.”
Üçüncü resmi gösterdim; o, Frida’nın hayatının ta kendisiydi. Onun yaşam öyküsünü, çektiği acıları her şeye rağmen sanatına nasıl tutunduğunu anlattım. Sözlerime anlam katmak, kalbine dokunmak istedim: “Unutma ki her acının sonunda Allah’ın sana bir mükafatı olacaktır, yeter ki sabret.”
Ve işte o an, 2008 yılında İzmir Frida Sanat Galerisi’nde kişisel sergimde yazdığım Frida Kahlo’nun bilgece sözleri döküldü dudaklarımdan; tıpkı o anın ruhuna yazılmış gibi:
Sessizliğin Kudreti ve Kabullenişin Dansı: Frida’ya Aşkın Dansı
“Bu yaşıma gelene kadar öğrendiğim en muazzam şey, tepkisiz kalabilmek. İnanılmaz kırılmış, şaşırmış ya da üzülmüş olsam bile her şeyin olabilirliğini, herkesin her şeyi yapabileceğini kabullenmek.”
FRİDA KAHLO
Frida Kahlo’nun o yürek burkan ama bir o kadar da bilgelik dolu sözleri, adeta aşkın ve insan ilişkilerinin kalbine bir neşter gibi iniyor: “Bu yaşıma gelene kadar öğrendiğim en muazzam şey, tepkisiz kalabilmek. İnanılmaz kırılmış, şaşırmış ya da üzülmüş olsam bile her şeyin olabilirliğini, herkesin her şeyi yapabileceğini kabullenmek.”
Bu cümleler, sadece acıyla yüzleşmenin değil aynı zamanda aşkın en karmaşık dansında olgunluğa erişmenin de bir manifestosu gibi duruyor.
Aşk, çoğu zaman beklentilerle örülü, tüyden hafif bir masaldır. Severiz, sevilmek isteriz, güveniriz, sadakat bekleriz. Ancak hayat, hele de bir kalp diğerine kenetlendiğinde, her zaman yazdığımız senaryoya uymaz. Hayal kırıklıkları, şaşkınlıklar ve derin üzüntüler, bu masalın kaçınılmaz bölümleri olabilir. İşte tam da bu noktada Frida’nın bahsettiği “tepkisiz kalabilmek” denen o mucizevi beceri devreye girer.
Bu, duyarsızlaşmak ya da umursamamak anlamına gelmez; aksine, fırtınanın ortasında bile içsel bir dinginlik bulabilmek, her şeyin – evet, her şeyin – mümkün olduğunu, insanların en derin ve en beklenmedik davranışları sergileyebileceğini kabul edebilmektir.
Bazen sevdiğimizden gelen bir söz, bir tavır ya da bir tercih bizi kalbimizin en derininden yaralayabilir. İlk tepki genellikle öfke, isyan ya da sonsuz bir hayal kırıklığı olur. Ancak bu tepkilerin çoğu zaman durumu daha da kötüleştirdiğini, köprüleri yaktığını ve aslında kendi iç huzurumuzu da bozduğunu deneyimlemişizdir. Tepkisiz kalabilmek; işte bu ilk, yıkıcı dalgayı sönümleyebilme sanatıdır. Bu, bir zayıflık değil; aksine muazzam bir içsel güç göstergesidir. Karşımızdaki ne yaparsa yapsın, ne kadar kırıcı olursa olsun, kendi değerimizi ve içsel dengeyi koruyabilmek, fırtınanın geçmesini bekleyebilmek demektir.
Peki, bu “kabulleniş” aşkı nasıl etkiler? Romantik bir ilişki için kabulleniş, karşımızdaki kişinin tüm kusurları, hataları ve hatta bizi yaralayan potansiyel davranışlarıyla birlikte var olabileceğini bilmektir. Bu, onun her hareketini onaylamak değil, sadece insan doğasının karmaşıklığını ve kırılganlığını anlamaktır.
Sevdiğimizin mükemmel olmadığını, bizim de mükemmel olmadığımızı kabul ettiğimizde; daha az yargılayıcı, daha affedici ve daha anlayışlı olabiliriz. Bu kabulleniş, aşkı daha sağlam bir zemine oturtur; çünkü beklentilerin ağırlığı altında ezilmek yerine, gerçekliğin ve insanlığın tüm çıplaklığıyla aşkı kucaklayabiliriz.
Frida’nın sözleri, romantik ilişkilerde yaşanan acının bir son değil, bir dönüşüm aracı olabileceğini fısıldıyor. Kırılganlığımızı kabul edip, tepkilerimizin anlık öfkesine kapılmak yerine, derin bir içsel sakinlikle olanı gözlemleyebildiğimizde aşkın daha olgun, daha bilge ve daha dirençli bir versiyonunu inşa edebiliriz.
Bu, sevginin sadece mutluluk anlarından ibaret olmadığını, aynı zamanda acının, şaşkınlığın ve kabullenişin dansıyla da var olduğunu anlamaktır. Ve belki de en önemlisi; bu kendi iç huzurumuzun ve değerimizin, başkalarının eylemlerine bağlı olmadığını idrak etmektir. İşte bu yüzden, tepkisiz kalabilmek ve her şeyin olabilirliğini kabullenmek, belki de aşkın en derin ve en romantik derslerinden biridir.
Çünkü gerçek aşk, tüm fırtınalara rağmen ayakta kalabilen ve her şeye rağmen büyüyebilen bir sanattır.
FRİDA’YA AŞKIN DANSI
Yıllar geçer yara izleri kalır bedende,
Lakin ruhunun atlasında, en derin yerde,
Öğrendiğin ders, bir fısıltı, bir seda:
Tepkisiz kalmak evet, işte sensin bu, Frida.
Kalbin bin parçaya ayrılsa da, kırılsa da,
Şaşkınlık büyüse, üzüntü boğsa da,
Her şeyin olabilirliğini kabullendin sen,
İnsan denilen muamma, ne yapsa da.
Aşk bir fırtına bazen sağanak bazen tufan,
Beklentilerle örülü, kırılır zaman zaman.
Duyarsızlık değil bu bir teslimiyet hiç değil;
Okyanusun ortasında dingin bir sahil.
Sözler bıçak olsa eylemler yaksa canını,
İlk öfke dalgasına direndi ruhun an be an.
Bu zayıflık değil muazzam bir içsel kudret;
Kendi değerini korumak, işte bu hikmet.
Kabullenişin dansı kusurlarla dolu sevda,
Mükemmel değil hiç kimse; ne sen ne o ne de ben.
Yargılamadan sevmek affetmek yürekten,
Aşkı gerçek zeminde yaşamak, böylece derinden.
Acı bir son değil bir dönüşümün anahtarı,
Fırtınada bile sakin bir bakış açısı var.
Olgunlaştı aşk bilgeleşti seninle,
Dirençli bir bağ kurdun yıkılmaz gönülden.
Neşe kadar elem de var bu aşk masalında,
Şaşkınlıklar, kabullenişler var her anında.
Kendi huzurun, başkasının elinde değil;
İşte bu yüzden bu ders, en derin bir bilgi.
Çünkü gerçek aşk, tüm fırtınalara rağmen,
Ayakta kalan, büyüyen, eşsiz bir sanatla,
Senin fırçandan dökülen renkler gibi,
Hayatın her rengini kucaklar cesaretle.
Şiirimi bitirdiğimde, odadaki atmosfer değişmişti. Tam o sırada hemşire içeri girdi ve biz balkona çıktık. Orada el yakan kahvelerimizi yudumlarken yarım saat kadar sohbet ettik. Veda etmek üzere tekrar odaya döndüğümde ise gözlerime inanamadım. Az önce hayatından umudunu kesmiş o kadın, saçlarını taramış, yüzüne hafif bir makyaj yapmıştı.
Gözlerinde daha önce görmediğim bir parıltı vardı. Bana dönerek ve sesi titremeden, adeta yemin eder gibi şunları söyledi: “Ben de Frida gibi acılarımla savaşacağım!”
Gözlerindeki yaşam parıltısı, içimi tarifsiz bir sevinçle doldurdu. Arabama doğru ilerlerken beni gören herkes sarılıyor, öpüyor ve yürekten teşekkür ediyordu. Sanki odadaki o acı, benim kelimelerimle, Frida’nın ruhuyla şifaya dönüşmüştü. O gün yalnızca bir ziyaretle değil, kalbimde koca bir umut ve dönüşüm hikâyesiyle ayrıldım.
Saygılarımla.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
